Bu Onur Şener cinayetinin sorumlusu kim?

Dr. Semih Dikkatli yazdı...

featured

Daha 02 Ekim 2022 tarihinde yaşanan ve istek parçalarını çalmadığı için 3 caninin bir genç sanatçıyı, Onur Şener’i, bir evladı, bir babayı ve eşi katlettiği olayın buharı tüterken; içimden “Bu şiddet sarmalı biter mi?” sorusu geçti. Son yıllarda artan saldırgan eylemler ve bu eylemlerin artış sebepleriyle ilgili daha önce de çeşitli mecralarda defalarca yazdım, konuştum ve uyardım.

“Bu medya ve siyaset dili olduğu müddetçe daha çok canımız yanar, kadınımız, çocuğumuz tecavüze uğrar, öldürülür…”

Ancak siyasetin dili biz uyardıkça daha da çirkinleşti, güya gazeteciler, programcılar ise bayağı bir yalakalık ve kabadayılıktan başka bir şey yapmaz hale geldi.

Tecavüzler, cinayetler, yasaklar, her şeyi kendine hak gören bir iktidar zihniyetiyle oluşan bu saldırganlığın yarattığı acıların bir daha yaşanmaması için saldırganlığın nedenlerini anlamaya çalışmak ve nasıl engellenebileceğini tartışmak gerekir.

Saldırganlık; Ruhbilim Terimleri Sözlüğü’nde ‘bireyin kendi düşünce ya da davranışlarını, dıştaki direnmelere karşın zorla karşısındakine benimsetme çabası’ olarak tanımlanmaktadır. Amacına ulaşsın ya da ulaşmasın kasıtlı olarak fiziksel ya da ruhsal acı vermek için gerçekleştirilen her türlü eylemi ve hâkim olmak, yenmek, yönetmek, bir işi bozmak, engellemek, boşa çıkarmak amacıyla yapılan güçlü, şiddetli, etkili, düşmanca yaralayıcı, hırpalayıcı veya yıkıcı, yok edici fiilleri bu tanımın içine sokabiliriz.

Saldırganlık birçok benzer davranış ve duyguyu çatısı altında toplayan şemsiye bir terimdir. Spektrumunda merak, araştırma, kendini ve hâkimiyetini kabul ettirme ve istismar vardır.

SALDIRGANLIK DOĞUŞTAN MI GELİR, YOKSA ÖĞRENİLİR Mİ?

Bazılarına göre; saldırganlık insan doğasının bir parçasıdır. Her insan doğuştan bu dürtüleri taşır ve belirli kışkırtıcı uyaranlara ve saldırgana karşı koyma yolları bularak tepki verme eğilimiyle doğar.

Freud bu duyguyu Thanatos tanımıyla ele almış ve ölüm içgüdüsü hakkında şunları söylemiştir:

-Bütün canlılarda bulunur ve yaşamı mahvederek özgün durumundaki cansız madde haline indirgemeye çalışır.

Aslında insanlarda yer alan yıkıcılık için müthiş bir tanımdır bu… Kendi varlığından hoşnut olmayan, özgüven sorunları olan, değersizlik hisleriyle boğuşan insanlar için, kendisini başkalarının önünde ifade edebilmenin belki de tek yolu şiddettir. Kendi sahip olamadıklarını, yapamadıklarını ve yapamayacaklarını düşünerek, bunlara sahip olanlara ve yapabilenlere karşı bir öfke duyar özgüven yoksunu, yıkıcı insanlar… İşte tam da burada, bu kişiler, benim olmayan kimsenin olmasın, benim olamayacaksa bu dünya ve bu düzen yıkılsın mantığıyla saldırganlaşır.

Dünya üzerinde kendisini özgüvensizliği ve korkularıyla baş başa bulan yıkıcı insanlar için saldırgan tavrın kime, nasıl ve ne şekilde ortaya çıkacağını da yine kendi yetersizlik duyguları belirler. Güçlü, zengin, makam sahibi insanlara saldırmaktan korkar böylesi… Hatta onlara yandaş olmak, iyi geçinmek, onların sahip olduklarından nemalanarak kendisini var etmek için kapılarında bekler. Saldırgan davrandıkları kişinin, kendilerinden üstün olmaması çok önemlidir. Korkak ve yetersiz olduklarından, yıkıcılıklarını daha çok zavallı gözüken, kendilerini koruyamayan hayvanlar ve çocuklarla, fiziksel olarak zayıf olan kadınlara yöneltirler.

Evrimsel Yaklaşım’ı savunan bilim insanlarıysa, şiddetin genlerde kodlu olduğunu iddia eder.

Ülkemizde genetik nedenlerle saldırgan nitelik taşıyan bazı kişilik bozuklukları (Antisosyal Kişilik Bozukluğu vd.) çok yaygındır. Bu yaygınlıkta; insan haklarının ve evrensel hukukun işlememesi, insanların yaşam haklarının garanti altında olmaması, daha yapıcı, yaratıcı, üretken ve sakin insanlara karşı suç işleyen kişilik bozukluklu kişilerin düzgün cezalandırılmaması ve genel aflarla sürekli affedilmesi başat rol oynar. Affedilen, suç işlemeye eğilimli bu kişilerin, dışarı çıkar çıkmaz ilk yaptıkları yine suç işlemektir.

Ayrıca, bu yapıdaki insanlar, gelecekle ilgili sağlıklı düşünceler oluşturamaz. Her salıverildiklerinde; doğumuna sebep oldukları çocukların gelecekte ne olacağını hiç düşünmeden, yine kendi hazları için çocuk sahibi olur. Genetik nedenler ve öğrenilmiş davranışlarla bu insanların çocuklarında da yaygın suç işleme eğilimi ortaya çıkar. Oysa sakin, eğitimli, insani değerleri yüksek kişiler, dünyaya gelmesine vesile olacakları çocukların gelecekte ne olacaklarıyla fazlasıyla ilgilenir ve çocuk sahibi olma konusunda daha dikkatli davranır. Dolayısıyla, her geçen gün göreceli olarak suç işleme meyilli, saldırgan kişilerin sayısı artar.

Bazı düşünürler içinse; “İnsanlar doğuştan mülayim canlılardır. Saldırganlık öğrenilir ve insan davranışları sonradan şekillendirilebilir.”

Bu düşünürlere göre; şiddet seçime bağlı bir stratejidir ve insanın geçmiş deneyimlerine bağlı olduğu kadar içinde bulunduğu sosyal bağlama da bağlıdır.

Hangi nedenle olursa olsun saldırganlık, genel olarak zarar verici bir eylem biçimi olduğu için toplum tarafından hoş karşılanmaz. Bu nedenle, saldırganlığın ilişkili olduğu “Kontrol Edilebilir Sosyal Etmenler”in belirlenmesi oldukça büyük önem taşır.

SALDIRGANLIĞIN İLİŞKİLİ OLDUĞU KONTROL EDİLEBİLİR SOSYAL ETMENLER NELERDİR?

Kanunlar, din, toplumsal ve ahlaki değerlerle evrensel değerlerin her biri öğrenilmiş engelleyici tepkilere neden olur. Ancak bu engelleyici öğretileri çeşitli şekillerde esnetmek, bunları aşmak için kabul edilebilir mazeretler bulmak, bu mazeretlerin siyasal ve hukuksal alanlarda dile getirilmesi, saldırganlık önünde her şeyden daha önemli olan bu engelleyici normların gevşemesine sebep olur.

Ülkemizde, her alanda artan şiddet, siyaset ve bürokrasinin tüm aşamalarında onay cümleleriyle kutsanmakta, ırk, din ve siyasi görüş adına uygulanan saldırgan eylemlerle yeni yeni kahramanlar yaratılmaktadır.

İnsanlarda saldırganlığı etkileyen en önemli sosyal etmenlerden biri, bireyin günlük sosyal hayatının büyük bir kısmını kapsayan kişilerarası ilişkilerdir. Kişilerarası ilişkilerde gözlenen herhangi bir bozukluk, olumsuzluk ya da çatışma saldırgan duygu ve davranışları tetikler.

Kişilerarası ilişkilerde yapıcı ve yıkıcı ilişki tarzları kullanılır.

Yapıcı-onarıcı- ilişkiler “Gereksinimlerini karşısındakine açıkça ifade etme, karşısındakine kabullenici ve saygılı bir tarzda yaklaşma ve yapıcı konuşma…” gibi olumlu özellikler içerir.

Yıkıcı -engelleyici- ilişkiler “Kendini üstün görme, karşısındakini küçümseme, başkalarına sözle sataşma ya da onlarla alay etme ve kolayca öfkelenebilme gibi…” özelliklerle ifade edilir.

Yapıcı ilişki, karşılıklı anlayışla sağlanırken, yıkıcı ilişkide zorlama, yönetme isteği ve baskı vardır. Dolayısıyla yapıcı ilişki tarzları bireylerin birbirlerini daha iyi anlamalarına yardımcı olurken, yıkıcı ilişki tarzları tam tersi bir etki yaratarak sağlıklı bir ilişki sürdürmeyi güçleştirir.

Saldırganlıkla ilişkili olduğu düşünülen bir diğer değişken ise; “empati”dir. Empati, bireyin kendini diğer bireyin yerine koyarak onu anlaması ve bunu ona hissettirmesi sürecidir. Bu nedenle empati yoksunu insanlar acımasız biçimlerde saldırgan olabilirler.

Belirli kültürlerde değişen sosyal koşullar saldırgan davranışlarda da gözle görülür değişikliklere yol açar. Ülkemizde son yıllarda oluşan sosyal, ahlaki ve yönetimsel değişiklikler saldırgan davranışların artmasına, kabul görmesine ve hatta tercih edilir olmasına sebep olmuştur.

Sonuç olarak; bir insanın saldırgan tutum gösterip göstermemesi; doğuştan gelen eğilimlere, çeşitli öğrenilmiş engelleyici tepkilere, sosyal durumun kesin doğası arasında gerçekleşen karmaşık etkileşime bağlıdır.

SALDIRGANLIK BULAŞIR VE YAYGINLAŞIR

Saldırgan eylemlerin sonraki saldırgan eylemler üzerinde hem bireysel hem de toplumsal etkileri vardır.

Bireyin gerçekleştirdiği ilk saldırgan eylem diğer eylemlerinin önündeki engelleri kaldırabilir; bir anlamda, saldırganlık meşrulaştırılır ve bu da benzer saldırılar gerçekleştirmeyi kolaylaştırır. Bu durum saldırgan kişinin saldırganlığını kolaylaştırırken, aynı zamanda diğer saldırgan içeriği olan insanların ilk saldırgan tavırlarını sergilemesini de kolaylaştırır.

Ayrıca, saldırgan eyleme yüklenen bazı anlamlarla saldırganın kahramanlaştırılması, iş ve para açısından desteklenmesi, manşetlere çıkması da hem o saldırganın yeni eylemlerinin yolunu açar hem de diğerleri için olumlu bir örnek oluşturur.

SALDIRGANLIK KİŞİNİN VİCDANINDA NASIL AKLANIR?

BİLİŞSEL ÇELİŞKİ KURAMI…

Saldırganlığın suçunu kurbana ya da başka birine atmak (Şeytana uydum, bu kişi meczup, şort yerine pantolon giyseydi, metrobüsün kapısını zamanında açsaydı, ne vardı istediğimiz şarkıyı seslendirseydi vd…) saldırgan kişinin kendi davranışını legalize edebilmek için seçtiği bir yöntemdir.

Birey başka birinin canını yaktığında Bilişsel Çelişki yaşayabilir ve bu çelişki gerçekleştirdiği eylemin katlanılması güç, vicdani sorumluluğundan kişiyi korur.

“Kadına tecavüz ettim, adamı öldürdüm; ama ben dindar, iyi ve makul bir insanım, bunu yapmak benim fikrim olamaz. Kesin karşıdaki bunu yapmam için zemin hazırlamış ve beni böyle davranmaya zorlamış olmalı, yoksa ben böyle davranacak biri değilim.” diyerek eylemini kendisi için legalize etmeye çalışan biriyle, dün yaşanan olayda “istek şarkımızı okusaydı” ifadesinde yer alan kendilerini aklama çabaları benzerlik gösterir.

Bu tip ifadeler genelde, “Benim psikolojik sorunlarım var, alkollüydüm” şeklinde başlar, ardından, “Onun yaptıkları buna neden oldu, aslında benim aklımda böyle bir saldırgan eylem yoktu.” ile devam ederek, “Kendimi tutamadım, bir anda oldu.” şeklinde sonlanır. Bu basmakalıp ifadelere, bir de din eklendi mi tamam olur.

BU GAZETECİLER VE BU SİYASETÇİLER SALDIRILARIN SORUMLUSUDUR

Bu şekilde karşıdakini suçlamak ve indirgemek, eylemi kişinin zihninde doğru kılar ve çelişkiyi azaltır; ancak bu düzeltme ilerdeki şiddetin önünü açar.

Ayrıca, medya içinde saldırganlığa haklı sebepler arayan, saldırganı bizden, bizden değil diye ayıran bazı “görevliler de” saldırganlığın artmasına sebep olur. Özellikle din ve ideoloji adına işlenen suçlarda, cinayetlerde, taciz ve tecavüzlerde sanık için koruyucu cümleler kuran güya gazeteci ve siyasiler, hem o olayın hem de gelecekte yaşanacak olanların baş sorumlusudur ve bir gün mutlaka bunun bedelini yargı önünde ödeyeceklerdir.

Maalesef ülkemiz, “Şortlu kıza tekme atmış, ama aslında o bir meczup…” “Genç kız haliyle gece tek başına gezmeseymiş” “ne olacak o son şarkıyı da bildiği kadar söyleseymiş” diyerek, saldırganlığa haklı gerekçeler yaratmaya çalışan ve yeni saldırganlıklara kapı aralayan yazar bozuntularıyla doludur.

İşte bu medya, bu hukuk-hukukçular ile şiddeti haklı göstermeye çalışan siyasetçilerle ülkemizde daha çok şiddet eylemi, tecavüz, taciz olur ve saldırganlar için durum kahramanlığa dönüşür.

 

Bu Onur Şener cinayetinin sorumlusu kim?

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

3 Yorum

  1. 2 ay önce

    belki konuyla tam ilgili değil ama, insan, evrende en vahşi, en ilkel ve en geri canlıdır.

  2. 2 ay önce

    Çok şey öğrendim yazıdan. Teşekkürler. Ankara’da yaşanan son olayda kuşkuluların kamu çalışanı oldukları bilgisine rastladım basında. Kamu terbiyesinin, disiplininin ve kültürünün yok oluşuna ilişkin önemli ayrıntıdır bence bu bilgi.

  3. 2 ay önce

    Emeğinize sağlık hocam, güzel bir yazı. Maalesef kötü olaylardan ders çıkarmayı bilmeyen, kutuplaşmış bir toplum olduk daha doğrusu buna zorlandık. Bu durum siyasetçilerin işine geliyor, kolay siyaset yapma biçimi. Karşı tarafı suçla kendi suçların böylece görünmez olsun. Bu sarmaldan çıkmak zorundayız. Bu siyasileri başımızdan atıp onlardan kurtulmak zorundayız. Geleceğimiz buna bağlı.

Giriş Yap

VeryansınTV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!