Devletin özel tiyatrolara para yardımı tartışma yarattı

Kültür ve Turizm Bakanlığının açıklamasına göre özel tiyatrolara bugüne kadar bir sanat sezonu için dağıtılan en yüksek ödeneğin verileceği açıklandı.

Devletin özel tiyatrolara para yardımı tartışma yarattı

AHMET YILDIZ – Veryansın Tv

Kültür ve Turizm Bakanlığının açıklamasına göre özel tiyatrolara bugüne kadar bir “sanat sezonu”nda dağıtılan en yüksek ödenek verildi.

Açıklamaya göre, Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğünce dağıtılan yardımlardan 110’u profesyonel, 53’ü çocuk oyunu, 51’i amatör ve 42’si geleneksel olmak üzere toplamda 256 özel tiyatronun projesine destek sağlanması kararlaştırıldı.

Bakanlıkça özel tiyatrolara verilen toplam maddi destek 6 milyon 102 bin lira olacak.

Bu “yardım”ların ne olduğunu, neye göre kimlere paylaştırıldığını Tüm Sanatçılar Derneği Başkanı tiyatro oyuncusu sanatçı Murat Demirbaş’la konuştuk.

Ahmet Yıldız – Murat Demirbaş

Sevgili Murat Demirbaş bu para epey bir para değil mi?

Her yıl devlet özel tiyatrolara verilecek yardımı ortalama % 20 artırıyor. Böylece önceki yıllara göre en yüksek para oluyor tabi haliyle. İki yıldır da bunu “şimdiye kadar verilen en yüksek yardım” diye adlandırıyorlar.

Bu para 256 özel tiyatroya paylaştırılmış. Para yardımı yapılmasının ölçütleri nedir sizce?

Bir komisyon var bunun için. İçinde ilgili Bakan Yardımcısı, Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü’nden ilgili yetkililer var. Devlet Tiyatroları Genel Müdürü doğal üyesi. Özel tiyatrolardan da temsilci oluyor. Geçmiş yıllarda Ali Poyrazoğlu’nu biliyorum ama şimdi kim var bilmiyorum. Geçmiş yıllarda yazar da oluyordu; Refik Erduran vardı iyi anımsıyorum.

Verilen yardım yetiyor mu? Tiyatromuzun gelişmesine katkısı var mı?

Tabi bu miktar bölününce tiyatrolara düşen miktar çok küçük kalıyor. Devlet tarafından bu destek bir tür yasak savmaya dönüşüyor. Özellikle salon işleten tiyatroların dişinin kovuğuna bile yetmiyor. Çünkü özel tiyatroların maliyetleri çok yükseldi. Oyun sahneleyen bir tiyatronun giderleri sosyal yaşamda neye zam geliyorsa aynı oranda artıyor. Otel, mazot, elektrik, maaş… Yiyecek, içecek, sigorta primleri, dekor… Hepsi.

Özel tiyatro maliyetleri ülkemizin yaşadığı ekonomik kriz nedeniyle zaten arttı.

Bu bütçeyi tiyatrolara eşit olarak bölüştürsen bile 15-20 bin lira filan düşüyor. Kimisine biraz fazla veriyorlar kimisine az. Profesyonel, amatör, çocuk tiyatroları, geleneksel tiyatrolar gibi başlıklar var.

Yerli yazarların oyunlarını yapanlara biraz daha toleranslı davranıyorlar. Bu da güzel bir şey.

Özel tiyatroların yeri nedir ülkemiz tiyatro sanatında?

Bir ülkede tiyatro sanatının gelişmesi özel tiyatronun gelişmesiyle doğru orantılıdır. Özel tiyatroları ne kadar destekler ve altyapısını güçlendirirseniz o kadar tiyatro sanatı güçlenir, bu muhteşem sanatın halka ulaşma olanakları artar.

Devlet Tiyatroları ve Şehir Tiyatroları var…

Kamusal alanda bulunan tiyatrolar DT, ŞT gibi, bunların misyonu daha farklı. Kamu tiyatroları özel tiyatroya engel veya köstek olacak şekilde kurgulanmamalı. İki ayrı damar bunlar. İkisini birbirine karıştırmamak gerek. Biri diğerinin yolunu kesen olmamalı.

Peki oluyor mu?

Girdi maliyetlerinin tamamı devlet tarafından karşılanan bir tiyatroyla, her şeyi kendi bütçesinden karşılayan bir tiyatronun bilet fiyatı aynı olur mu? Bugün DT bile 27 liraya oyun oynuyor. Özel tiyatro ne yapsın. Kimse kızmasın 50-60 liraya bilet satıyor diye. Özel tiyatro maliyeti seyirciden çıkarmaya çalışıyor ve o zaman da bilet fiyatları artıyor haliyle.

Özel tiyatroların seyircisi ne durumda?

Nüfusun artış oranıyla her yıl artıyor tabi… Ama tiyatro sanatının ülkemizdeki nüfusa oranına göre düşünürsek hala düşük. Üstelik büyük şehirlerde yoğunlaşan bir seyirci var. Bunu Anadolu’da da yaygınlaştırmak gerekiyor.

Peki devletin ne yapması lazım? Para vermek en kolay, en dertsiz yol mu yoksa?

En kolay yol para vermek gerçekten dediğiniz gibi. Gerisi ne olursa olsun, üç beş kuruşu alın gidin başınızın çaresine bakın demekle olmuyor bu iş.

Onun için alt yapıyı güçlendirecek yardımlara ihtiyaç var. Bir kere salon sayısı Anadolu’da büyük şehirlere oranla hala yeterli değil. Maliyet her geçen gün artıyor. Sigorta primleri ve KDV gibi, vergi yükü gibi sorunlar özel tiyatronun en büyük sıkıntısı. Devletin KDV’yi %1’e düşürmesi lazım; ben bu konuyla ilgili yazılar yazdım. Vergi düzenlemesi lazım. KDV’nin özellikle özel tiyatrolarda %1’e düşürülmesi, sigorta primlerine kolaylık getirilmesi lazım.

Bir şirket gibi muhasebeci tutup beyanname mi hazırlıyorsunuz?

Evet maalesef. Devletin tiyatro patronlarını diğer şirket patronlarıyla bir tutmaması lazım. Çünkü bunlar bir kültür elçisi adeta. Hangi büyük finans patronu tiyatroya para yatırıyor. Bu özel tiyatro sahipleri de sanatçı sonuçta. Kendi mesleklerini yapmak için salon açıyor ya da tiyatro kuruyorlar. Yalnızca para kazanmak isteseler başka bir şey yaparlar. Siz hiç tiyatro kurup zengin olanı gördünüz mü? Ama sen devlet olarak vergiyi aynı alıyorsun, faturayı aynı kestiriyorsun bir işletmeci gözüyle bakıyorsun tiyatroya.

Gazino sahibi olarak mı bakıyor devlet yoksa…

Evet pavyon işletmecisi ile aynı yere koyuyor. Tiyatro sahiplerine küçük esnaf ya da koç holding gözüyle bakmaması lazım. Vergi indirimi lazım, sigorta primlerinde indirim lazım. O zaten bir tek seyirci istiyor. Seyircisi geldiğinde kendi yağıyla kavrulabilir. Her tiyatrocu bu ülkenin kültürel kalkınmasına hizmet ediyor. Bir nevi eğitim gönüllüsü olan bu insanlara eziyet etmenin bir alemi yok;  ceza kesmek anlamına geliyor çünkü bu şartlar.

Ahmet Yıldız – Murat Demirbaş

Seyirci artıyor diye biliyorum, boş oynayan özel tiyatroya rastlamadım açıkçası…

Elbetteki halkımız izliyor, bilet bulamamaktan şikayet eden seyirciler de var. Halkımıza söz yok. Türk halkı hep yenilikten yanadır, ona sanatsal olarak kaliteli oyunlar gösterirsen, onların yüreğine dokunmayı bilirsen, yaşamlarında unutulmaz izler bırakmayı başarırsan onlar da karşılığını veriyorlar.

60-70’li yıllar seyircinin ve tiyatronun çok parlak olduğu yıllarmış. 80’li yıllardan sonra popüler kültür egemen oldu.

Şimdi şimdi yeniden bir kıpırdanma var. Özel tiyatro sayısı Anadolu’daki kentlerde bile arttı.

Amatör tiyatro sayıları ve seyirci sayısı da arttı.

Kalite düştü mü?

Açık söylemek gerekirse bir taraftan “magazinel” bir seyirci de oluşmaya başladı. “Meşhur” görmek için tiyatroya giden bir seyirci kitlesi de var. Bu seyirci oyun sonrası fotoğraf çektirip sosyal medyasında paylaşmayı seviyor.

Dizi sektöründe bir doygunluk yaşanınca oyuncular da tiyatroya yönelmeye başladılar. Tiyatrolarımızın nicedir dizilere kaptırdığı değerli oyuncularımız yıllar sonra yeniden sahnenin tozunu yutmaya başladılar.

Daha çok nasıl oyunlar oynuyorlar?

Çok kaliteli işler de izliyoruz zaman zaman ama; maalesef popüler kültür televizyon skeçlerine yaklaştırmaya başladı tiyatroyu. Dünyaca ünlü yazarların klasik eserlerini televizyon skeci formatına sokarak sahneleyenler bile var.

İyi yapanlar yok mu?

Bir taraftan çok güçlü bir genç dalga geliyor. O genç dalga tiyatroyu gerçekten biliyor; hem metin üzerinde hem sahneleme teknikleri üzerinde ciddi çalışmalar yapıyorlar. Son yıllarda tiyatrodaki bu birikimimiz Avrupa’yla baş edebilir kıvama geldi. Yeter ki biraz destek verilsin, olanak sağlansın; oyuncu, yönetmen, yazar olarak çok iyi bir genç kuşak geliyor. Çok nitelikli birikimli ve bilinçli bu gençler yaratıcı işler yapıyorlar. Kurtuluş, onların yaratacağı hem genç, hem dinamik hem de bilinçli seyircide.

Devletin müdahale edeceği yer de tam burası olmalı. Herkese eşit mesafede durmaya çalışmalı. Verdim kurtuldum duygusuyla değil genç ve nitelikli tiyatro insanlarına yani nitelikli işler yapanlara pozitif ayırımcılık uygulayarak tiyatronun gelişmesine olanak sağlamalı.

Tiyatro oyunu yazarlığı konusunda ne diyeceksin? Yetişen yazarlar var mı?

Gençler yazıyor ama henüz özgün bir dil ve üslup tutarlılığına çok sık rastlayamıyoruz. Burada daha büyük bir tartışma giriyor devreye. Biz tiyatroyu batı kaynağından öğreniyoruz ve bir süre sonra da Avrupa’dan Türkiye’ye bakar oluyoruz. Burası derin bir tartışma ama bu tartışma ile yüzleşmeden özgün tiyatromuzu da yaratamayız.

Doğu mu diyelim tiyatronun kaynağı o zaman…

Hayır. Tiyatronun kaynağı tam da bu topraklar. Ne Doğu, ne Batı. Bu işin doğrusu güncel deyimle tiyatroda da yerli ve milli olmak. Yani; bu toprakların doğrusu neyse onu yapmak. Bu toprakların yaratıcısı olmak, bu toprakların birikimini kullanan, bu toprakların insanını hedefleyen tiyatroyu yapmak. İthal temalarla, taklitçi sahnelemeleri ve bizim kültürümüzle bağdaşmayan bir dramaturjiyi reddetmek. Bizim sosyolojimize, kültürümüze uymayan naylon karakterler ve temalarla çokca karşılaşıyoruz. Bu neo-liberal dalganın kültürel anlamda tiyatrodaki izdüşümü.

Söylediğin ithal temalar cinsellik, etnisite, kadın bunalımları, bireyi öne çıkarma hevesi, bireysel sorunlar. Bu mu?

Evet… Küresel emperyalist kültür politikalarının bize dayattığı ideolojilerinin yansımaları bunlar. Biz çarpık bir batıcılık bombardımanına maruz kalıyoruz. Sanatçının yaratıcılığı bir içe doğma değildir. Sağlam bir öz ancak sağlam bir biçimi de yaratır. Sanatın kullandığı eleştiri ile kendini ve kültürünü yok saymayı biz birbirine karıştırıyoruz. Batının birikiminden faydalanacağımıza batılı gibi düşünmeye çalışıyoruz.

 Ne önerirsin özellikle genç tiyatroculara?

Türkiye yeni bir döneme giriyor. Dünyadaki paradigmalar değişiyor. Sanatçıların bunu fark etmesi ve öncülüğü üstlenmesi gerekiyor. Türkiye her alanda kendine güveni yeniden teşkil ediyor. Sanatçıların da Anadolu’ya, Türk halkına ve dolayısıyla kendi kültürlerine güvenmeleri ve oradan beslenmeleri lazım. Toplumdaki kendine güveni ve olumlu değerleri besleyerek kültürel derinliğimizin farkına varmalarını ve bunu ifade edecek sanatsal dili de bulmalarını diliyorum.