Nihat Genç yazdı…
30 Aralık 2014
Meksika Körfezi’nde BP’nin petrol sızıntısı (dünya tarihinin en büyük çevre felaketlerinden biri) meydana geldiğinde Amerikalılar, BP’ye izin veren politikaların sahibi Obama ve sondaja destek veren muhalif eski Alaska Valisi Palin’i, “Pompala bebeğim pompala!” diye dalgaya aldılar.
Güneydoğu’da iç savaş ateşi parlamaya, harlanmaya başladı, çözüm sürecine tam gaz yola devam eden Tayyip Erdoğan’a şimdi biz ne diyelim? “Pompala Tayyip pompala!”
Hukuku, kurumlarını ve devleti cemaate kaptıran AKP, Güneydoğu’da da egemenliği PKK’ya kaptırdı.
Demokrasi ve hukuku kökünden bu kadar sakatlayan insanlar dur durak bilmiyor, Anayasa değişikliğine doğru tam gaz gidiyorlar. “Türk vatandaşlığı” ibaresi “Türkiye vatandaşlığı” ibaresiyle değiştirilip ülkenin, bir vatanın köküne kibrit suyu dökmenin adına “Süreç” demişler.
Türkiye, ‘tek ürünle’ yönetilen Arap ülkelerine çoktan döndü; tek ürün (petrol), tek kral ve diplomasi yerine ‘Obama’ya bağlı tek telefon’!
Türkiye, operasyon üstüne operasyonla ekranlarda ve gazetelerde ‘tek ürün’, ‘tek tip’ liberal ve İslamcı yazarlar ve tek kralla karşı karşıya.
Ergenekon-Balyoz’un hukuk gaddarlıklarını CNN, NTV ve Habertürk’te yedi yıl eşsiz bir pembe dizi kıvamında izlediniz.
Her ulusun bir tarihi ve duyguları vardır. Yemen Türküsü gibi nicesi türkülerimizle Türkçe, duygu bakımından çok çok zengindir, öyle ki ‘şimdi ağlarım’ diye milyonlarca insanımız türkü dinlemekten kaçınır. Bu milli duygular kalkarsa ‘boşluk’ olur, bu boşluğu illegal vahşi terörist gruplarla dolduramazsınız, toplum infilak eder.
Türkiye’nin büyük bilimsel ve sanayi ve sportif başarılar kazanıncaya kadar yakın geçmişin milli direniş hikayelerine çok ihtiyacı vardır.
“Profesör evrenselciliği” denen, profesör can sıkıntısından türemiş bir ‘evrensel yurtseverlik’ kavramı vardır; bölünme, federasyon tehlikeleri bir gün ortadan kalktığında bu profesör fantezileri ciddiye alınabilir, ancak şimdi ülkede demokrasi, terörist grupların ve cemaatlerin çıkarttığı sesin yüksekliğiyle ele geçirilmiş durumda.
Hem şeriat hem etnik bölünme kapıdayken bu dağılmanın kapısını aralayan “Anayasal yurtseverlik”i infilak ettirici bomba gibi kullanmaya çoktan başladılar bile.
Son yirmi yıldır ‘özgürlük’ başlığı altında birileri fena halde ‘süslü’ konuşarak ülke hamurunu bozdular, etnik ve cemaat yapılarına kapı açtılar.
Pandispanya, yumurta un şekerin çırpılmasıyla yapılan çok hafif ve eskiden pastanelerde tava tava bulunan çok basit bir tatlıydı, şimdi yok, çünkü yumurtanın, unun, şekerin kendisi bozuldu. Pastalarımız rokoko süslerle koltuk perde takımlarına benzemeye başladı, her şey abartı ve gösteriye teslim edildikçe sade güzelliğini kaybetti. Süslü konuşmayla bölünme tehlikesi at başı gidiyor, ülke insanımız bölünmeyi tetikleyen bu süslü konuşmaların ne anlama geldiğini yeni yeni anlamaya başladı.
Geçtiğimiz yedi yıl içinde Türkiye’nin bütün kurum ve muhalifleriyle içeri tıkılıp, sindirilip, ele geçirilip ‘tapusunun’ elinden alınması’ neticeye doğru ilerliyor.
Osmanlı orduları I. Cihan Savaşı’nda yenildi ve topyekûn teslim olup silah bıraktı. Sorumuz şu; galip ülkeler parçalanmış ve dağılmış Anadolu topraklarında bir anayasa yapmış olsaydı, nasıl bir anayasaya yapardı? Şüpheniz olmasın “Anadolu vatandaşlığı”, “Türkiye vatandaşlığı” gibi ‘kavramlarla’. Yani, II. Dünya Savaşı sonrası topyekûn yenilmiş Almanya anayasası gibi bir anayasa yaparlardı.
Zaten bugün nerede bir bölünme, parçalanma, federasyon, ayrılma tartışması varsa profesörlerin getirip önümüze koydukları anayasa, Almanya anayasası. Diğer anayasalardan Almanya anayasasını ayıran tek özellik, şimdi bizim yeni anayasamız için teklif edilen, “Türkiye vatandaşlığı” gibi “Anayasal yurtseverlik”, “Anayasal vatandaşlık” kavramıyla meşhur oluşu. “Anayasal yurtseverlik” kavramı yenilmiş, mağlup olmuş, elinden iradesi alınmış Almanya’ya özgü bir kavram. Şimdi yetmiş milyonluk bir ülke eli silahlı üç-dört bin kişilik terörist PKK’ya yenilmiş gibi “Anayasal yurtseverlik” kavramıyla ülkeyi ortadan ikiye bölmenin resmi müzakeresi içindeler!
Yurttaşlık zaten soyut bir kavram, üstüne bir de “Anayasal yurttaşlık” demek, soyutun soyutu. Bu soyutun soyutu ruhsuz, tarihsiz, kimliksiz kavramı Almanya anayasasına niçin soktular? Almanların tarihleriyle, geçmişleriyle, soy kütükleriyle, dünle ve milli kimlikle bütün ilişkilerini kopartmak için. Almanlar Yahudileri soykırımdan geçirmişti ve bu suç sadece Nazilerin değil bütün Almanya’nın ‘kolektif’ suçu olarak görüldü. Almanya anayasası Yahudi soykırımı travmasıyla yapılmıştır. Sibirya steplerinde iki Eskimo, iki Japon, iki Çinli, iki Afrikalı bir kooperatif kursa vatansız, kimliksiz, tarihsiz aynı “Anayasal yurtseverlik” anayasasını yapar.
Türkiye’ye çözüm sürecini dayatıp, Anayasa’sının en temel egemenlik tanımını değiştirip anayasal vatandaşlığın önünü açmak isteyenler, aynı amaçlarla on yıllar boyunca Türkiye’de ameliyat masasında iş başında.
Sözde Ermeni soykırımını dayatanların amacı da bu: hepimizi ‘kollektif bir soykırım suçu’nun ortağı yapmak.
Tek Parti Dönemi ve Cumhuriyet’e saldıranların asıl hedefi de bu: bizleri gaddar, vahşi, faşist bir geçmişin ‘ortağı’ yapmak için yakın tarihimizin belleğine hücum ediyorlar.
Dersim’le yapılmak istenen de bu; “Andımız”ın kaldırılmasıyla yapılmak istenen de bu…
Yakın tarihin belleğine, hafızasına saldırılarak yakın tarihle, kuruluş ve kurtuluşla, yani anti-emperyalist ve bağımsız bir egemenliğin kökleriyle ‘ilişkimizi’ kesip bizleri vatansız, yurtsuz, tarihsiz, kimliksiz hale getirmek. Göçmen kuşlar gibi boyunlarımıza bir halka, bir numara takmak istiyorlar. Son yirmi yılda milli kimliğe aralıksız saldırılar düzenlenmesinin amacı buydu ve son yedi yılda bu milli kimlik aşağıdan yukarı, yazarından komutanlarına kadar ‘mahkemelere’ taşındı. Cumhuriyet, tek parti, marşlarımız, hepsinin önce manşetlerde kirletilip sonra mahkemelere taşınmasının sebebi bu: geçmişi yıkmak, belleği yıkmak, kolektif bir suç oluşturmak ve sil baştan, sıfırdan yeni bir kimliksiz, geçmişsiz, tarihsiz bir ‘anayasa’ inşa etmek! Bağımsız, egemen, Kurtuluş Savaşı verip Cumhuriyet’i kurmuş ‘iradeyle’ tam anlamıyla bağları kopartmak! Bir esir kampında yönetmelik düzenlemek gibi…
Azılı, suçlu, faşist, soykırımcı ve vatansız, kimliksiz, ruhsuz, köksüz bir anayasayla Cumhuriyet parantezini iptal edip, bütün silahlarını teslim eden Osmanlı’nın son günü Sevr dayatmasına dönmek…
“Çözüm”, “Süreç” deyip nihayetinde gelmek istedikleri yer burası. Tek engelleri muhalifleri nasıl dizginleriz sorusu kaldı, ki, zaman içinde CHP’yi de tasfiye edip, süreç kıvamına sokup, çoktan içini boşaltıp yeniden şekillediler.
Şimdi AKP ve CHP el ele, milli Kurtuluş Savaşı hiç verilmemiş, Cumhuriyet hiç kurulmamış gibi, Osmanlı’nın silah teslim ettiği noktaya doğru sürükleniyoruz!
Bir milletin kimliği ve tapusunun ‘iptal’ edilmesi…
Hiç kimsenin düşünmek dahi istemediği birliğin, düzenin, hukukun ve sadakatin bittiği son noktaya, bir seri operasyonlarla sürüklendik.
Tayyip Erdoğan’ın diktatörleşmesine sebep budur; herkesi susturmak, bastırmak, silmek, ortadan kaldırmak ve yeni anayasayı kabul ettirecek ezici çoğunluğu seçim hileleri ve yasa tanımazlıkla elinde tutmak.
Çözüm sürecinin müzakerelerine bakarsak, hepimizi bir günde Hasan Tahsinleştirecek ‘bir meşum gün’e doğru ilerliyoruz. Genelkurmay başkanı ve yüzlerce soylu aydın ve subayı belgesiz, delilsiz içeri tıktıklarında dahi bu topraklarda insanlar ‘hukuk’a sadakatten şaşmadı.
Ancak şimdi “Anayasaya demokratik sadakat”in son günlerine yaklaşıyoruz.
Ve maalesef kurtuluşu, kuruluşu, yakın tarihi, kimliği, öz geçmişi, hafızasıyla ipleri kopartmak için yola çıkanların en önünde CHP var.
CHP kendini, tarihini, kuruluşunu çoktan inkar etti ve “Süreç” korosuna katıldı; Süheyl Batum’un partiden atılmasına yol açan olay Anayasa Komisyonu’nda bu “Anayasal yurttaşlık” tanımını reddetmesidir.
CHP kendi seçmeninin başına çorap örmüş, çoktan beri AKP’yle süreçte aynı yasaların geçmesine, aynı ifadelerin kullanılmasına onay vererek AKP’yle yola çıkmıştır.
Son yedi yıldır Türkiye’ye bir yığın operasyon çekildi ve CHP bu operasyonlardan payını alıp ruhunu, kimliğini, tarihini savunamaz suçlu haline getirildi. Ve ulusalcılardan temizlenerek işte bu “Anayasal yurttaşlığı” benimseyen destekleyen bir Yeni CHP oluverdi.
Bu saatten sonra artık “Biz soykırım yapmadık” ya da “Cumhuriyet bir Nazi rejimi değildi” ya da “Türk kelimesi ‘ırkçılık’ değildir” diye savunma yapmanın hiçbir anlamı, faydası da kalmamıştır. Bütün bu süreci hazırlayan bir dizi operasyonlar, iftiralar ve mahkemeler hepinizin gözleri önünde cereyan etti.
Hızlı çekim konuşursak, dört bin silahlı adamı olan bir terörist yapının, yetmiş milyon insanın kimliğini, yurdunu, tarihini, egemenlik haklarını elinden aldığını gösteren olaylar yaşıyoruz.
Bu ham romantik hayal öyle ileri bir safhaya vardı ki, PKK şimdi ilçe ilçe, sokak sokak ‘etnik temizliğe’ başladı. Sindirecek, kovacak, göçe zorlayacak.
Şimdi bir İslami yapı yarın Araplar’ı, korucuları, daha yarın kendinden saymadığı aşiretleri temizleyecek. Kobani’de yaptıkları gibi. Zaten genel başkanları Türkiye’nin de ‘kobani’ gibi bir yapıda olmasını teklif ediyor.
Delirmiş bu hayalperestler ve onlara meme verenler bütün bu şımarık vahşi iç savaş oyunlarını bizlerin demokratik sadakati üzerinden oynuyor.
Görünen o ki hepsi rüyada ve burunları havada. Anayasa’da yapılacak kimlik değişimi sonrası büyük, geniş milyonlarca kitlenin demokratik sadakatleri sona erdiğinde olup bitecekleri kimse hesap etmiyor, ateşle oynuyorlar!









