Amerika'da dünya tarihi yeniden mi yazılıyor?

Amerika'da dünya tarihi yeniden mi yazılıyor?

6 Ocak 2021 tarihinde Amerikan halkı kongre binasını işgal etti. Amerikan istihbaratı ya bu olasılığı göz ardı etti, yeterli güvenlik tedbiri alınmadı ya da sistem buna bilerek göz yumdu. Nasıl bakarsak bakalım bu olay, hem Amerikan ve hem de dünya tarihinde yeni bir dönemin başlangıcı olacak.

Filmi geriye saralım. Sovyetler Birliği çökmüş veya çökertilmiş, tek kutuplu dünya düzeni başlamıştı. 1989 Yılında Amerikalı ideolog Francis Fukuyama “Tarihin Sonu” başlıklı makalesinde, “Liberal demokrasinin monarşi, faşizm ve son olarak da komünizme karşı üstünlük sağladığını; serbest pazar liberalizminin tarihin sonunu getirdiğini” yazmıştı.

Yıl 2021, Ocak ayı, tarihin sonunu getirdiği iddia edilen serbest Pazar liberalizminin Amerika’yı ne hale getirdiğine usdeptclok.org dan bakalım; Amerika’nın;

-Ulusal borcu 27.8 trilyon dolar.

-Birey başına düşen borcu 84 bin dolar.

-Vergi mükellefi başına borcu 222 bin dolar.

-Gayrisafi hasılası 21.2 trilyon dolar.

-Federal bütçe açığı 4.5 trilyon dolar.

-Federal borcun gayrisafi hasılaya oranı yüzde 130.6.

-Toplam borcun gayrisafi hasılaya oranı yüzde 146.2.

-Dış ticaret açığı 893.4 milyar dolar.

-Çin ile dış ticaret açığı 303 milyar dolar.

-Gerçek işiz sayısı 18.6 milyon.

-Yoksulların sayısı 35.8 milyon.

-Sigortasızların sayısı 29.5 milyon.

-İflasların sayısı 600.3 bin.

-Gıda yardımı alanların sayısı 45.5.

-Milyoner sayısı 18.4 milyon.

Fukuyama’nın monarşi ve faşizmden sonra komünizme karşı da zafer kazandığını ve tarihin sonunu getirdiğini iddia ettiği liberal pazar ekonomisinin Amerika’yı getirdiği durum bu. Aslında Amerika’daki asıl sorun, Amerikan halkının kongre binasını işgal etmesinin asıl nedenlerinden biri de bu.

Amerika’da gelir dağılımında adaletsizlik giderek daha büyük bir sorun haline gelmekte, zaman geçtikçe zenginlerin geliri ve serveti artarken, Amerikan halkının memnuniyetsizliği giderek büyümektedir. Günümüzde, Amerika’da, yüzde birlik bir aile grubu servetin yüzde kırkından fazlasına sahip iken, alttaki yüzde doksanlık grup ise servetin dörtte birinden azına sahiptir. 

Federal Reserve’deki bilgilere göre, 1989 yılından 2019 yılına kadar geçen süre içinde, Amerika’da alttaki yüzde ellilik grubun servetinde her hangi bir artış olmamışken, yüzde birlik en zengin grubun serveti yüzde 300 artmıştır.

2019 Yılının üçüncü yarısında en alttaki yüzde ellilik ailenin geliri toplam gelirin yüzde 1.6’sını oluştururken,  üst gelir grubundaki zengin yüzde onluk ailenin geliri toplam gelirin yüzde 70 ini oluşturmuştur.

Amerika’da sistemlerin yozlaşması, kutuplaşma, siyahiler başta olmak üzere azınlığın mağduriyeti ve ülke içinde silahlı, organize beyaz terör örgütlerinin çoğalması ile birlikte, Amerikan halkını giderek daha mutsuz eden ve harekete geçiren asıl sorun budur. Amerikan halkı, Fukuyama’nın bir zamanlar zafer kazandı dediği liberal pazar ekonomisinin kendisini nasıl sömürdüğünü anlamaya başlamıştır ve harekete geçmiştir.

Bu noktada sözü ekonominin gerçek uzmanlarına bırakalım ve bu konuyu şu soru ile kapatalım: Küresel liderlik iddiasını sürdüren Amerika, zengini giderek zenginleştiren, yoksulu daha da yoksullaştıran bu ekonomik sistem ile kendi içinde huzuru sağlayabilecek midir?

Şimdi gelelim meselenin jeopolitik boyutuna. Tek kutuplu dünya düzeninin başlaması ile birlikte, Amerikan strateji belgelerinde, rakip güçlerin ve koalisyonların oluşmasının önlenmesi önemli bir hedef ve Amerikan’ın küresel üstünlüğünün şartı olarak vurgulanmıştı. Günümüz Avrasya coğrafyasına baktığımızda, Amerika’nın karşısında Çin’in ve ve Rusya’nın önemli jeopolitik oyuncular olarak yükselmiş olduğunu görmekteyiz. Hatta İran ve Kuzey Kore bile Amerika’ya meydan okuyabilmekte. Amerika’nın bu hedefi tutturamadığı ve bu nedenle de küresel liderliğinin tehlikeye girdiği bir gerçek.

Yine tek kutuplu düzenin başlarında, bir başka ünlü Amerikan ideologu Z.Brzezinski, “Büyük Satranç Tahtası” adlı kitabında, “Amerika için asıl jeopolitik ödülün Avrasya olduğunu” ve “Amerika’nın küresel üstünlüğünün Avrasya kıtasındaki nüfuzunu ne kadar süre ile ve nasıl bir ehliyetle sürdürebileceğine bağlı olduğunu” yazmıştı.

Zaman gösterdi ki Avrasya ne Amerika için bir armağanmış ne de Amerika’nın Avrasya kıtasında gerçek bir nüfuzu varmış.

İçerde altyapının eskimesi, sistemlerin yozlaşması, uygulanan ekonomik modelin giderek artan sorunlara neden olması, dışarda jeopolitik hedeflerdeki ıskalamalar, rakip güçlerin hamleleri, tarihin sonunu bir daha getirecek mi?

İzleyelim görelim.

SON SÖZ:,

Dikkatli olalım, çöküşler, büyük jeopolitik depremler bizdeki fay hatlarını da harekete geçirebilir.

Soğuk Savaş döneminde Amerika Çin ile yakınlaşmış, Sovyetler Birliğini hedef yapmıştı. Günümüzde Amerika’nın en büyük jeopolitik hatası, aynı zamanda hem Çin’i hem de Rusya’yı hedef yapması, bu iki rakip ülkenin güç birliği yapmasına imkân sağlamasıdır.

Amerika ile Çin arasında ciddi bir silahlı çatışma beklemeyin. Nedeni mi?

Birincisi, Soğuk Savaş döneminde nükleer güçler kendi aralarında savaşmamayı öğrendi.

İkincisi, Çinlilerin strateji hocası Sun Tzu der ki “Ustalık savaşmadan düşmanın direncini kırmaktır.”

Emin olun, Çin Amerika’ya karşı bu stratejiyi uygulamaktadır.