Absürdistan’ın tarihi

Absürdistan’ın tarihi

Kıtanın batısında hakim dini inancın iki ana kolu cadı avı ve cadı yakma ritüelleri üzerinden kapışırken, Absurdistan serpilmiş, bu kavgalar bitip kıta yenileşme dönemine girerken ise Absürdistan gerileme dönemine girmişti. Sonrasındaki iki yüzyıldan fazla sürede Absürdistan İmparatorluğu, parçası bulunduğu kıtada hızla gerçekleşen kültürel ve teknolojik gelişmeye yetişemedi. Absürdistan halkı, sanat, bilim ve teknolojiden uzak kalmış, sarayın ihtişamına tezat fakir bir hayat sürerken, ticaret ve bürokrasi de esas olarak azınlıklar üzerinden yürütüldüğü için, dağılmaya hazır zayıf bir toplum görünümündeydi. Ve sonuçta, koskoca Absürdistan İmparatorluğu kaçınılmaz olarak bir yıkım ve paylaşılma sürecine girdi.

Absürdistan neredeyse yok olacakken, bir mucize gerçekleşti; inanılmaz bir bilgi birikimine, güçlü bir karaktere, öngörüye ve zekaya sahip bir asker, masallara konu olacak kadar büyük bir umut oldu! Yerkürede benzeri görülmemiş çaba ve taktiklerle, tüm zorluklara rağmen, halkı örgütleyip yıllarca savaşarak yepyeni bir ülke kurdu, adına da Cumhuriyet diyerek onu ülkenin çocuklarına armağan etti!

Ve sonra naçiz vücudu toprak oldu… feci savaşlar olurken bile büyüyüp serpilebilmiş, cehaletten sıyrılmış, güzeller güzeli bir ülkeyi, geride bıraktığı gençlere emanet ederek… her geçen zamanda artan milyonlarca filiz vererek…

Ama su uyur, düşman uyumazdı… Aç gözlü yaratıklar her geçen gün kötülükler planlar, güzelim Absürdistan’a sahip olma arzusuyla yanıp tutuşurlardı. İnsan zararlısı bu yaratıklar, on yıllarca ülkeye sızıp  bilimsel metotlarıyla teşhis ettikleri hırslı şahsiyetlerin gözlerini refah ve makamla boyayarak Absurdistan’ı ele geçirmeye uğraştılar… yarım yüzyıla yakın bu çaba boşa gitmedi! Çok kullanışlı bir eleman takımını güçlendirmeyi başararak Absürdistan’da at koşturmaya başladılar, bunu yaparken de karanlık çağlarda kendi ülkelerini kasıp kavuran cadı avlarından örnek alıp topluma kötülük tohumları saçtılar.

Ancak yine de ülkeyi tümüyle ele geçirmek kolay değildi… zira en büyük yeteneği inanç sömürüsü olan bu elemanlar kullanışlı olmasına kullanışlıydı, ama gerçeklerden o kadar kopuklardı ki Absürdistan halkını kendilerine inandırmaları zaman geçtikçe iyice imkansızlaşıyordu. Mesela, ilginç bir biçimde, takım elemanlarının hepsi herşeyi sadece iki boyutlu görebiliyor, dünyayı bile düz sanıyor, yıkılan imparatorluğa öykünüyor, cahiliye dönemini canlandırmaya uğraşıyorlardı. Sanatı sevmiyor, bilimden hiç hazzetmiyor, bu yüzden kendilerine büyük yerden emredildiği halde tekerleği bile yeniden keşfedemiyorlardı. Tekerlek projelerini tahrik edici şeyler düşündürmesin diye köşeli yapıyorlar, ama bu da tüm çabalara rağmen aracı ileriye götüremiyordu. Bu yüzden hiçbir babayiğit emri yerine getiremiyordu.

Bu arada, elemanlar semirdikçe vergiler artıyor, vergiler arttıkça elemanlar semiriyor, onlar semirdikçe Absürdistan halkının yarısı çok sinirleniyor, diğer yarısı ise onları keyifle seyredip kendilerine sonraki hayatta vaadedilen hurilerle avunuyordu (erkek olanlar böyle iken, kadınları anlamak ise pek mümkün değildi…belki onlar da içten içe hurilerin dişi olmadığını düşünmekteydiler; öyle ya Huriye değil ki, Huri idi vaat edilenler).

Ve tabii ki bu hep böyle gidemezdi; sonunda damarlarında asil kan dolaşanlara kaldı yine tüm ülkeyi zararlılardan ayıklayıp tekrar ayaklarının üzerine dikmek. Nasıl mı? Günlerden bir gün gökten iki gök taşı bir de elma düştü; gök taşlarından biri içeriye bu zararlıları salanların başına, diğeri içerideki elemanlarına, elma ise doğru yoldan hiç ayrılmayan Cumhuriyet sevdalılarına…