TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu, AKP Samsun Milletvekili Mehmet Muş başkanlığında toplandı. Komisyonda, 2027 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi ve 2025 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifinin Geneli ile Sayıştay Raporları üzerinde görüşmeler başladı.
YENİ Parti İzmir Milletvekili Ümit Özlale, 2027 yılı bütçesinde yapılan “dayanıklılık” vurgusunun doğru bir tema olduğunu, ancak yanlış bir bütçe ile karşı karşıya olduklarını belirterek, uygulanan ekonomi programınının dayanıklılığını değerlendirdi.
Alkin kardeşler, eski Tera Portföy Yönetim Kurulu Başkanı Erdin Özel, eski TCMB Başkanı Erkan Kilimci ve Merkez Bankası’nın diğer başkan yardımcılarının atamalarına itiraz ettiklerini hatırlatan Özlale, “Cumhurbaşkanlığı’nda çalışan, Cumhurbaşkanımızın danışmanı olan bir kişinin bir portföy yönetim şirketinin yönetim kurulu üyesi olması doğru değildir. Pusula ve Adil Varlık ile ilgili, portföy yönetim şirketlerinde çok büyük bir problem olduğunu, ahbap çavuş kapitalizminin en vahşisinin yaşandığını söyledik. Sizler de bu yanlışlarda ısrar ettiğiniz zaman insanın aklına geliyor işte: Bütün her şey yanlışsa demek ki her şey planlıymış. Bürokratların liyakate göre ataması yapılmalı. Bu bürokratların arasındaki ilişki ağı devletin ciddiyetini zedelemeyecek şekilde olmalı” dedi.
‘ALIN SİZE GÜVENLİK PROJESİ, ALIN SİZE KIRILGA NLIK’
Dayanıklılığın konuşulduğu dönemde Türkiye Sigorta A.Ş.’nin altına dinamit döşendiğini dile getiren Özlale, Borsa İstanbul Yönetim Kurulu Başkanı ve Türkiye Varlık Fonu Başkan Vekili Prof. Dr. Erişah Arıcan hakkındaki iddiaları gündeme getirdi. Özlale, şöyle konuştu:
“Bizim baştan itibaren isimleri eleştirdiğimiz bu sistemde, siz her şeyin tesadüfi olduğunu söyleyemezsiniz. Buradaki her şeyin de yanlış olduğunu söylüyorsanız baştaki söze dönüyorum: Demek ki her şey de planlıdır. Bu kadar fazla tesadüf üst üste olmaz. Şu anda Türkiye’de kırılganlığı en fazla artıracak, Türkiye’nin dayanıklılığının altına dinamit koyacak olan Türkiye Sigorta AŞ’nin yönetim kurulu başkanı da genel müdürü de bizzat sizin içinizden çıkan, bizim bütün itirazlarımıza rağmen sizin atamanızı yaptığınız ve bizim hesaplarımıza göre Türkiye’yi 50 milyar TL’den fazla kendi sigorta şirketi üzerinden dolandıran bir grup. Buradan hiç mi bir istifa çıkmayacak? AKP bürokrat ya da AKP siyasetçilerinin de bu atamaları yapanların hiç mi bir özür borcu yok? Borsa İstanbul’da şu anda gayet iyi yönetildiğini bildiğimiz bütün şirketler sizin bu fon vurgununuz yüzünden şu anda defter değerlerinin yarısı, üçte biri fiyatına düştü. Bugün bir yabancı gelse Türk Hava Yolları başta olmak üzere Türkiye’nin bütün kritik şirketlerini alır, değerinin altında kendi hesabına geçirir. Alın size güvenlik projesi, alın size dayanıksızlık, kırılganlık.”
KARABAT’TAN ‘ŞEMA’ AÇIKLAMASI
YENİ Parti İstanbul Milletvekili Özgür Karabat ise fon soruşturması, kamu görevlilerinin atanması, muhalefet belediyelerine yönelik operasyonlar ve ekonomi yönetiminin bütçe tercihleri hakkında değerlendirmelerde bulundu.
Fon soruşturmasında adı geçen kamu yetkililerinin hangi kurumlardan geldiğini gösteren bir şema hazırladıklarını belirten Karabat, “Bu tabloda da 21 isim, 11 kurum ve tek bir atama yetkisi var. Denetleyecek olanlar ya soruşturuluyor ya da görevden alınıyor” dedi. Karabat, soruşturmanın yalnızca şirket patronlarını ilgilendirmediğini savunarak, “Tutuklananlar sadece şirket patronları değil. Bunlar devletin aynı zamanda ekonomi kadrosu” diye konuştu.
Kimseyi mahkûm etmediklerini belirten Karabat, siyasi sorumluluğun da bir adresi olması gerektiğini ifade ederek, “Bu şema şüphesiz bir suç duyurusu değil, bir siyasi sorumluluk belgesi. Ortadaki makam bu isimleri atadıysa bu isimlerin hesabını da o makam vermeli diye düşünüyoruz” dedi.
Karabat, kamuoyunda ve parlamentoda yanlış bilgilendirmelerin önüne geçilmesi için isimlerin doğru biçimde açıklanması gerektiğini belirterek, “Devlet biliyor. Cumhurbaşkanı biliyor. Dolayısıyla isimler kimdir? Eğer açıklarsak milletvekilleri yanlışa düşmez” ifadelerini kullandı.
‘BİR BELEDİYE BAŞKANI’NIN 85 YAŞINDA BABASININ EVİNE GİRİLMESİNİ NASIL KARŞILAYABİLİRİZ?’
Cumhurbaşkanı’nın istikrarlı bir süreçten söz ettiğini belirten Karabat, muhalefet belediyelerine yönelik operasyonları eleştirdi. Karabat, operasyonların hafta sonlarından hafta içine kaydığını ve sayılarının arttığını ifade ederek, bir belediye başkanının 85 yaşındaki babasının sabah saatlerinde evinden alınmasına tepki gösterdi. Karabat, Cumhurbaşkanı’na hitaben, “Bunu hangi vicdanla açıklayabiliriz” diye sordu.
Muhalefet belediyelerine yönelik uygulamalarla diğer soruşturmalar arasında farklılık bulunduğunu savunan Karabat, “Hangi adaletle anlatabiliriz değerli arkadaşlar? Türkiye’de herkes tutuksuz yargılanabilir. Milyar milyar götürenler yargılanabilir. 15 gün sonra ifadeye gelip, 45 dakikada hangi ifadeyi verdiği belli olmayabilir. Ama sıra muhalefet belediyelerine geldiğinde onların babaları dahi alınabilir, eşi dahil alınabilir” ifadesini kullandı.
Bütçe hedeflerindeki sapmaların sonuçlarının ücretlilere ve tüketicilere yüklendiğini savunan Karabat, 2025 yılı kesin hesap verilerine ilişkin değerlendirmesinde, ücretlilerden kesilen gelir vergisinin hedefin yüzde 33,5 üzerinde gerçekleştiğini, kurumlar vergisi tahsilatının ise hedefin yüzde 22,8 altında kaldığını öne sürdü. 2026 yılı için enflasyon hedefinin yüzde 28 olarak açıklandığını, ücretlilerden alınan gelir vergisi tahsilatındaki artış hedefinin ise yüzde 52 olduğunu belirten Karabat, bu iki oran arasındaki farkın sorgulanması gerektiğini söyledi.
Vergi sisteminin ücretliler ve tüketim üzerindeki yükü artırdığını savunan Karabat, servet ve gelir dağılımındaki eşitsizliklere de dikkati çekti. Karabat, Türkiye’de en zengin yüzde 20’lik kesimin gelirin yüzde 48’ini, en yoksul yüzde 20’lik kesimin ise yüzde 6,4’ünü aldığını ifade etti.
SAYIŞTAY RAPORLARINDAKİ BULGULARA DİKKATİ ÇEKTİ
Karabat, Sayıştay raporlarında yer alan bulguların azalmadığını belirterek, bulgu sayısının bin 49’dan bin 52’ye çıktığını söyledi. Karabat, ayrıca 38 bulgunun beş yıldır tekrarlandığını öne sürerek, kamu kurumlarının Sayıştay tespitlerini dikkate almadığını savundu. Karabat, “38 bulgu 5 yıldır aynen tekrar ediliyor Sayıştay raporlarında. Bunu bilgilerinize sunmak isterim” dedi. Bütçede hizmet harcamalarının kısıldığını ve faiz harcamalarının arttığını savunan Karabat, kamu kaynaklarının kullanımına ilişkin hesap verilmesi gerektiğini ifade etti.
‘TÜRKİYE’NİN BÜYÜK BİR SIÇRAMA HAMLESİNE İHTİYACI VAR’
Türkiye’nin büyüme hedeflerini yeterli bulmadığını belirten Karabat, yalnızca gelişmiş ülkelerle benzer büyüme oranlarına ulaşmanın Türkiye’nin ekonomik iddialarını karşılamayacağını söyledi. Karabat, ABD ekonomisinin büyüklüğü üzerinden örnek vererek, aynı büyüme oranlarının ekonomik büyüklük farkı nedeniyle Türkiye ile ABD arasında farklı tutarlarda artış yarattığını anlattı. Türkiye’nin yeni bir kalkınma hamlesine ihtiyaç duyduğunu belirten Karabat, “Bizim yeni bir sıçrama, büyüme hamlesine ihtiyacımız var. Böyle bir statik anlayışı kabul edersek büyüyemeyiz. Dünya liginden düşeriz. Türkiye büyük bir sıçrama, büyük bir devrimci kalkınma hamlesini öne koyabilecek iktidarları hak etmektedir bu millet. Bu büyük millete önereceğimiz şey bu olmalıdır” ifadesini kullandı.
‘KIRILGAN KESİMLERİ YOK SAYAN BÜTÇE, HALKLARIN BÜTÇESİ OLAMAZ’
DEM Parti Diyarbakır Milletvekili Adalet Kaya, 2027 yılı bütçe teklifini eleştirerek, “Toplumun kırılgan kesimlerini yok sayan, ötekileştiren bu sistemin bütçesi ne yazık ki halkların bütçesi olamaz” dedi. Kaya, bütçenin emekçilerin haklarını ve toplumsal eşitliği gözetmediğini savunarak, kamu hizmetlerine erişimdeki eşitsizliklere ve güvencesiz çalışma modellerine tepki gösterdi.
Kaya, AKP iktidarının 25’inci bütçesine ilişkin değerlendirmesinde, geçmiş yıllarda dile getirdikleri eleştiri ve önerilerin bu yıl da geçerliliğini koruduğunu belirtti. Kaya, iktidarın ulusal ve uluslararası sermayenin çıkarlarını önceleyen bütçeler hazırladığını savunarak, halkın ve emekçilerin ihtiyaçlarını esas alan eşitlikçi bir bütçe talep ettiklerini söyledi. Kaya, “Halkın, toplumun kırılgan öncelikli kesimlerini yoksullukta ve yoksunlukta eşitlediniz. Yani sağlanan aslında tek bir eşitlik var ülkede” ifadelerini kullandı.
‘KAMU HİZMETLERİNE ERİŞİM EŞİT YURTTAŞLIK HAKKI OLMAKTAN ÇIKTI’
Kamu hizmetlerine erişimin eşit yurttaşlık hakkı olmaktan çıktığını belirten Kaya, bu hizmetlerin bir ayrıcalık ve lütuf gibi sunulduğunu söyledi. Etnik kimlik, ana dil, cinsiyet ve inanç temelindeki eşitsizliklerin kamusal alanı dışlanma mekânına dönüştürdüğünü ifade eden Kaya, farklı toplumsal kesimlerin yaşadığı sorunların bütçede karşılık bulmadığını savundu.
Kaya, “Türkçe bilmeyen bir kadının hastanede, adliyede veya sosyal hizmet kurumlarında yaşadığı çaresizlik ve uğradığı kurumsal şiddet mevcut bütçelerin hangisinde, neresinde dert ediliyor?” diye sordu. Alevi yurttaşların inançları gereği eşit hizmet alma hakkının da bütçede karşılığının bulunmadığını öne süren Kaya, “Bunların hiçbirinin cevabı bu bütçe amaçlarında yok” dedi. LGBTİ+ bireyler ve göçmenlerin de nefret söylemleri ve dışlayıcı politikalar nedeniyle hedef alındığını belirten Kaya, savaş ve sömürü politikaları nedeniyle yerinden edilen göçmenlerin barınma ve sağlık gibi temel sosyal hizmetlere erişimde engellerle karşılaştığını ifade etti.
‘EMEKÇİLERİN KIDEM TAZMİNATINI VE İŞ GÜVENCESİNİ ORTADAN KALDIRIYORSUNUZ’
Kaya, 2027-2029 Orta Vadeli Programı’nı da eleştirerek kalkınma ve toplumsal refahın geri plana atıldığını, emekçilerin ücretlerini baskılamayı amaçlayan bir yaklaşım benimsendiğini savundu. Programda yer alan çalışma modellerine tepki gösteren Kaya, “Yeni nesil çalışma adı altında uzaktan, kısmi iş, platform ve kiralık işçi ile çalışanların kıdem tazminatını, örgütlenme hakkını ve iş güvencesini ortadan kaldırıyorsunuz” ifadelerini kullandı. Emekçilerle müzakere edilmediğini de öne süren Kaya, asgari ücret, emekli aylıkları ve kamu çalışanlarının maaşlarının gerçekleşen hayat pahalılığına göre değil, tutmayan enflasyon hedeflerine endekslendiğini söyledi. Kaya, “Hedef şaştığında da bedelini sermaye değil, alım gücü eriyen milyonlarca emekçi ödemek zorunda kalıyor” dedi.
‘BÜTÇE AÇIĞINDA YÜZDE 37 CİVARINDA ARTIŞ VAR’
CHP Karabük Milletvekili Cevdet Akay, bütçe açığının 3 trilyon 868 milyar lira olarak öngörüldüğünü, faiz giderlerinin ise geçen yıla göre önemli ölçüde artacağını belirterek, “Geçen yıla baktığımız zaman geçen yıldaki bütçe açığının üstünde bir yüzde 37 civarında bir artış var aşağı yukarı. Yine faiz giderleriyle ilgili bütçede çok büyük bir ödenek ayrıldı. Geçen yılın bütçesinde 2,7 trilyondu. 2,8 trilyon civarında gerçekleşeceği öngörülüyor. Faiz giderlerinde de 1 trilyon 150 milyar liralık faiz giderlerinde de artış söz konusu” dedi.
Akay, kamu kaynaklarının emekliler, dar gelirliler, asgari ücretliler ve çiftçiler lehine yeterince kullanılmadığını savunarak, konuşmasına şöyle devam etti:
“Ücretlilerin, çalışanların bırakın vergi yükünü azaltmayı, daha da çok artıran düzenlemeler var. Vergi dilimleri enflasyon karşısında yeterince artırılmıyor. Yeniden değerleme oranlarıyla ilgili artışlar geride kalıyor. Çiftçiye, esnafın KOBİ’sine yeterli destek yok. Emeklinin, emekçinin yanında yeterince değil, dar gelirliyi yeterince desteklemiyor. Eş, dost, akraba atamalarının devam ettiği, liyakatsiz yöneticilerin devam ettiğini görüyoruz. Usulsüzlük ve yolsuzluk yapılan bazı kurum ve kuruluşlar olduğunu görüyoruz. Bunlarla ilgili zamanında önlem alınmadığı için işte bu tip krizlerde görevini, unvanını gerektiği şekliyle kullanamayan, kişisel menfaatlerini öne çıkaran yöneticilerin oluşu, bürokratların oluşu ve arkada da bunları destekleyen siyasetçilerin oluşu hepimizin oturup düşünmesi gereken bir konu.”
‘BÜTÇEDE KAYDA DEĞER YENİ BİR BAŞLIK GÖRÜNMÜYOR’
DEM Parti Antalya Milletvekili Saruhan Oluç, TBMM’de 2027 yılı bütçe teklifi üzerine yaptığı konuşmada, bütçenin Türkiye’nin yapısal sorunlarını çözmeye yönelik bir yaklaşım ortaya koymadığını savundu. Gelir dağılımı adaletsizliği, işsizlik, yoksulluk ve bölgesel eşitsizliklerin giderilmesine yönelik yeterli adım bulunmadığını belirten Oluç, “Bu bütçede kayda değer ve sonuç değiştirecek yeni bir başlık, adım maalesef görünmüyor” diye konuştu. Oluç, bütçenin sermayenin çıkarlarını öncelediğini öne sürerek, halkın, emekçilerin ve toplumun kırılgan kesimlerinin ihtiyaçlarını esas alan bir bütçe hazırlanması gerektiğini söyledi.
Bütçedeki harcama kalemlerini de eleştiren Oluç, teklifin dar gelirlilerin refahını artıracak düzenlemeler içermediğini savundu. Bütçenin “dayanıklılık”, “dönüşüm” ve “refah” bütçesi olarak tanımlanmasını değerlendiren Oluç, dar gelirli yurttaşların ekonomik koşullarının iyileştirilmesine yönelik yeterli adım bulunmadığını belirtti. Vergi gelirlerindeki artışlara da değinen Oluç, KDV ve ÖTV gibi vergilerin emekçiler üzerindeki yükü artırdığını, elde edilen kaynakların bir bölümünün faiz ve güvenlik harcamalarına ayrıldığını söyledi. Oluç, “Gerçekten bir faiz bütçesiyle bir kez daha karşı karşıyayız. Bunu görüyoruz” dedi.
‘EĞİTİME YÜZDE 23, SAVUNMAYA YÜZDE 60 CİVARINDA ARTIŞ’
Eğitim ve savunma harcamalarındaki artış oranlarını karşılaştıran Oluç, eğitim harcamalarının yaklaşık yüzde 23, savunma harcamalarının ise yaklaşık yüzde 60 artırıldığını belirtti. Bölgedeki savaşlar ve güvenlik sorunlarının savunma harcamaları için gerekçe gösterilebileceğini ifade eden Oluç, Türkiye’nin bölgesel konumunu güçlendirmesinin yolunun yalnızca askerî harcamaları artırmaktan geçmediğini savundu.
Konuşmasının sonunda Ukrayna-Rusya savaşı ile Suriye, İran, Irak ve Yemen başta olmak üzere bölgedeki çatışmalara değinen Oluç, Türkiye’nin ekonomik ve toplumsal kazanımlarını artıracak yaklaşımın barış politikaları olduğunu belirterek, “Türkiye’yi Türkiye’ye kazandıracak olan politikalar esas itibarıyla barış politikalarıdır” dedi.
‘BU İŞİN TEK SORUMLUSU VAR’
CHP Manisa Milletvekili Ahmet Vehbi Bakırlıoğlu ise 2027 yılı bütçe teklifini eleştirerek fon krizinin ekonomik kayıpların yanı sıra kamu kurumlarına duyulan güveni de zedelediğini savundu. Bakırlıoğlu, “Bu işin tek bir sorumlusu var. O da Cumhurbaşkanıdır” dedi. Faiz harcamalarındaki artışa ve kurumlar vergisinin toplam gelirler içindeki payının düşmesine dikkati çeken Bakırlıoğlu, vergi yükünün ücretliler üzerinde yoğunlaştığını belirtti.
Orta Vadeli Program’ın açıklanmasının ardından büyük bir fon krizinin yaşandığını belirten Bakırlıoğlu, söz konusu kriz nedeniyle 455 bin kişinin mağdur olduğunu öne sürdü. Fon kaynaklı kaybın 20 milyar dolara ulaştığını, borsadaki kayıplarla birlikte toplam maliyetin 120 milyar dolara kadar çıktığını iddia eden Bakırlıoğlu, yaşananların bütçe görüşmelerinde dikkate alınması gerektiğini söyledi.
2023 yılında meydana gelen depremlerin ekonomik maliyetinin 100 milyar dolar olarak açıklandığını hatırlatan Bakırlıoğlu, fon krizinin ardından ortaya çıkan tabloya ilişkin, “Sanki hiç böyle bir şey yaşanmamış gibi, normal şartlardaymış gibi oluşturulmuş bir metni tartışıyoruz” dedi.
Fon krizinin ardından Meclis araştırma komisyonu kurulması gerektiğini savunan Bakırlıoğlu, krizle ilgili düzenlemelerin geciktiğini ve kamu kurumlarının görevlerini yerine getirmediğini öne sürdü. Geçen yılki bütçe görüşmelerinde fon piyasalarındaki manipülasyon riskinin muhalefet tarafından dile getirildiğini belirten Bakırlıoğlu, Hazine ve Maliye Bakanı’nın da fonlarda manipülasyon bulunduğunu açıkladığını, ancak gerekli düzenlemelerin geciktiğini söyledi.
‘BÜTÜN ATAMALARIN BU İŞİN SORUMLUSU CUMHURBAŞKANI’DIR’
Bakırlıoğlu, “Bence öncelikle güven kaybedildi ve özellikle bu SPK, bu fonla ilgili yapmış olduğumuz kanun düzenlemede şahit olduk ki bu ülkedeki kurumların çok ciddi şekilde erozyona uğradığı, yıkıldığı ve kuralların artık ortadan kalktığını da görmekteyiz” ifadelerini kullandı.
Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nde atama yetkisinin merkezileştiğini belirten Bakırlıoğlu, yaşananlardan siyasi sorumluluğun Cumhurbaşkanı’na ait olduğunu ifade ederek, “Bu işin tek bir sorumlusu var. O da eğer bunun adı bu sistemin adı işte Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ise ve bu sistem bize kısaca ‘Siz bir kişiyi seçecekseniz o herkesi seçecek’ diye özetlendiyse hepsinin altında bir kişi imzası varsa bütün atamaların bu işin sorumlusu da Cumhurbaşkanı’dır” dedi.
‘BU BANKNOTUN ÜZERİNDEKİ İMZALAR TEMİNATTIR’
Bakırlıoğlu, 200 liralık banknotu göstererek, para üzerindeki imzaların yalnızca teknik bir unsur olmadığını, devletin güvencesini temsil ettiğini söyledi. Fon soruşturması kapsamında tutuklanan bazı eski kamu yöneticilerine ilişkin iddiaları gündeme getiren Bakırlıoğlu, eski Merkez Bankası Başkan Yardımcısı Erkan Kilimci ile Taha Çakmak hakkındaki suçlamalara değindi. Bakırlıoğlu, bu isimlerle ilgili iddiaları aktarırken Türkiye Sigorta’ya ait yüksek tutarlı mevduatların Terra fonlarına aktarılması ve bunun karşılığında ödeme alınması iddiasını da dile getirdi. Söz konusu iddialara ilişkin değerlendirmesinde Bakırlıoğlu, “Buradaki imzalar sadece teknik bir ayrıntı değil. Türkiye Cumhuriyeti’nin teminatıdır, güvencesidir” dedi.
Bakırlıoğlu, fon krizinin kamu kurumlarına duyulan güveni zedelediğini vurgulayarak, “Siz bu güveni ne yazık ki yerle yeksan ettiniz. Ekonomik boyuttan daha büyük bir kayıptır bu” ifadelerini kullandı.
‘ARTIK YATIRIM İÇİN DEĞİL, FAİZ ÖDEMEK İÇİN BORÇLANIYORUZ’
2027 yılı bütçesindeki faiz harcamalarını da eleştiren Bakırlıoğlu, faiz giderlerinin toplam harcamalar içindeki payının 2018’de yüzde 8,9 iken 2027’de yüzde 17,6’ya yükseldiğini belirtti. Bakırlıoğlu, 2027 rakamları üzerinden toplam harcamaların 1,7 kat, faiz harcamalarının ise 2,7 kat arttığını ifade ederek, bütçe açığının 3,9 trilyon lira, faiz harcamasının ise 4 trilyon lira olarak öngörüldüğünü söyledi. Geçen yıl da bütçe açığı ile faiz harcamalarının birbirine yakın seviyelerde bulunduğunu belirten Bakırlıoğlu, “Yani artık yatırım için borçlanmıyoruz. Faiz ödemek için borçlanma durumundayız” dedi. Kamu yatırımlarının gerilediğini savunan Vehbi Bakırlıoğlu, sermaye giderlerinin gayrisafi yurt içi hasılaya oranının 2026’da yüzde 2,1’den 2027 bütçesinde yüzde 1,7’ye düşmesinin öngörüldüğünü kaydetti.
