1. Haberler
  2. Analiz
  3. Türk’ün hibrit savaşı: Hatay

Türk’ün hibrit savaşı: Hatay

featured

Ömer Faruk Çelik yazdı…

“Arap Baharı” adıyla anılan Ortadoğu’nun yeniden şekillendirilmesi sürecinde yoğun olarak karşımıza çıkan, ardından Rusya’nın da Ukrayna’da uygulamaya koyduğu Hibrit Savaş Konsepti; son çeyrek asrın modern savaş yöntemi olarak karşımıza çıkmaktadır. Suriye, Mısır, Libya ve Ukrayna başta olmak üzere birçok ülkede halk sokağa inmiş, toplumsal olaylar çıkmış, silahlı örgütler kurulmuştur. Kimi ülkelerin yöneticileri değişmiş, kimi ülkeler parçalanmış, kimi ülkelerde devlet otoritesi yok olmuştur.

Açık bir savaş ilanının olmadığı ancak hedef ülkeye yönelik birçok enstrümanın aynı anda ve tek merkezden yönetilmesiyle yapılan hibrit savaş özellikle Rusya’nın Kırım’ı ilhak etmesiyle de tam manasıyla doktrin olarak kabul edilmiş ve gerek ABD gerekse de NATO’da Rus hibrit savaşına yönelik önemler alınmaya başlanmıştır. Bu noktada Batılıların hibrit savaş konseptini Rusların saldırgan politikalarının doktriner kanıtı olarak göstermesi ve sadece Ruslar saldırıyor, Batılılar kendilerine koruyor gibi bir algının ortaya çıkması manidardır. Yukarıda belirtildiği gibi Ortadoğu’da birçok devlet bu yöntemin hedefi olmuştur.

Planlayıcı ülkenin hedef ülkede iç savaş çıkarmak ve hükümetleri devirmek, ülkeleri parçalamak ya da ilhak etmek için uyguladığı bu konseptin birçok adımı bulunmakta ve yıllar sürebilmektedir. Hedef ülkeye yönelik ekonomik, siyasi ve sosyal operasyonlar, toplumsal kutuplaşmanın sağlanması, sokak olaylarının çıkarılması, enformasyonun kontrol altına alınarak halkın yönlendirilmesi, siber operasyonların yapılması, ajanlar vasıtasıyla operatif faaliyetlere girişilmesi hibrit savaşın temel uygulamalarıdır. Temelde askerî bir doktrin olmasına karşın başta istihbarat teşkilatları olmak üzere ekonomistler, sosyologlar ve birçok uzman bu planda büyük görevler ifa etmektedir.

Bu noktada belirtilmelidir ki hibrit savaş konseptine bazı eleştiriler de gelmiştir. Yukarıda zikredilen uygulamaların tarih boyunca hep uygulandığı, yeni olan bir şeyin olmadığı en temel eleştiridir. Belki de bu konseptin kendisini bu kadar kabul ettirmesinin sebebi merkezi bir yapı tarafından bu kadar çok faaliyetin organize edilmesi ve sürekli artan teknoloji ve enformasyon yeteneklerinin ülkelerin kaderini artık bu denli değiştirebilmesidir.

Ancak tarihsel eleştirisinin belirli bir noktaya kadar haklılık payı olduğu da kesindir. Bir ülkeye savaş ilan etmeden o ülkeyi ekonomik, sosyal ve siyasal açıdan çökerterek ele geçirmek tarihte sadece bugün görülen bir hadise değildir. Bende bu noktadan hareketle özellikle bu konseptin Türkiye’nin komşularında bu kadar çok uygulanması ve Türkiye ile ilgili planları olan emperyalist güçler nedeniyle Türkiye’de bu konsepti tanıtmaya yarayacak bir tarihsel örnek bulmak istedim. Özellikle Rus hibrit savaş konsepti olarak ifade edilebilecek Gerasimov Doktrininin, hibrit savaşın sahadaki tüm adımlarını anlatması, bulacağım tarihsel örneğin kıyaslanabilirliğini sağlamıştır. Bu bağlamda yaptığım araştırmalardan elde ettiğim sonuçla Hatay Devleti’nin kurulması ve Türkiye’ye ilhakı, tam anlamıyla hibrit savaş konsepti için tarihsel bir örnek olarak karşımıza çıkmıştır. Elde ettiğim bulgularla yazdığım akademik makalemin yayınlandığını da belirtmek isterim.
Şimdi Atatürk önderliğinde yeni yeni ayakları üzerinde durmaya başlamış genç cumhuriyetin, dönemin büyük güçlerinden Fransa ile yaptığı ve hibrit mücadelenin, her alanda hasmını yene yene elde ettiği hibrit zaferi detaylandıracağız. Makalede belirtilen tüm yargıların akademik kaynaklar ve arşiv belgelerine dayandığını tekrar hatırlatmak isterim.

TÜRKİYE CUMHURİYETİ KURULURKEN HATAY’IN DURUMU

Mondros Ateşkes Anlaşmasıyla işgallerine başlayan emperyal güçlerden Fransa, Maraş’a kadar işgale girişmiş ve o dönemki adıyla “İskenderun Sancağı” ismiyle İskenderun’da ayrı bir hükümet kurmuştur. İskenderun, Misak-ı Milli içerisinde yer almasına karşın güney illerinin kurtarılması karşılığında Fransa işgal bölgesinde kalmıştır. Ancak Atatürk, İskenderun’un Suriye merkez yönetiminden ayrı olan yerel hükümet vasfının kaybolmamasını, Türkçe’nin bu hükümette resmî dil olmasını ve burada yaşayan Türklerin kültürel varlıklarını koruyup geliştirmesine karışılmayacağını 1921 tarihli Ankara anlaşmasıyla imza altına almıştır. Bu imza, ileride yapılacak tüm faaliyetlerin hukuki zeminini teşkil etmiştir.

Anlaşmadan sonra Fransa tarafından Türklere ayrımcı tavır takınılmış ve anlaşmanın şartlarına riayet edilmemiştir. Bunun üzerine İskenderun Sancağında yaşayan birçok Türk Adana, Mersin ve İstanbul’a göç etmiştir. İleride Hatay Cumhurbaşkanı olacak olan Tayfur Sökmen’de bu göç edenler arasındadır.

Türkiye her ne kadar Fransa ile bu anlaşmayı yapmış olsa da İskenderun Türklerinin talebiyle konuyu Lozan görüşmelerinde tekrar açmıştır ancak Fransızlar ikna edilememiştir. Yine de bu durum Türkiye’nin Hatay’ın sınır dışında kalmasını kabullenemediğini göstermesi bakımından önemlidir.

TÜRKİYE CUMHURİYETİ’NİN KURULMASI VE HATAY İLE İLİŞKİLER

Türkiye Lozan’daki denemesi başarısız olduktan sonra Hatay ile ilişkisini kesmemiş ve Atatürk 1925 ve 1926 yıllarında bölgeye giderek ziyaretlerde bulunmuştur. Hataylılar ise sanki Türkiye toprağıymış gibi davranmış ve Türkiye’de uygulanmaya konan devrimleri kendi şehirlerinde uygulamaya başlamıştır. Örneğin Türkiye’de şapka inkılabı yapıldığında Hataylılar da fesi bırakıp şapkaya geçmiş, harf inkılabı yapıldığına Latin harflerini öğrenmek için eğitimler almaya çalışmışlardır. Ancak bu dönemin ardından Türkiye-Hatay ilişkilerinde birkaç yıl boyunca bir değişiklik meydana gelmemiştir. Yaklaşık 10 yıllık bir sürenin ardından 1936 Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin imzalanması ve Türkiye’nin boğazlardaki egemenliğini geri almasıyla genç cumhuriyetin uluslararası tüm krizleri bitme noktasına gelmiştir. Ancak tam bu nokta herkesten farklı olarak Atatürk sıranın Hatay meselesine geldiğini belirtmiş ve yeni bir süreci başlatmıştır.

Bu süreçte Suriye’de mandater ülke olan Fransızların Suriye’ye ve Lübnan’a bağımsızlık vermek istemesi Hatay sürecinde mücadelenin başladığı andır denebilir. Çünkü Fransızlar İskenderun Sancağını kaldırılarak Suriye Devleti’ne bağlamak istemiş, bu durum Türkiye ile Fransa arasındaki tüm ilişkileri bitirme noktasına getirmiştir. Türkiye Fransa’nın bu tutumunun 1921 Ankara Anlaşması’na aykırı olduğunu ve kabul etmeyeceğini ilan etmiştir. Milletler Cemiyetine başvurarak Suriye ve Lübnan’a verilen bağımsızlıkların İskenderun Sancağına da verilmesini istemiştir.

HİBRİT SAVAŞ BAŞLIYOR

Mandater rejimin bağımsız devletlere bölündüğü aşamada Türkiye ilk planda Hatay’ı doğrudan istemek yerine uluslararası dengeyi gözeterek Hatay’ın bağımsızlığını temel politika olarak belirlemiş, bağımsızlığın ardından çoğunluğunu Türklerin teşkil edeceği devletin Türkiye’ye ileride katılacağını öngörmüştür. Bundan dolayı bütün mücadele önce Hatay’ın bağımsız devlet olması üzerine kurgulanmıştır. Bağımsız Hatay Devleti’nin kurulabilmesi karşılığında Fransızlara Hatay-Suriye-Lübnan konfederasyonunun kabul edebileceğini bile bildirmiştir. Ancak bu teklif Fransızlarca kabul görmemiştir.

Atatürk bizzat Tayfur Sökmen’i çağırıp “Sökmen bugünden itibaren davaya resmen el konuldu. Antakya-İskenderun havalisinin ismi bundan böyle Hatay’dır. Cemiyetinizin adını “Hatay Egemenlik Cemiyeti” olarak değiştirin ve faaliyetinizi bu isim altında yürütün. Gazamız mübarek olsun, Allah utandırmasın ve muvaffak etsin.” demiş, Hibrit Savaşı doğrudan yöneteceğini bildirmiştir. Hemen ardından dönemin İçişleri Bakanı, Milli Savunma Bakanı, Dış İşleri Genel Sekreteri, dönemin Millî İstihbarat Teşkilâtı Başkanı, Emniyet Genel Müdürü, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri’nden oluşan merkezi bir yapı kurmuştur. Bu merkezin Hatay’daki temsilcisi ise Tayfur Sökmendir. Kurulan bu merkez Hatay meselesini doğrudan yönetecektir. Modern hibrit savaş konseptinin en belirgin özelliği olan merkezi idarenin, konseptten yaklaşık bir asır önce Türk Hibrit Savaşı’nda da görülmesi önemlidir.

Bunun ardından Atatürk ilk faaliyet olarak bölgenin asıl sakinlerinin Türkler olduğunu ve binlerce yıldır orada yaşadıklarını gösterebilmek için bundan sonra bölgeye “Hatay” deneceğini o dönemki Türk tarih teziyle açıklamıştır. Bu adım bölgenin Suriye’den sosyolojik olarak koparılması için adılmış bir psikolojik harp adımıdır. Yine bu adım ileride kurulacak devletin Türkiye ile birleşmesinin sosyolojik zeminini oluşturacaktır. Türkiye’deki kamuoyunun yönlendirilmesi için gazetelerde Hatay haberleri yapılmaya başlanmıştır. Hatay toplumunun tavrının Türkiye’den yana olması da yapılan faaliyetlerin hızla karşılık bulmasına ve Hibrit Savaş’ın temeli olan toplumsal kutuplaşma ve kamplaşmanın yaratılmadan doğrudan diğer faaliyetlere geçilmesine olanak sağlamıştır. Ancak yine de Hatay’da Halk evleri açılmış, Halk Partisi kurulmuş, Hatay Egemenlik Cemiyeti her vilayette şubeleşmiş ve toplumun bölünmesi ve kontrolden çıkması olasılığı en aza indirilmiştir.

Ardından Türk istihbaratının sahaya indiği görülmektedir. İlk etapta olası sıcak çatışma riskine binaen Fransızların Hatay’daki askerî gücü tespit edilmek istenmiştir. Arşiv belgelerinde Sancakta yer alan tüm Fransız birlikleri sahip oldukları silah, teçhizat vb. ile subay sayısından, erbaşların hangi sömürgeden kaç adet getirildiğine kadar teker teker tespit edilmiş ve bulundukları yerlere göre tasniflenerek tam kapsamlı rapor olarak Ankara’ya iletilmiştir.

Bir yandan sahaya yerleşen Türkiye, diğer yandan da uluslararası baskısına devam etmiştir. Türkiye’nin yoğun faaliyetleri sonucu Fransa konunun Milletler Cemiyeti’ne götürülmesini kabul etmiştir. Milletler Cemiyeti’nin bölgeye bir gözlemci heyeti göndererek Sancak bölgesinin geleceğine dair bir tasarı hazırlamaya karar vermesi ise Fransızları endişelendirmiş ve Suriye ile Lübnan’a vereceği bağımsızlığı ertelediğini duyurmuştur. Fransızların İskenderun’unun kontrolünü kaybetme ihtimalini görüp süreci tıkamaya ve İskenderun’daki Türklere zulmetmeye başlaması Türkiye’nin büyük tepkisini çekmiş ve Atatürk hasta olmasına rağmen güney illerini teftişe çıkmış ve askeri birlikleri kontrol etmiştir. Bu faaliyet İngiliz ve Fransız basınında şaşkınlık ve büyük yankı bulmuştur. Yine bu sırada Milletler Cemiyeti’nde Türkiye’nin tezini desteklemeleri için Sovyetler Birliği ve İran’la iletişime geçilmiştir. Diplomatik savaş ve hasma karşı uluslararası baskı oluşturma adımları çok net bir şekilde uygulanmıştır.

Türkiye bir yandan Milletler Cemiyeti’nin vereceği olumsuz karara karşılık askerî hazırlık yapmakta, diğer yanda ise bağımsızlık kararı verilirse oluşacak devletin hazırlıklarını yapmaya başlamıştır. Hatay Anayasası’nın yazılması için komisyon kurulmuştur. Bu süreçte Fransızlar Aleviler ile Türklerin arasını açmak için faaliyetlere girişmiş, İskenderun’daki Ermeni ve Çerkezleri silahlandırmış, Türklerin bölgeyi terk etmesi için bu silahları çetelerle saldırılara girişmiştir. Türk istihbaratı bölgede alan hakimiyetini daha önce sağladığından yapılan tüm faaliyetler tespit edilmiş ve müdahale edilmiştir.

Bu noktada uluslararası camiada yaşanan olaylar Fransa’nın tavırlarında bir yumuşamaya sebebiyet vermiştir. Almanların Çekoslovakya’yı, İtalyanların ise Arnavutluk’u işgali, yeni bir dünya savaşının yaklaşmakta olduğunu hissettirmiştir. Bu nedenle Fransızlar özerk bir Hatay idaresinin kurulmasına razı olmuştur. Türkiye’de ise bir yandan sınırda tatbikat yapılmakta, bir yandan tüm ülke sokaklara çağırılmakta ve milyonlarca vatandaşın katıldığı mitingler yapılmaktadır. Öte yandan Atatürk’ün emriyle Hatay’ın bir iki günde ele geçirileceği, hatta bu kuvvetlerin tüm Suriye’yi ele geçirebileceğine dair köşe yazıları gazetelerde yayınlanmaktadır. Bunlara ilaveten “Hatay’da Türklere yapılan Mezalim” isimli bir propaganda broşürü hazırlanmış ve özellikle Ortadoğu ülkelerine dağıtılmıştır. Arşiv belgelerinde bu broşürün Türkçe ve Arapça basılarak ve Mısır, Irak, Filistin, Hicaz ve Suriye’ye ulaştırılmaya çalışıldığı görülmüştür.

Milletler Cemiyeti’nin gönderdiği heyet, içişlerinde tamamen bağımsız, askeri olmayan ancak 1500 jandarması olabilecek, resmi dili Türkçe olan, dış işlerinde ise kısmen Suriye’ye bağlı ayrı bir varlık olarak Hatay Devleti’ni tanımlamıştır. Yapılan hibrit savaş ilk başarısını kazanmış ve Hatay’ın bağımsız devlet yapısının temeli atılmıştır. Ancak Fransızlar, Türk çoğunluğun yönetimi ele alarak bir Türk devletinin kurulmasını engellemek adına toplumsal karışıklıklar çıkarmış, asılan Hatay Devleti bayrağını tanımadıklarını bildirmiştir. Türkiye ise Fransızların bu tutumunun ardından Fransa ile yapılan anlaşmaları tek taraflı feshettiğini duyurmuştur. İlişkiler tekrar durma noktasına getirilmiştir.

Hatay anayasasına göre etnik ve dini cemaatlerin üye sayısına binaen milletvekili sayısı belirlenmektedir. Fransızlar bu nedenle Türklerin bölgeden göç etmesi için Arapları ayaklandırmış, Ermeni ve Hristiyan çeteler kurarak Türklere saldırtma stratejisini devam ettirmiş ve çevre vilayetlerden çeteler toplayarak Hatay’a göndermiştir. Atatürk ise bu gelişmeler karşısında Fransa büyükelçisini çağırarak “Şayet binde bir ihtimal bile varsa Cumhurreisliği’nden ayrılıp Hatay’a geçeceğim, orada mücadeleye devam edeceğim!” demiştir.

Atatürk ilerleyen hastalığına rağmen Mersin ve Adana’ya giderek askerî törenler düzenletmiş ve sınıra 30 bin kişilik ordu konuşlandırılmıştır. “Ecnebi sefirlere deyiniz ki Atatürk Mersin’dedir ve Hatay meselesi halledilene kadar Mersin’de kalacaktır.” demiş Türkiye’nin ne olursa olsun taviz vermeyeceğini tekrar göstermiştir. Türkiye’nin askerî müdahaleye hazırlanmasına binaen Fransa kışkırtıcı faaliyetlerini geçici olarak durdurmuş ve Türk ve Fransız askerlerinin ortak gözetiminde seçimlerin yapılmasını kabul etmiştir.

Fransa seçimlerde Türklerin oylarının bölünmesi için “Müslüman” partisi kurdurmuş, Alevilere ayrı bir millet oldukları propagandasını yapmıştır. Yine aynı dönemde Fransızların Dersim isyanına silah ve mühimmat gönderdiği görülmektedir. Fransızların Türkiye’nin dikkatini ülke içine çekmek için Dersim isyanını desteklemeleri Türk istihbaratı tarafından tespit edilmiş ve belgelendirilmiştir. Türkiye ise seçimler için özel bir komisyon kurmuş, Hatay Halk Partisi ve Halk Evleri ile karşı propagandaya geçmiş ve Alevilerle bir kısım Araplar kazanılıp bunların Türk seçmen listelerine yazılmaları sağlanmıştır. Sadece bununla yetinilmemiş Türkiye’de yaşayan Sancak doğumluların Sancak’a gönderilmesi sağlanmış ve seçimler garanti altına alınmaya çalışılmıştır.

Fransa, Türkiye’nin Aleviler ve Müslümanlara yönelik propaganda faaliyetlerine karşı koyamamış ve Hatay halkının çoğu kendisinin Türk olduğunu seçmen kayıtlarında ifade etmiştir. Bundan dolayı Türk listesi 40 milletvekilinin 22’sini alarak çoğunluğu elde etmiştir. Hatay Cumhurbaşkanı Tayfur Sökmen, Hatay Meclis Başkanı ise Abdülgani Türkmen olmuştur. Devlet kurulur kurulmaz Türkiye’nin hazırladığı anayasa kabul edilmiş ve Türkiye’de yürürlükte olan kanunlar aynen kabul edilmiştir. İstiklal Marşı, Hatay’ın da milli marşı olarak kabul edilmiştir. Türkiye ile kanunsal entegrasyon için Dışişleri bünyesinde komisyon kurulmuştur. Öyle ki meclisin yasama ve tatil dönemleri bile aynı yapılarak tam entegrasyon yoluna gidilmiştir.

Türkiye yeni kurulan devleti kontrol altına alabilmek için Anayasada belirtilen 1500 kişilik jandarmayı doğrudan Türkiye’den göndermiştir. Sadece jandarma değil, özellikle Hatay doğumlular öncelikli olmak üzere devlet memurları, zabıtalar, müfettişler, gümrük memurlar ve uzmanlar göndermiştir. Bu kişilerin maaşları doğrudan Türkiye tarafından ödenmiş, kıdem haklarının aynen devam ettiği, geride kalan ailelerine devletin yardım ettiği de arşiv belgelerinde görülmüştür. Bu toplumsal operasyon neticesinde tam olarak kaç kişinin Hatay’a gönderildiği bilinmemekle beraber Paris’te yayın yapan bir Ermeni gazetesinde 3 ila 7 bin arasında kişinin gönderildiği tahminini paylaşmıştır. Bu göçler sayesinde devlet kadroları tamamen Türkiye kontrolüne alınmıştır.
Türkiye’nin Hatay Devleti’nde kontrolü ele aldığını fark eden Fransızlar, Hatay’daki nüfuzunu kaybetmek istememiş ve kurulan devletin her faaliyetine zorluk çıkarmaya devam etmişlerdir. Gümrük teşkilatı kurulmasını manda yönetimine düşmanlık olarak tanımlamış, ekonomik kriz çıkması için İskenderun limanını kapatmış, Fransa’ya ihraç edilen malları almaktan vazgeçmiştir. Un ve buğday girişini engellemiş, Suriye gümrüklerini kapattırmış ve Hatay’da ekonomik sebepli iç karışıklık çıkarmaya çalışmıştır. Hatay’daki Ermeni, Kürt ve Arapları bir araya getirip silahlandırmayı ve hükümete isyan etmelerini sağlamaya çalışmıştır. Türk istihbaratı ise tüm bu faaliyetleri çoktan izlemeye almış ve gerekli müdahaleleri yapmaya başlamıştır. Fransızların tüm bu girişimlerine rağmen başarıya ulaşamamalarının sebebi Türk istihbaratının sürece tamamen hâkim olmasından kaynaklanmaktadır.

Fransızların çıkarmaya çalıştıkları ekonomik kriz ise beklenenin aksine Hatay ile Türkiye’nin entegrasyon sürecini hızlandırmıştır. Yaşanan ekonomik savaşta Hatay, Türkiye ile arasındaki gümrüğü kaldırarak cevap vermiştir. Gerekli mallar doğrudan Türkiye’den gönderilmiştir. Hemen Türk Lirası’nın Hatay’da kullanılması, gümrük muhafaza için subay ve deniz motoru gönderilmesi, Hatay ve Türkiye arasında PTT faaliyetlerinin yurtiçi tarifesi üzerinden gerçekleştirilmesi, sınırda yalnızca kimlik belgesi ile geçişin sağlanması ve Hatay’a T.C. Merkez Bankası şubesinin açılmasını kararlaştırmıştır. Hatay gümrüğünü yönetmek üzere Gümrük ve Tekel Bakanlığı personellerinden bir heyet Hatay’a gönderilmiştir. Bu süreç Türkiye’nin belki de yıllar sonra uygulayabileceği bir hamleyken, Fransa’nın müdahalesi ile hemen uygulanmış ve Hatay’ın Türkiye’nin tam kontrolüne girmesiyle sonuçlanmıştır.

Türkiye bir yandan Fransızların bu faaliyetleriyle uğraşırken bir yandan da ilhak sürecinin başarılı bir şekilde ilerlemesi durumunda ne olacağına dair hazırlıklara bile başlamıştır. Başbakan’ın emri üzerine yapılan çalışmada, Hatay’ın anavatana katılması durumunda Hatay’ın nüfus itibariyle TBMM’de 7 milletvekili çıkarabileceği tespit edilmiştir. Antakya başkonsolosu Fethi Denli’nin Hatay valisi olması, Hatay davasında çalışmış olanlara “İstiklal Madalyası” verilmesi gibi hususlar kararlaştırılmıştır. Hatay’a girecek askerî birliklerin hazırlanması da başlayan diğer bir hazırlıktır.

Bu hamlenin ardından ise Türkiye artık defacto olarak ilhak manasına gelebilecek hamleler yapmaya başlamıştır. Türkiye Cumhuriyeti’nin dini ve milli bayramları aynen kabul edilerek, 23 Nisan, 19 Mayıs, 30 Ağustos, 29 Ekim ve dini bayramlar, Hatay meclisince kabul edilmiştir. Türkiye ise Hatay Cumhurbaşkanı Tayfur Sökmen’i Antalya’dan, Hatay Meclis Başkanı Abdurrahman Melek’i ise Gaziantep’ten milletvekili seçtirerek TBMM’ye sokmuş ve Hatay’ın kendi parçası olduğunu gayri resmî olarak ilan etmiştir denebilir. Bu isimler hem Hatay’daki kendi görevlerini yürütmüş hem de TBMM’ye gelerek Hatay hakkında bildirimlerde bulunmuşlardır. Tüm bu faaliyetler sonucu Fransızlar Hatay’ı tamamen kaybettiğini anlamış ve ilhakı tanımak zorunda kalmışlardır.
Türkiye bir bölgede iç savaş çıkarıp ele geçirmekten ziyade, Türk olsun ya da olmasın gönlü Türkiye ile atan bütün bir toplumu kucaklayarak bir hibrit savaş yürütmüştür. Yapılan tüm faaliyetlerin tek bir merkezden yönetilmesi, ekonomik savaş, diplomatik savaş, istihbarat teşkilatlarının kullanımı, sosyal ve psikolojik operasyonlar ile toplum mühendisliği gibi neredeyse tüm hibrit savaş enstrümanları kullanılmıştır. Önce bağımsızlık kazanılmış, ardından devlet ele geçirilmiş ve en son ilhak edilmiştir.

Büyük bir iç isyan ve emperyal güçle dış savaş tehlikesine rağmen plandan vazgeçilmemesi, hasmın da hibrit savaş yöntemlerine başvurması, süreci planlayan ve uzun bir dönem doğrudan yöneten ulu önder Atatürk’ün hayatını kaybetmesi gibi handikaplara rağmen Türkiye Hatay konusunda literatüre geçecek nitelikte bir başarı sergilemiştir. Modern savaş yöntemi olarak görülen bir konseptin neredeyse aynısını yaklaşık bir asır önce tüm imkansızlıklara rağmen uygulamıştır. Özellikle bu denli başarılı olabilmesinin hiç incelenmemesi asıl tartışılması gerekendir.
Dönemin önde gelen emperyalist bir gücüne karşı yeni yeni ayakları üzerinde durmaya çalışan bu genç cumhuriyetin gösterdiği kararlılık ve başarının, içimizdeki cevherin halen var olduğuna dair umudumuzu tekrar bizlere hatırlatması tek temennimdir. Unutulmasın ki “Türk çocuğu ecdadını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır.”

NOT: Makalede belirtilen tüm bilgi ve yargılar, elde edilen veriler ve incelenen arşiv belgelerine dayanmaktadır. Kaynakları incelemek için “Hatay’ın Türkiye’ye İlhakının Gerasimov Doktrini Bağlamında İncelenmesi” isimli akademik makaleme bakılabilir.

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!