AİHM’den Osman Kavala kararı… Türk yargıç şerh koydu

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Osman Kavala'nın tutukluluğuyla ilgili 'hak ihlali' kararı verdi. Mahkeme, Kavala'nın serbest bırakılmasını istedi. Karara Türk yargıç Saadet Yüksel şerh koydu. Yargıç Yüksel, 'Yerel mahkemelerin gerekçelerinin yetersiz olduğunu düşünsem de, bu başvurucunun tutuklanmasının yasal bir amacı olmadığı anlamına gelmez' görüşünü savundu.  

AİHM’den Osman Kavala kararı… Türk yargıç şerh koydu

Gezi Parkı odaklı olaylara ilişkin 16 sanığın, “Türkiye Cumhuriyeti Hükumetini ortadan kaldırmaya teşebbüs” suçundan yargılandığı davanın tek tutuklu sanığı olan Anadolu Kültür AŞ Yönetim Kurulu Başkanı Osman Kavala’nın Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)’ne yaptığı başvurusu karara bağlandı.

Mahkeme, Kavala’nın tutukluluğunun bir hak ihlali olduğuna karar vererek, sanığın serbest bırakılmasını istedi.

Mahkeme karara gerekçe olarak “Kavala’nın makul şüphe olmadan tutuklanmasını” ve “Anayasa Mahkemesi’nin dosyayı makul sürede incelememesini” gösterdi.

Kararda, şöyle denildi:

“AİHM, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) Madde 5.1 (hürriyet ve güvenlik hakkı) ile Madde 5.4’ün (Meşru tutukluluk konusunda hızlı karara ulaşma hakkı) ihlal edildiğine oybirliğiyle karar vermiştir. 6’ya bir oyla da Madde 5.1’le birlikte değerlendirildiğinde Madde 18’in (Hakların kısıtlanması yolunun kısıtlılığı) de ihlal edildiğine ve muhatap devletin başvurucunun tutukluluğunu sona erdirmek için gereken bütün adımları atması, başvurucunun derhal salıverilmesini sağlaması gerektiğine karar vermiştir.”

TÜRK YARGIÇ KARARA ŞERH KOYDU

T24’ten Gonca Tokyol’un haberine göre göre, 18. Madde’nin ihlali ile Türk hükümetinin tutukluluğu sona erdirecek adımları atması ve Kavala’nın serbest bırakılması kararlarına, AİHM’in Türk yargıcı Saadet Yüksel şerh koydu. Yüksel, karara düştüğü şerhte Madde 18’in ihlaline dair çoğunlukla aynı fikirde olmadığını belirterek, bu hükmün ihlal edildiği sonucuna ulaşacak yeterli zemin olduğunu düşünmediğini kaydetti. Kavala’nın uzun tutukluluğunun, Türkiye devletinin insan hakları aktivistlerinin geneline yönelik bir durum olmadığını belirten Yüksel, Kavala’nın tutukluluk durumunu değerlendiren yerel mahkemelerin kararlarına atıfta bulunarak, “Yerel mahkemelerin gerekçelerinin yetersiz olduğunu düşünsem de, bu başvurucunun tutuklanmasının yasal bir amacı olmadığı anlamına gelmez” dedi.

‘EYLEMLERİ DAHA GENİŞ BİR ANALİZİN PARÇASI OLARAK ELE ALINMALI’

Mahkemenin ihlal kararını ‘yasal açıdan kanıta’ ve bağlantılı gerçeklere dayandırması gerektiğini ifade eden Yüksel, düştüğü şerhte “AİHM, yetkililerin eylemlerinin uygunsuz saiklerden kaynaklandığının kanıtı olup olmadığını incelemiştir ve ben bunun bu davada mevcut olmadığını şu sebeplerden düşünüyorum” deyip şöyle devam etti:

“İlk olarak, bu, mahkemenin bir aktivistin tutukluluğunu değerlendirdiği Türkiye’den ilk dava olsa da, kolayca Türkiye’nin genelinde insan hakları aktivizmi konusunda bir dava olarak sunulamaz. Mevcut dava bağlamında başvurucunun eylemleri daha geniş bir analizin parçası olarak ele alınmalıdır. Bu bakımdan çoğunluğun ulaştığı başvurucunun tutukluluğunun başka bir saik taşıdığı çıkarımına katılmıyorum.

“İkinci olarak da başvurucunun tutukluluğu ile insan hakları savunucularının insan haklarını desteklemesi ve savunması arasında özel bir bağ olduğu konusunda şüpheliyim. Çoğunluğun da altını çizdiği gibi, başvurucu Gezi Parkı olaylarında önemli bir rol oynayan bir aktivisttir. Bu olayları sivil itaatsizliği başlangıç noktası alarak teşvik etmek ve bu olayların ülke geneline yayılmasını genel bir kaos yaratılması amacıyla fiziki tesisleri, finansal destek ve uluslararası kontaklarını kullanarak desteklemekle suçlanmıştır. Çoğunluğun da kabul ettiği gibi, ciddi karmaşa ve bu olayların sonucu olarak meydana gelen hatırı sayılır ölümler düşünüldüğünde bu olaylarla ilgili soruşturmalar gerçekleştirmek mükemmel şekilde yasaldır.

‘BU KADAR CİDDİ BİR İDDİAYI KANITLAYACAK YETERLİ KANIT SUNULMADI’

“Açıktır ki, aktivistin statüsü bir dokunulmazlık garantisi olarak değerlendirilemez.  Saf gerçeklik, başvurucunun soruşturulması ve tutuklanmasının amacının bu önlemlerle siyasi tartışmayı kısıtlama amacı güttüğünü otomatik olarak göstermediğidir. Bu davada, bu kadar ciddi bir iddiayı kanıtlayacak yeterli kanıtın sunulduğunu düşünmüyorum.

“Üçüncü olarak da, başvurucu bu davanın Türkiye’de sivil toplum ile insan hakları savunucularına yapılan baskıyı gösterdiğini ya da bu amaçla tutukluğun kullanılmasının sistematik olduğunu kanıtlayacak ikna edici ve sağlam kanıtlar sunamamıştır. Yereldeki aynı davada süreç 16 kişi için başlatılmıştır, aynı davadaki şüphelilerden bazılarının yargılanması devam etse de tutuklu değiller. Bu sebepten de başvurucunun durumu tekil bir örnek olarak görülebilir.

“Son olarak da, dava dosyasından anlaşılıyor ki başvurucunun tutukluluğu birkaç farklı durumda yerel mahkemelerce ve bilhassa Anayasa Mahkemesi tarafından değerlendirilmiştir. Yerel mahkemelerin gerekçelerinin yetersiz olduğunu düşünsem de, bu başvurucunun tutuklanmasının yasal bir amacı olmadığı anlamına gelmez.”