Güvenilmez müttefik ABD

Nejat Eslen yazdı...

Güvenilmez müttefik ABD

Uluslararası ilişkilerde dış politika stratejileri, ulusal değerleri veya çıkarları ya da hem değerleri ve hem de çıkarları esas alarak geliştirilir.

Dış politika stratejilerinin geliştirilmesinde ulusal değerlere ve çıkarlara yönlendirilmiş tehditler ve ortaya çıkan fırsatlar esas alınır.

ABD genellikle, demokrasi ve insan hakları gibi evrensel değerleri  yaymak bahanesi ile gerçekte ise kendi ulusal çıkarları gereği hedef ülkelere müdahalelerde bulunmaktadır.

ABD, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra, bu bencil anlayışa uygun olarak, liberal ekonomiyi, serbest ticareti esas alan dünya düzenini kurumları ile birlikte kurmuş ve bu düzeni günümüze kadar sürdürmüştür.

ABD yetkililerinin ifadesi ile günümüzde ABD’nin kurduğu dünya düzeni, revizyonist güçler olarak tanımladıkları Çin ve Rusya tarafından sarsılmaktadır.

ABD’nin jeopolitik amacı, mevcut dünya düzenini korumak ve küresel liderliğini sürdürmektir. 

Çin ise Rusya ile birlikte ABD’nin karşısında durmakta ve küresel liderliği ele geçirmek, Çin odaklı yeni bir dünya düzeni kurmak istemektedir.

Bu nedenle küresel jeopolitik, küresel güç mücadelesine sahne olmaktadır. 

Amerikalılar bu mücadeleyi “büyük güçler arasında rekabet” olarak tanımlamaktadır.

ABD, bu yeni jeopolitik ortamda, taahhütlerini bir yana koyarak, dış politika ve güvenlik stratejilerini revize etmekte ve askeri gücünü yeniden konumlandırmaktadır. 

Dış politika stratejilerine değerlerin ve çıkarların yön verdiğini ifade etmiştik.

Dış politika stratejilerine yön vermesi gereken bir diğer önemli unsur ise ‘’taahhütlerdir’’.

Amerika’da üst düzey askeri okullarda Amerikalı ve misafir yabancı subaylara ‘’taahhütlerin’’ de değerler ve çıkarlar gibi dış politika stratejilerine yön verdiği öğretilir.

Yaşanan ve yaşanmakta olan olaylar göstermiştir ki ABD, dış politika ve strateji uygulamalarında değişen şartlara göre sadece kendi ulusal çıkarlarını dikkate alır ve taahhütler her zaman kağıt üzerinde kalır.

ABD’de, değişen her uluslararası ortamda, yeni şartlara uyum sağlamak için yeni bir durum değerlendirmesi yapılır ve o şartlarda, ABD çıkarları neyi gerektiriyorsa, taahhütler bir yana bırakılarak, o planlanır ve uygulanır.

Bu da, ABD’nin, gelişen ortama göre taahhütlerinden vazgeçebilen, bu konuda sabıkalı olan, güvenilmez bir ülke, güvenilmez bir müttefik olarak tanımlanmasını gerektirmektedir.

Bu durumun yeni örneği Afganistan’dır.

ABD yirmi yıl süren savaştan sonra Afganistan’dan çekilme zamanının geldiğine karar verdi, silahını, mühimmatını bile savaştığı Taliban’a terk ederek ve geride kaos içinde bir ülke bırakarak çekildi.

ABD, Afganistan’dan çekilerek çok değerli bir coğrafyayı yer altı zenginlikleri ile birlikte terk etti ve arkasında çok önemli bir jeopolitik boşluk bıraktı. 

Bu jeopolitik güç boşluğunu doldurmaya en güçlü aday kanımca Çin olacak.

ABD bundan sonra Taliban’la birlikte mi hareket edecek, yoksa Taliban’a karşı direniş mi örgütleyecek; bunu zaman gösterecektir.

Gerçek şudur ki ABD, yine taahhütlerine aldırmadan ve NATO’daki müttefiklerine danışmadan Afganistan’ı terkedip gitti.

ABD, Afganistan’da hem prestij kaybetti hem de güvenilmez bir müttefik olduğunu yeniden kanıtladı.  

Afganistan’da yaşananlar daha önce Vietnam’da da yaşanmıştı.

Suriye’de, Irak’ta da ABD ordusu çekildikçe kaos giderek büyüyecektir.

NATO üyesi ülkelerin siyasi sorumluları, Afganistan’daki gelişmeleri kastederek, ABD’nin kendilerine danışmadan kararlar alarak uyguladığını, sorumsuz davrandığını bu nedenle de Amerikan liderliğinin sorgulanması gerektiğini ifade ettiler. 

NATO, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra ABD’nin kurduğu dünya düzeni içinde, öncelikle ABD’nin çıkarlarına hizmet eden bir güvenlik  kurumudur.

Günümüzde ABD, NATO içinde, NATO’ya tehdit olarak empoze ettiği Rusya’ya karşı, yeni cephe ülkelerini, yani Baltık ülkelerini, Polonya’yı, Romanya’yı, Bulgaristan’ı Rusya’ya karşı tahrik etmekte, bu ülkelerde askeri planlamalarla Rusya’ya karşı tedbirler almakta, yığınak yapmakta, tatbikatlar icra etmekte, Yunanistan’ı bir yığınak üssü olarak kullanmakta, Ukrayna’yı kışkırtarak NATO üyesi yapmaya çalışmaktadır.

ABD, bu ülkelerde yaptığı askeri tatbikatlarla Rusya’ya meydan okumakta, Karadeniz’de NATO tatbikatları icra ederek üye ülkeleri Rusya’ya karşı kışkırtmaktadır.

ABD’nin çabaları ile Rusya’nın kendilerini tehdit ettiğine ikna olan bu ülkeler, güvenliklerini NATO’nun lider ülkesi ABD’ye havale etmiş gibiler.

ABD, aynı süreçte, küresel güç mücadelesi içinde Rusya’yı yanına çekmek, Çin’i yalnızlaştırmak da istemektedir.

ABD’nin Vietnam ve Afganistan’daki davranışları dikkate alındığında, gerçek bir gerginlik durumunda, ABD’nin kendi çıkarları gereği Rusya ile çatışmaya girmemeyi tercih etmesinin ve bu ülkeleri kendi kaderlerine terk etmesinin muhtemel olduğu söylenebilir.

Çünkü, yaşanan olaylar kanıtlamıştır ki kritik durumlarda bencil davranan, değişen şartlarda durumu yeniden değerlendiren, müttefiklerine danışmadan, kendi çıkarlarına uygun kararları vererek uygulayan ABD, güvenilmez bir müttefiktir.

Bu nedenle de Avrupa’nın, ABD liderliğindeki güvenlik yapısına değil, kendi içinde, kendi güvenilir güvenlik yapısını inşa etmesine ihtiyacı vardır.

NATO üyesi ülkeler için söylediklerimiz, Asya-Pasifik bölgesinde, Tayvan, Güney Kore, Japonya ve hatta Hindistan için de geçerlidir.

SON SÖZ:

Türkiye, mevcut şartlar nedeniyle ABD boyunduruğu altındadır. 

Türkiye’nin bağımsız dış politika stratejileri uygulaması ancak bu boyunduruğu kırması ile mümkün olacaktır.

Türkiye’nin içinde, ABD çıkarlarını, ABD’den daha güçlü savunan sözde Türkler olduğu sürece iç cephenin güvende olduğunu ifade etmek ise mümkün değildir.