Çetin Susan: Karton seyirci endüstriyel futbolun son zırvası

Süper Lig, uzun bir aranın ardından kovid-19 gölgesinde sessiz ve seyircisiz olarak başlıyor. Spor yazarı Çetin Susan ile yaşanan süreci konuştuk.

Çetin Susan: Karton seyirci endüstriyel futbolun son zırvası

Murat Şimşek

Süper Lig’e, 16 Mart’ta oynanan 26. haftanın son karşılaşması olan Fraport TAV Antalyaspor-Demir Grup Sivasspor maçının ardından yeni tip koronavirüs (Kovid-19) nedeniyle ara verilmişti. Lig heyecanı, 87 günlük aradan sonra bugün yapılacak Göztepe-Trabzonspor ve Fenerbahçe-Hes Kablo Kayserispor müsabakalarıyla kaldığı yerden sürecek.

Salgın sonrası başlayacak futbol liglerini deneyimli spor yazarı Çetin Susan’la konuştuk. İşte Susan’ın çarpıcı açıklamaları…

-Süper Lig’de son karşılaşma 16 Mart’ta oynandı. Lig 87 günlük aradan sonra yarın başlayacak. Siz bu süreci nasıl geçirdiğimizi düşünüyorsunuz. Lige verilen ara yeterli mi? Yoksa bu sene diğer branşlarda olduğu gibi futbolda da ligler askıya alınabilir miydi?

Dünyanın her yerinde aynı kurallar ve benzeri atmosferlerde oynanıyor profesyonel futbol. İşi eğlenceli, heyecanlı kılan, insanları stada çeken, televizyon başına çakan da bu zaten. Bu atmosferin ikamesi olmayan ögesi, stattaki seyirci. Türkiye’de liglerin kalan haftalarıyla Kupa, play-off vb.karşılaşmalar, ‘kartondan seyircilerin’ huzurunda oynanacak. Bir de stat hoparlörlerinden seyirci efekti verdiler mi, iş tamamdır. Aslının aynı oldu, diyebilirler pekala. Karton seyirci icadı da, endüstriyel futbolun son zırvası. Futbol makinesine yakıt sağlamak için, taraftarın cüzdanını hortumlamayı sürdürmek lazım tabii..

Keza, içine salgın korkusu salınmış futbolcu, kendini ne kadar maça verebilir? Öte yandan, sezon 2019 Temmuz’unda açılmıştı, yani bu insanlar tam 1 yıldır top başındalar, bıkkınlık için yeterli bir süre. İşin fiziki kısmına gelirsek; takımların sezon periyotlamaları çöktü gitti. Sil baştan antrenmana başlamak, ne kadar verimli olacak göreceğiz. 3 ay çok çok uzun bir ara. Sezon bitiminde bile bu kadar ara verilmiyor. Tekrar başlatılacak futbol, bana gazı kaçmış gazoz lezzeti vadediyor. Ortaya çıkacak takım performansları tamamen sürpriz. Mucizeyi yaratanlar, şampiyon olacak ve ligde kalmayı başaracak. Şu anda tahmin, kehanete eşittir benim açımdan.

Burada belirttiğim bazı görüşlerimi Aydınlık’ta yazmıştım. Basketbol, voleybol, hentbol liglerini federasyonları tatil etti. Çünkü oradaki paydaş-buna yandaş da diyebilirsiniz-rantı, futboldaki kadar büyük değil. Ayrıca, o branşların sporcuları daha bilinçli, onları salgında oynatmak o kadar kolay değil. Bir üçüncü neden de, futbolun ‘sosyal-uyuşturucu’ etkisinin diğerlerinden fazla olması ve AKP’nin bu narkoza şiddetle ihtiyaç duyuyor olması.

-Futbol kulüplerimizin borç içinde olduğu bir gerçek. Kovid-19 pandemisi sürecinde kulüplerin gelirleri büyük oranda azaldı ve ekonomik sorunlar arttı. Kulüpler bu süreçten ders çıkarabilir mi? TFF’nin maddi kaynakları ile futbol camiasına gereken yardımı yaptığı söylenebilir mi?

Kulüpler salgının getirdiği çaresizlikten önce de, ekonomik olarak berbat durumdaydılar. Kulüpleri yönetenlerle devleti yönetenler arasındaki ilişkiyi en iyi tanımlayacak kelime, “laçka”dır! O ilişkiler öteden beri laçkadır, yeni değil. Pis bir kaz-tavuk alışverişi sürer gider on yıllardır. Yani kulüpler bu süreçten ders-mers almazlar! Onları FİFA sopası-UEFA sopası hizaya sokar ancak. Nitekim öyle olduğunu da görüyoruz. Bu, yapısal bir sorundur, derin konudur.

TFF’nin kaynaklarını seferber etmediği ortada; geçen bütçe döneminde kasasında 38 milyon 723 bin 130 lira gelir fazlası olan bir federasyondan bahsediyoruz. ‘Savurduğu’ paralar hariç, eski parayla 39 trilyon! Bu kuraklıkta, bu suyu hangi tarlaya bahşetti Federasyon acaba? Gören, duyan var mı?

-Peki futbolu başlatıyorlar da, risk altındaki aktörler(yani futbolcular) ne diyor bu duruma?

Gıkları çıkmıyor! Durumun farkında olduklarından şüpheliyim. Sanmam ama; belki içinden lanet okuyanları vardır. Bazıları alçak sesle, fısıltıyla işin dedikodusunu yapıyorlardır, en fazla… Bizdeki gibi futbolcular ve hocalar, eli-kolu dirseğine kadar futbolun gırtlağına girmiş haldeki kapitalizm için ideal iş gücü! Hani tribünler bağırır ya maçlarda, “Ölümüne oynayın!” diye; işte şimdi gerçekten “ölümüne oynayacak” futbolcular!

-TFF Başkanı Nihat Özdemir’in “Türkiye’de 9 yıldır şike yaşanmadı” sözleri federasyon ile Fenerbahçe arasında gerginliğe yol açtı. Özdemir’in böyle bir dönemde bu açıklamayı yapmasının nedeni ne olabilir? 

Bundan tam 2 yıl önce Dünya Bankası’nın, ‘Devletlerden en çok altyapı ihalesi alan şirketler’ listesinde Dünya 1.’siydi, Futbol Federasyonu Başkanı Nihat Özdemir’in şirketi. Bu gibi unvanları getiren süreçler, insanı özgüven yumağına dönüştürebilir hafazanallah(!) Ne dediğini bilmez hâle gelebilir insan. Ya da, bilinçli olarak, “Fenerlinin gönlündeyim zaten. Trabzon camiasına da şirin gözükeyim” söylemi olabilir.

Ama bazı soruların cevabı tektir. Hem nalına hem mıhına olmaz, olamaz. Fenerbahçe de onlardan birini soruyor, eski 2.Başkanları Özdemir’e: ” 2010-11 sezonunun şampiyonu kimdir?” Bu basit soru, Nihat Bey için zor soru, cevap vermesi çok zor bir soruya dönüşüyor, lâl oluyor. Niye susuyor? Çünkü kafasında kırk tilki dolaşıyor. Fetullahçı 4 Temmuz Kumpası sürecinde Fenerbahçe Başkanlığı’na vekâlet eden adam olarak haykırdıklarını unuttun mu? Yalan mıydı, “Fenerbahçe’nin bileğinin hakkıyla şampiyon olduğunu” söylemen? Ali Koç da aynı yönetimin üyesiydi ve aynı şeyi söylüyordu. O, yine aynı şeyi söylüyor. Yandaş Nihat’a ise yeni bir rol biçtiler yukarıdan, öyle ki artık eskiden söylediklerini bile yineliyemiyor. Boyunduruk altında olmak zor iş, özgürlük gibisi yok!