Çin, ABD’nin kuşatma planına nasıl yanıt verecek?

ABD’nin başını çektiği hegemonya modeli çatırdamaya başlarken 2017 yılının sonlarında yayınlanan ABD Ulusal Güvenlik Strateji Belgesi ABD’nin Çin’i kuşatmaya dönük eğilimi ile ilgili ciddi ipuçları içeriyor... ABD ve Çin arasında yaşanan bu sistemik gerilimler Güney Çin Denizi gibi ihtilaflı alanlarda yaşanabilecek olası tetiklenmeler sonrasında sıcak bir çatışmaya da dönebilir.

Çin, ABD’nin kuşatma planına nasıl yanıt verecek?

Çin yirminci yüzyılın son çeyreğinde ortaya koyduğu muazzam ekonomik kalkınma ile uluslararası sistemin dengelerini yerinden oynatırken, ABD bu durumu sistemik bir güvenlik tehdidi olarak algılıyor. ABD’nin Çin’e karşı ekonomik, politik ve ideolojik alanda başlattığı mücadele küresel güvenlik maliyetlerini artırabilecek bir kuşatma (çevreleme) stratejisine dönüşmeye başlıyor.

Çin, 1978 yılında başlayan “reform ve dışa açılım” döneminden günümüze inanılmaz bir ekonomik büyüme gösterdi. ABD’den sonra dünyanın ikinci büyük ekonomisi haline gelen Çin’in 2030 yılında dünyanın en büyük ekonomisi olması bekleniyor. Çin’in ekonomik yükselişi aynı zamanda küresel etkileri olan politik bir dinamizm de meydana getirmiş durumda. Meşruiyetini özellikle içerde hızlı ekonomik büyümeyi sürdürme gücünden alan Çin, yüksek ihracata dayalı bir büyüme modelini benimseyerek birçok ülke ile çeşitlenmiş ekonomik ilişkiler içerisine girdi. (…)

Şiaoping döneminden beri Çinli yöneticiler temkinli bir stratejik yaklaşım içerisinde bulunuyor. Bununla birlikte 2012 yılında Şi Cinping’in göreve gelmesi ile beraber “China 2025” ve “Kuşak-Yol Girişimi” gibi projeler Çin’in stratejik yaklaşımının daha iddialı bir eğilime yöneldiğini gösteriyor. (…)

HEGEMONYA ÇATIRDIYOR

ABD’nin başını çektiği hegemonya modeli çatırdamaya başlarken 2017 yılının sonlarında yayınlanan ABD Ulusal Güvenlik Strateji Belgesi ABD’nin Çin’i kuşatmaya dönük eğilimi ile ilgili ciddi ipuçları içeriyor. Bu belgede Çin ve Rusya, ABD’ye meydan okuyan “revizyonist güçler” olarak tanımlanıyor. Çin ve Rusya’yı Amerikan değerlerine zıt bir dünya inşa etmekle itham eden belge aynı zamanda Çin’in ABD’yi Hint-Pasifik bölgesinden çıkarmaya çalıştığını iddia ediyor.

Buna karşılık ABD özellikle Güney Asya’da askeri-politik faaliyetlerini ve yerleşimini derinleştirmeye devam ediyor. ABD’nin 70 yıldır bölgede görev yapan Pasifik Komutanlığı’nın (PACOM) adını Hint-Pasifik Komutanlığı olarak değiştirmesi de ABD’nin bölgeye kalıcı olarak yerleşme amacının emarelerinden birisi olarak kabul ediliyor. Ancak ABD’nin bu yerleşimi Çin için bir güvenlik açığı olarak algılanmış olacak ki 2018 yılında Çin ve Rusya “NATO’nun en büyük kabuslarından birisi olabilecek” 300 bin askerin katıldığı “Vostok 2018” isimli askeri tatbikatta bir araya geldi. Dolayısıyla ABD’nin hegemonyasını tahkim etme çabalarının bir karşı hegemonya alanının belirmesine yardımcı olduğunu söylemek mümkün.

Bununla beraber Çin’in hem bölgesel hem de küresel anlamda alternatif arayışları devam ediyor. Şanghay İşbirliği Örgütü gibi hızlı bir gelişim sürecine girmiş ve Hindistan ile Pakistan’ın katılımıyla, Avrasya topraklarının yüzde 60’ından fazlasını, dünya nüfusunun yaklaşık yarısını oluşturan bölgesel kurumlar kendisini giderek ön plana çıkarmaya başlıyor.

Çin, Batı yaklaşımının dayandığı temel varsayımlara meydan okuyor. Liberal demokrasinin modernleşme için vazgeçilmez bir unsur olmadığını iddia eden Çin, Batı’nın “güçsüzlüğünün” ekonomik küreselleşmeye bir tehdit olarak ortaya çıktığını iddia ediyor. Popülizmin ve korumacılığın yükselişini ise eleştiriyor.

‘ÇİN ASLA HEGEMONYA MÜCADELESİ İÇİNDE OLMAYACAK’

Çin’in iki yılda bir savunma ile ilgili yayınladığı stratejik belgelerin hemen hepsinin önsözünde ”Çin asla hegemonya mücadelesi içinde olmayacak” ifadesi dikkat çekiyor. Çin, barış ve ekonomik büyümenin hüküm sürdüğü çok kutuplu bir dünya dengesinin istikrarlı bir dünya düzenine dönüşeceğini düşünüyor ve Şi Cinping’in birçok konuşmasında dile getirdiği çok kutuplu yeni bir uluslararası ilişkiler türünden bahsediyor.

Özetle ABD’nin Çin’i kuşatması Trump dönemi ile beraber çok daha karmaşık bir seviyeye gelmiş durumda. “Önce Amerika” (America First) sloganı ile göreve gelen ABD Başkanı Donald Trump, Çin tehdidi ile ilgili algıyı sürekli körükleyerek jeopolitik, ideolojik ve ekonomik boyutları olan bir “çevreleme 2.0 doktrini” ortaya koymuş durumda.

TAYVAN SORUNU VE HONG KONG’DA YÜKSELEN TANSİYON

Jeopolitik bağlamda bakıldığında özellikle Tayvan meselesinde Trump yönetiminin 2018 yılı içinde Tayvan Seyahat Anlaşması dahil olmak üzere birtakım anlaşmaları onaylaması Çin tarafından derin bir endişe ile karşılandı. Washington bu yaklaşımı ile Tayvan’a verdiği resmi desteği teyit ederken, Çin bu adımları bir çevreleme (containment) olarak algılıyor. Öte yandan ABD’nin Tayvan’a 2 milyar dolarlık silah satışına hazırlanması durumu içinden çıkılmaz bir hale getiriyor. Çin yayınladığı “yeni dönemde Çin’in ulusal savunması” isimli beyaz kitapta Tayvan’ın Çin’in ayrılmaz bir parçası olduğunu vurgulayarak askeri seçeneklerin masada olduğunu tekraren belirtiyor. Cinping’in bu sene içerisinde Tayvan’a yaptığı çağrıda ana kara ile birleşme konusunda “bir ülke iki sistem” modelinin benimseneceğini de belirtmesi bir başka tartışmaya neden olmuş durumda. Bu model halihazırda Hong Kong ve Macau’da kullanılıyor. Ancak verimliliği konusunda birçok soru işareti bulunuyor.

Öte yandan nisan ayından bu yana suçluların iadesi yasasının protesto edilmesi ile başlayan Hong Kong’daki olaylar, merkezi hükümete yönelen büyük gösterilere dönüşmüş durumda. Çin tarafında Hong Kong olaylarının dışardan manipüle edildiğine duyulan inanç kristalleşirken Çin dışişleri bakanlığı, ABD’li yetkilileri Hong Kong’daki protestoların arkasında olmakla suçladı ve “kirli ellerini” bölgeden çekmeleri tavsiyesinde bulundu. Hong Kong’daki olayların giderek kaotik bir hal almasının ardından Çin’in Hong Kong’daki garnizon yasasına dayanarak ordunun müdahale edebileceği imasında bulunması ise tansiyonu iyice yükseltmiş durumda.

KUŞAK VE YOL GİRİŞİMİ’NE TEHDİTLER

ABD ile Çin arasında yeni boyutlar kazanarak küresel ekonomiyi de tehdit eder hale gelen ticaret savaşları devam ederken, tarihteki en iddialı altyapı projesi olarak adlandırılan ve dünya nüfusunun yüzde 65’i ve küresel GSYİH’nın yüzde 40’ı dahil olmak üzere 68’den fazla ülkeyi kapsayan Kuşak ve Yol Girişimi ise bir başka çatışma alanı. (…)

Kuşak ve Yol girişiminin uygulanması ciddi bir güvenlik maliyetini de beraberinde getiriyor. Kuşak ve Yol Girişiminin ana hatlarına bakıldığında Mackinder ve Mahan’ın ünlü stratejilerini aynı potada erittiğini söylemek mümkün. Mackinder’in “Avrasya’ya (heartland) hakim olan dünyaya hakim olur” ve Mahan’ın “Denizlere hakim olan dünyaya hakim olur” düsturları Çin’in Kuşak ve Yol Girişimi içerisinde yer alan karada “İpek Yolu Ekonomik Kuşağı” ve denizde “21. Yüzyılda Deniz İpek Yolu” konsepti ile uyumlu görünüyor. Ancak söz konusu projenin güvenliği konusunda özellikle Güney Asya’da ciddi bazı tehditlerin ortaya çıktığı görülüyor.

ABD ve Çin arasında devam eden kuşatma mücadelesinde bir diğer önemli bağlam ise ideolojik boyutta. Çin özel bir takım faktörlerin de etkisi ile tarihin en ayrıcalıklı yükselişini yaşarken kapitalist sistemin bir parçası gibi hareket etmesi, yaşanan ideolojik çelişkinin üzerini örtüyor. Liberal ekonomik düzenin yaşadığı bu kırılgan ve parçalanmaya dönük dönem aynı zamanda uluslararası güvenlik açısından bir problem halini almış durumda. (…)

ÇİN’İN MANEVRA KABİLİYETİ

Çin “çekingen ve son derece ihtiyatlı” bir yaklaşım içerisinde hareket ediyor. Her ne kadar Şi Cinping dönemi ile beraber iddialı bir eğilime sahip olsa da ABD ile ilişkisinde geniş bir manevra alanına sahip değil. Bununla beraber hala yapay zeka gibi yüksek teknoloji gerektiren alanlarda muhataplarının gerisinde bulunuyor. Bu nedenle kuşatılmaya dönük tavizsiz bir tavır takınırken düşük yoğunluklu bir profil çizmeye de dikkat ediyor.

Bu nedenle her ne kadar askeri yatırımlara sahip olsa da sıcak çatışmalara mesafeli bir tutum takınmaya devam edecektir. Çin, mevcut uluslararası sistem içerisinde Çin yükselişinin mümkün ve kolay olduğunu düşündüğü için zaman kazanmaya yönelik hamleler yapmak istiyor.

Öte yandan Trump’ın göreve gelmesinin ardından yaptığı açıklamalar ve ortaya koyduğu eylemler ABD’nin geçmişte oluşturduğu ve desteklediği çok taraflı kurumlara yönelik coşkusunu büyük ölçüde azaltmış olduğunu gösteriyor. Trump, korumacı, popülist ve iddialı bir ABD dış politikasına doğru keskin bir dönüş yapmış görünüyor. Bu dönüş bir yandan içeride yapılanmayı hedeflese de diğer yandan küresel hegemonya açısından da bir yapılanmaya işaret ediyor. Çin ve Rusya’yı “stratejik rakipleri” olarak tanımlayan bu yaklaşım ticaret savaşlarından Tayvan’a silah satışına kadar farklı alanları içeren bir “kuşatma” girişimine dönmüş görünüyor.

ZAMANA YAYMA

Sonuç olarak ABD ve Çin arasında yaşanan bu sistemik gerilimler Güney Çin Denizi gibi ihtilaflı alanlarda yaşanabilecek olası tetiklenmeler sonrasında sıcak bir çatışmaya da dönebilir. Ancak ABD’nin kuşatma çabalarına karşılık Çin’in karşı karşıya gelmekten kaçınan düşük profilli duruşu ve “çatışmayı” zamana yayma hamleleri uzun süre daha sistem düzeyinde yaşanacak bir gerilmeye işaret ediyor.

Hüseyin Korkmaz (AA)