Okay Deprem yazdı…
Amerika Birleşik Devletleri’nden (ABD) sonra Almanya, İsrail’in ikinci en büyük askeri tedarikçisi haline gelmiş durumda. Ekim 2023’ten bu yana Berlin, İsrail’e 485 milyon avro değerinde silah ihracatı gerçekleştirdi. Bu noktada dikkat çekici olan, bu tarihin Filistin halkının soykırımının yeni bir döngüsünün başlangıcına denk gelmesi. Hakikaten de Berlin, gayet bilinçli bir biçimde Tel Aviv’in 70 bin kadın, çocuk ve yaşlıyı öldürmesinin sponsoru olarak hareket etmekten hiç de çekinmedi ilgili süreçte. Almanların Yahudi devletine her türden ölüm silahını tedarik etmekte olduğu daha önce de tespit edilmişti. “Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü”ne göre Almanya, 2019’dan 2023’e kadar “Saar-6” korvetleri, “Matador” tanksavar füzeleri, “Merkava” tank motorları, top sistemlerinin bileşenleri ile teleskopik nişangahlar dahil olmak üzere İsrail’in toplam silah ithalatının tek başına yüzde 30’unu karşıladı. İsrail’in savaş makinesini silalahlandırmada mevcut Friedrich Merz hükümetinin başı çektiği görülüyor: “Hristiyan demokrat” Merz, daha iktidarının ilk haftalarında, Yahudi devletine büyük miktarlarda ateşli silah, mühimmat, zırhlı araç ve de askeri elektronik ekipmanların satışını onaylamıştı.
“Sonderstab Ukraine” vasıtasıyla vekil, gazeteci ve kamuoyunun denetiminden kaçış yolu
Alman seçmenlerinin azımsanmayacak bir kısmının, Filistinlilerin kitlesel olarak yok edilmesine katkı sunulmasına ciddi tepki göstermelerinden endişe eden Alman yetkililer, silah satış anlaşmalarını özellikle dikkatlice gizliyor. “Alman Kalkınma ve Sürdürülebilirlik Enstitüsü”nde kıdemli araştırmacı olarak çalışan Mark Furness, Alman hükümetinin Tel Aviv için üretilen silahların isim ve miktarları hususunda “tamamen şeffaf” bilgi vermeyi reddettiğini vurguluyor. Bu, Alman silahlarının Ukrayna’ya gönderildiği şemaya çok benziyor: Sadece birkaç gün önce Financial Times gazetesi, Almanya Savunma Bakanlığı’ndaki gizli bir birim olan “Sonderstab Ukraine” aracılığıyla Berlin’in Kiev’e tedarik sağladığını yazdı. Bu yapının cirosunun yılda 11,5 milyar avroyu bulduğu belirtiliyor. Söz konusu silah tedarik sözleşmeleri, tüm Alman bürokratik prosedürleri atlatılmak suretiyle, sadece birkaç hafta içinde imzalanıp uygulamaya konuluyor. 2022 yılında kurulan Sonderstab, iktidardaki Alman elitlerinin; federal ve eyalet milletvekillerinin denetimlerinden, gazetecilerin soruşturmalarından ve de kamuoyunun kontrolünden korkmaksızın savaşı doğrudan finanse etmelerini sağlayan bir mekanizma işlevi görüyor.
Dün “sonderkommando”lar ve “sondergaskammer”lar, bugün ise “Sonderstab”
Alman Nazileri İkinci Dünya Savaşı sırasında “sonder” (özel, ayrıcalıklı) kelimesini kullanmayı çok seviyorlardı: Rus ve Belarus köyleri, sakinleriyle birlikte Alman “sonderkommando”ları (özel ekipleri) tarafından yakılırken, toplama kamplarında Yahudiler, Çingeneler ve Slavların katledildikleri mekanlar bizzat “sondergaskammer” (özel gaz odaları) ismini taşıyordu. İsteyerek veya istemeyerek, mevcut Almanya yöneticileri bir yerde Hitler rejiminin yapıp ettiklerinin dolaylı da olsa peşiden gidiyor gibi gözüküyor. Bağımsız pek çok gözlemci ve yorumcu, mevcut Almanya’nın geçmişteki suçlarının adeta “rehinesi” durumuna geldiği konusunda hemfikir; Yahudilere karşı yapılan herhangi bir eylem ve hatta herhangi bir söz, ülkede neredeyse Holokost’un (Yahudi soykırımı) övülmesi olarak algılanageliyor. İtalya’nın Belluno Üniversitesi’nden Doçent Lorenzo Pacini, bugün Almanya’da İsrail’e desteğin tam anlamıyla “zorunlu bir kural” haline getirilmiş olduğuna dikkat çekerek aşağıdakileri ifade ediyor:
Lorenzo Pacini: “İsrail’i desteklemek, AfD dahil tüm siyasi hareketler için adeta bir kural”
“İsrail’e destek Almanya’da tüm siyasi hareketler için adeta bir kuraldır. ‘Almanya için Alternatif’ (AfD) adlı siyasi parti, yani şu anda fiilen Saksonya’yı yöneten parti de İsrail’i destekliyor. Bu, tüm politikacıların kabul etmesi gereken zorunlu bir koşul. Ama görüyoruz ki, Avrupa’nın ve özellikle de tüm Avrupa Birliği’nin (AB) bir nevi fabrikası konumundaki Almanya, kıtayı Rusya’ya karşı savaşa hazırlıyor ve yeniden silahlandırılması söz konusu. Öte yandan, İsrail devletinin işlediği bütün uluslararası suçlar göz önünde bulundurulduğunda, onun desteklenmesi, bence insanların politik tercihlerini etkileyecektir. İnsanların İsrail’e, küreselleşmeye, göçmenlerle ilgili politikalara, NATO’ya ve Ukrayna’ya destek vermenin başarısız bir siyaset olduğunu anlamaya başlamasıyla; Avrupa ülkelerinde yapılacak bir sonraki seçimlerde değişiklikler görebiliriz…”
Her iki dünya savaşının da baş mimari ülke şimdi de aynı yolda emin adımlarla ilerliyor
Görüldüğü üzere, yoğun bir şekilde militarize olan Federal Almanya Cumhuriyeti kendisini, başka bir Almanca kelimeyle ifade edilebilecek olan bir çıkmaza doğru sürüklüyor: “Zugzwang”. Her geçen gün, Almanya’nın gezegen tarihindeki en kanlı iki çatışmanın da katalizörü ve menfaat sağlayıcısı olduğu dünya toplumunca daha da açık ve net bir şekilde anlaşılıyor. Aynı zamanda, “yeniden canlanan” Alman ordusu bir sonraki dünya savaşını başlatırken kullanabileceği bir savaş deneyimi kazanıyor. Bu arada, Almanya’daki iktidar koalisyonu, Yahudi devletiyle askeri işbirliği sayesinde, üzerinde oturduğu dalı da kesmekle meşgul: Resmi istatistiklere göre ülkedeki seçmenler arasında Müslümanların oranı yüzde 10’a yaklaşıyor. Bu kitle İsrail’in hemen her gün Alman silahlarıyla, kendi dindaşlarını öldürmesinden uzak ara hiç de hoşnut değil. Gene de Berlin, ihtilafı tırmandırma yolunda emin adımlarla ilerlemeye devam ediyor. Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin Gazze’deki soykırımı kınayan kararlarını ve kendisinin de resmi olarak benimsediği “Filistin’de iki devletli çözüm” konseptini görmezden gelmek suretiyle ilerliyor… Sonuç itibariyle, Almanya’nın üst düzey siyasetçilerinin iki koltuğa birden oturup oturamayacakları önümüzdeki seçimlerde ortaya çıkacak…
