İktidarıyla muhalefetiyle başardınız! Cumhuriyet kadrolarını Fatih’in lanetiyle yargılamak da nedir!

Mustafa Solak yazdı...

İktidarıyla muhalefetiyle başardınız! Cumhuriyet kadrolarını Fatih’in lanetiyle yargılamak da nedir!

Sürekli Vakıflar Tarihi Eserlere ve Çevreye Hizmet Derneği, Ayasofya’nın camiden müzeye dönüştürülmesine yönelik 24 Kasım 1934 tarihli Bakanlar Kurulu kararının iptali istemiyle Danıştay’da dava açmıştı. Danıştay 10. Dairesi, Ayasofya’nın camiden müzeye dönüştürülmesine dair 24 Kasım 1934 tarihli Bakanlar Kurulu kararını iptal etti. Danıştay’ın gerekçesinde Ayasofya’nın tapu belgesinde cami vasfı ile tescilli olduğu, bunun değiştirilemeyeceği kaydedildi. Ayrıca Ayasofya’nın Fatih Sultan Mehmet Han Vakfı mülkiyetinde olduğu, cami olarak toplumun hizmetine sunulduğu belirtildi. Gerekçede, “Vakıf senedindeki cami vasfı dışında kullanımının ve başka bir amaca özgülenmesinin hukuken mümkün olmadığı sonucuna varılmıştır. Kadimden beri korunan Vakfa ait taşınmaz ve hakların, istifadesine bırakıldığı toplum tarafından kullanılmasına engel olunamaz” ifadelerine yer verildi.[1]

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Danıştay’ın Ayasofya kararını şöyle değerlendi:

“Böylece Ayasofya, 86 yıl aradan sonra yeniden, Fatih Sultan Mehmet Han’ın vakfiyesinde belirttiği şekilde cami olarak hizmet vermeye başlayabilecektir.”[2]

OSMANLI HUKUKUYLA MI CUMHURİYET HUKUKUYLA MI YÖNETİLECEĞİZ?

Diyelim ki Fatih Sultan Mehmet’in Ayasofya Vakfiyesi var! Bütün ülkeyi padişahın mülkü gören Osmanlı hukukuyla mı, Cumhuriyet hukukuyla mı yönetileceğiz? Bilmeyenler de padişahlar çalışarak vakfiye yapmış sanır. Türkiye Cumhuriyeti emperyalizme ve saltanata karşı mücadele içinde kuruldu. Tarihsel mirasın devamı söz konusu olsa da ümmetten millete, padişahın kulu olmaktan vatandaşlığa, tek kişi yönetiminden milli egemenliğe Osmanlı Devleti bir devrimle yıkılarak geçiş sağlandı. Bu anlamda Osmanlı Devleti’nin inkarıdır.  Atatürk bunu şu sözüyle belirtmişti:

“Uçurum kenarında yıkık bir ülke…Türlü düşmanlarla kanlı boğuşmalar…Yıllarca süren savaş… Ondan sonra, içeride ve dışarıda saygı ile tanılan yeni vatan, yeni sosyete [toplum], yeni devlet (sürekli alkışlar) ve bunları başarmak için arasız devrimler…İşte, Türk genel devriminin bir kısa diye mi [ifadesi].”[3]

Artık Müslüman, Hristiyan, Yahudi gibi çeşitli din ve inançları bir arada toplayan fetihçi bir devlet değil laik, çağdaş, üretime, sanayileşmeye Türk Milleti’ne dayanan, milli bir devlet olunacaktı.

Dolayısıyla Danıştay’ın, Erdoğan’ın padişahın vakfiyesi şeklinde saltanat hukuku geçerli cumhuriyet hukukunda geçerli olamaz. Dahası Ayasofya Hristiyanlığın da mirası olması sebebiyle inançlar arasında çekişme meselesi olmaktan çıkarılarak insanlığın ortak kültürel mirası olmak üzere müzeye dönüştürülmüştü.

İNSANLIĞIN ORTAK MİRASI MÜZE OLMASIYLA KORUNUR

Erdoğan’ın konuşmasında “İnsanlığın ortak mirası olan Ayasofya, yeni statüsüyle herkesi kucaklamaya, çok daha samimi, çok daha özgün şekilde devam edecektir.” sözü ise Trabzon ve İznik’te kiliseden camiye dönüştürülen yapılarla geçersiz kılınmaktadır. Çünkü “ortak miras” denirken gayrimüslimler gelmez olmuştur. Dahası o bölgenin esnafı da kan ağlamaktadır. Bakalım Ayasofya çevresindeki, hatta İstanbul’daki esnaf ve turizm nasıl etkilenecek?

Maarif Vekili (Milli Eğitim Bakanı) Abidin Özmen’in, Başvekalet’e (Başbakanlığa) yazdığı 14.11.1934 tarih ve 94041 sayılı yazıda “İstanbul’daki Ayasofya binasının salip (haç) ile hilal arasındaki sürüklenegelen savaşların rumuzlarından başlıca birini teşkil ettiğini, birçok ihtiras bulutlarının Ayasofya’nın kubbesi altında kümelendiği malumu Devletleridir (bilginizdedir)” denilmekte ve Ayasofya’ya Hristiyanlığın ve İslamın katkısından bahsederek müzeye dönüştürülmesi önerilmekteydi.

Görüldüğü gibi Ayasofya, Hristiyanlığın ve İslamın çekişme nedenlerinden biri olmaktan çıkarılmak isteniyor ve ortak miras haline getiriliyordu. 24 Kasım 1934’te de altında Atatürk’ün imzasının olduğu Bakanlar Kurulu kararıyla müzeye dönüştürüldü.[4]

Ayasofya insanlığın ortak mirasıdır ve inançlar, devletler arasında gerginliğe neden olacak şekilde ibadete açılması yanlış olur.

CUMHURİYET KADROLARINI FATİH’İN LANETİYLE YARGILAMAK DA NEDİR!

Erdoğan, konuşmasında Ayasofya’yı camiden müzeye dönüştürenlere Fatih Sultan Mehmet’in lanetiyle sesleniyor:

“Fatih Sultan Mehmet Han, Ayasofya’yı da içeren 1 Haziran 1453 tarihli yüzlerce sayfalık vakfiyesinin bir yerinde aynen şunları söylüyor. ‘Kim bu Ayasofya’yı camiye dönüştüren vakfiyemi değiştirir, bir maddesini tebdil eder, onu iptal veya tedile koşarsa, fasit veya fasık bir teville veya herhangi bir dalavereyle Ayasofya Camisi’nin vakıf hükmünü yürürlükten kaldırmaya kastederse, aslını değiştirir, füruuna itiraz eder ve bunları yapanlara yol gösterir, yardım ederse, kanunsuz olarak onda tasarruf yapmaya kalkar, camilikten çıkarır ve sahte evrak düzenleyerek mütevellilik hakkı gibi şeyler isterse, yahut onu kendi batıl defterine kaydeder veya yalandan kendi hesabına geçirirse huzurunuzda ifade ediyorum ki en büyük haramı işlemiş ve günahı kazanmış olur.

Bu vakfiyeyi kim değiştirirse, Allah’ın, Peygamber’in, meleklerin, bütün yöneticilerin ve dahi bütün Müslümanların ebediyen laneti onun ve onların üzerine olsun. Azapları hafiflemesin, haşr gününde yüzlerine bakılmasın. Kim bunları işittikten sonra hala bu değiştirme işine devam ederse, günahı onu değiştirene ait olacaktır. Allah’ın azabı onlaradır. Allah işitendir, bilendir.’ Evet, bugün alınan karar, aynı zamanda Fatih’in işte bu ağır bedduasından kurtulmamızı sağlamıştır.”

Bu sözler hukukla, insan onuruyla değil dinle korkutmak ve bu korku üzerinden Ayasofya’yı camiden müzeye dönüştürenlere tepki yöneltmektir. Toplumu din üzerinden ayrıştırmaktır.

Madem Fatih Sultan Mehmet’in lanetiyle meseleye yaklaşacaktınız niye geçen senelerde bunu dile getirmediniz?

Fatih’in lanetinden bu kadar korkuyordunuz madem, geçen senelerde neden “Siz önce Sultan Ahmet Camini doldurun” diye milleti fırçaladınız?

TARİH ATATÜRK’LE HESAPLAŞANLARI AFFETMİYOR

Erdoğan, “Esasen, tek parti döneminde alınan bu karar, tarihe ihanet olmanın yanında hukuka da aykırıydı. Çünkü Ayasofya ne devletin ne de herhangi bir kurumun malı değil, vakıf mülküdür.” dedi.

Altında Atatürk’ün de imzasının olduğu Ayasofya’yı müzeleştiren karara “ihanet” diyecek kişi, Atatürk’le hesaplaşma derdindedir. “Zamanında hata yapılmıştır” deseydi “üslubunca konuşmuş” derdim ama bunun yenilir yutulur tarafı yoktur ve tarih de ekonomi de haddini bildirecektir.

Atatürk’le hesaplaşan kendini tarihin dışında bulur.

VAHDETTİN, AYASOFYA’YA ÇAN TAKMAYI MI ÖNLEDİ?

Erdoğan konuşmasında Anadolu’nun ve İstanbul’un işgal yıllarında da Ayasofya’nın kiliseye çevrilmesi tartışmalarının yaşandığını hatırlatıyor. Erdoğan, Ayasofya’nın kapısına tam teçhizatlı bir işgal birliğinin dayandığını, birliğin başındaki Fransız komutanın, Ayasofya’da görevli Osmanlı subayına, “kendilerinin buraya yerleşeceklerini, bunun için Türk askerinin camiyi boşaltması gerektiğini” söylediğini, Askerleriyle Ayasofya’yı koruyan Binbaşı Tevfik Bey’in, onlara, “Buraya giremezsiniz ve giremeyeceksiniz. Çünkü burası bizim mabedimizdir. Şayet, cebren girmeye teşebbüs edecek olursanız, size ilk cevabı şu ağır makinalılar, sonra da caminin dört köşesine yerleştirdiğimiz tahrip kalıpları verecektir. Ayasofya’nın üzerinize yıkılmasını göze alabiliyorsanız, buyurun girmeyi deneyin” yanıtını verdiğini, Tevfik Bey’in böylece işgalcilerin Ayasofya’yı ele geçirme ümitlerini boşa çıkardığını belirtiyor.

Erdoğan, sözleri arasında kullanmasa da Ayasofya’ya çan takmak isteyen işgalcileri önleyenin padişah Vahidettin olduğu iddia edilir.  Bu iddianın ilk kaynağı tespit edebildiğim kadarıyla Hüseyin Hilmi Işık’ın “Seadet-i Ebediye” kitabıdır. Çan takma hususunda yazanların hemen hepsi ya Hüseyin Hilmi Işık’a ya da onu referans alanları referans almaktadır. Hüseyin Hilmi Işık kitabında tam olarak şunu yazmış:

“Osmanlı ordusu olarak şahsını korumak için bırakılmış olan biricik taburu Ayasofya etrafında sipere sokup camiye çan takmak veya müze yapmak isteyenlere ateş ediniz emrini verdi.”[5]

Yavuz Bahadıroğlu’na göre ise bu tabur İngiliz askerlere karşı camiyi savunmak üzere görevlendirilmişti.[6]

Hüseyin Hilmi Işık kaynak göstermiyor. Fakat bir çok tarihçi, yazar Hüseyin Işık’ın iddiasını ciddiye alıyor. Sebebi tarihe yaklaşımıyla ilgili. Işık’ın Vahdettin’i aklayan, kurtuluş savaşının esas başarısını ona yükleyen tutumu bu yazarların Vahdettinci, ümmetçi fikirleriyle uyumlu.

Ülkeyi 15 yıl İngilizlerin yönetmesini isteyen Vahdettin, çan takılmasına karşı askerleri Ayasofya’da görevlendirmiş öyle mi?

“Yüzlerce düşman gemisi İstanbul Boğazında, binlerce işgalci asker İstanbul’da ve Osmanlı ordusu terhis edilmiş ama işgalcilerin Vahdettin’e rağmen Ayasofya’ya çan takamamaları” hikayesi tarihsel gerçeğe uygun değildir.

Aksine Kemal Zeki Gençosman ve Niyazi Ahmet Banoğlu’nun “Atatürk Ansiklopedisi” adlı eserinde işgal günlerini yaşayan Emekli General Nazmi Çağan’ın İstanbul’un resmen işgal edildiği 16 Mart 1920 gününün işgal bilançosuyla ilgi şu anısına yer verilmiştir:

“Saat 12.45 Sonra Ayasofya camiine hakim burçlara Fransız efradı çıkıyor.”[7]

Demek ki Vahdettin, işgalcilerin Ayasofya’ya çıkmasına engel olmamış.

Çan takmayı asıl İstanbul’u işgalden kurtaran Atatürk önlemiştir. Cumhuriyet kurulduktan sonra da bu yöndeki taleplerin önüne geçmiştir. Son Posta gazetesinin 21 Eylül 1934 tarihli haberinde Bulgaristan’da “Trakya Komitesi” adlı bir komitenin 300 kadar şubeye ulaştığı ve Trakya’yı almak, Selimiye Camii’ne haç ve çan takmak için “komite büyüklerinin en ziyade güvendikleri çare, hükümetin harici siyasette Trakya mefküresile hareket etmesini” temin etmek olduğu ama bir süre sonra komitenin kendini feshettiği belirtilmektedir.[8]

Hatta 1935 yılında Yunan Kralı’nın marşındaki “İstanbul ve Ayasofya’yı alacağız” ibaresine yer veren Yunanistan’da çıkan Neo Kozmos gazetesindeki haber nedeniyle İçişleri Bakanı Şükrü Kaya 27 Kasım 1935’te ilgililerin dikkatini çekmiştir.[9]

1934’TE MÜZELEŞTİREN ATATÜRK AYASOFYA’YI 1936’DA CAMİ OLARAK TAPU ETTİRMİŞ!

“Derin Tarih” dergisinin yayınladığı aşağıdaki tapunun altında “Ayasofya Camii’nin 1936 yılında çıkarılan resmi tapusunda sahibi Ebu’l-Fetih Sultan Mehmet Vakfı görülüyor. (Kaynak: Vakıflar Genel Müdürlüğü)” ifadesi yazıyor.

Çeşitli yerlerde “Atatürk, Ayasofya’yı, Ayasofya’yı Kebir Camii Şerifi olarak tapuya tescil ettiriyor ve Ebulfetih Sultan Mehmet Vakfı’na veriyor. Sadece bu tapu bile İslamcıların Atatürk’e yönelik tüm iftiralarını çürütmeye hazır” şeklinde yazı yayınlanıyor.

24.11.1934 yılında müzeleştirilen Ayasofya tapu senedinde de görüleceği üzere 19.11.1936’da “Ebu’lfetih Sultan Mehmet Vakfı” olarak tapu ettirilmesi gerçekçi değildir. Çünkü yukarıda belgesini gösterdiğim Maarif Bakanı Abidin Özmen imzalı yazıda “Ayasofya’yı namaz kılanlar pek yakınındaki büyük küçük camilerde dini vazifelerini yapabileceklerdir” diye yazmaktadır. Yani burası tamamen ibadete kapalı olarak müzeye dönüştürülmüştür ve bu tapuyu belge diye sunanlar, tapunun gerçekliğine dair “Kaynak: Vakıflar Genel Müdürlüğü” ifadesinden başka tapunun Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün hangi tasnifinde yer aldığını dile getirmiyorlar.

HANİ BLÖFTÜ, TUZAKTI!

İktidarı yanlış kararından ve Atatürk’ü hedef alan açıklamalarından dolayı kınıyorum. Peki muhalefet?

Muhalefet partileri “Ayasofya’yı camiye çevirin, destekleyelim” demişti. Gerçek düşünceleri bu muydu yoksa “İktidar müzeye dönüştüremez. Biz de onu millet karşısında zor durumda bırakalım, tuzağa çekelim, blöf yapalım” diye mi düşünmüşlerdi?

Bu durum halk nazarında net olarak anlaşılmıyordu. Erdoğan’ın cami kararından sonra muhalefet liderleri, milletvekilleri ne demiş bakalım.

CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel şunları söyledi:

“Ayasofya, orada ibadet etmek isteyen, inancı gereğince ibadetini yerine getirmek isteyen herkesin hakkıyla ibadet etmesi gereken bir yerdir. Ayasofya tarihsel bir insanlık mirasıdır. Bundan sonraki süreçte, Diyanet İşleri Başkanlığının, geçmişten devraldığımız ve torunlarımız için bize emanet olan buranın tarihsel, kültürel ve çok değerli mimari özelliklerine zarar verilmeden bu işleri yapması yönünde hassasiyet göstermesi noktasında da talebimizi iletiyoruz.”[10]

Mehmet Bekaroğlu: “Oh be… çok şükür, Ayasofya ibadete açıldı.”

Adam meğer bugünleri ne kadar da bekliyormuş.

Meral Akşener: “#AyasofyaCamii  hayırlı, uğurlu olsun.”

İyi Partili Yavuz Ağıralioğlu: “Hamdolsun. Bu karara vesile olanlara gönülden müteşekkiriz. İstanbul’da fethin tek sembolüne, Fatih’e ve fethin şerefli askerlerine borcumuzu ödedik. Şimdi sıra fethin ruhuna ve Şehr-i İstanbul’a karşı mesuliyetlerimize sadakatte..”

Ahmet Davutoğlu: “Ayasofya’nın ibadete açılması, on yıllardır beklenen özlemin gerçeğe dönüşmesidir. İktidar ve muhalefetin takındıkları sorumlu tavır takdire şayandır. Fethin sembolü, Fatih’in emaneti olan ve İstanbul’un tüm medeniyet birikimini barındıran #AyasofyaCamii hayırlı olsun.”

Mansur Yavaş: “Danıştay’ın Ayasofya ile ilgili verdiği kararın ülkemize, milletimize ve İslâm alemine hayırlı olmasını temenni ediyorum.”

Erdoğan, Ayasofya’da ilk namazın 24 Temmuz’da kılınacağını söyleyince Muharrem İnce, Ayasofya’nın statüsünün değiştirilerek ibadete açılma kararına ilişkin, “Davet olursa Ayasofya’daki ilk namaza gidebileceğini” söyledi.

SİYASİLERİ ANLADIK YA MUHALİF TABAN VE AYDIN?

Blöf mü, tuzak mı derken gerçek düşünceleri böyleymiş. Gerçek düşünceleri bu olduğu halde, muhalefet tabanı ise “muhalefet partileri böyle düşünmüyorlar aslında, blöf yapıyor, iktidarı tuzağa çekiyor, iktidarın gerçek yüzünü gösterecekler” diyerek partilerinin kararını desteklemişti. “Bu işin blöfü, tuzağı olmaz, iktidarın niyeti yoksa da kışkırtıyorsunuz” dedikse de söz dinletemedik. Muhalif taban suçu sadece iktidara atarak vicdanını rahatlatacak mı? Yoksa “iktidara tuzak kuralım, koz alalım derken Türkiye’ye tuzak kurduk, seçim kozu verdik” diye özeleştiri yapacaklar mı?

Pek azı dışında sanmıyorum. Çünkü kibirliler ve kendileri dışındakileri aptal, çıkarcı buluyorlar. “İktidar yapamaz” derken şimdi meseleyi erken seçime bağladılar. E bakın işte koz alalım derken, seçim kozu verdiniz.

Niye bu olasılığı önce düşünmediler?

Çünkü neredeyse herkes partisinin kararını meşrulaştırma derdindeydi. Türkiye merkezli bakılmadı, parti, lider merkezli bakıldı.

Medya ve sosyal medya fenomeni olan yazarların çoğunu “Ayasofya’yı camiye dönüştürün, destekleyelim” diyen muhalefeti uyarmayıp sadece iktidarı eleştirdiler. Neden?

Muhalif taban kendilerini takip etsin, kitaplarını okusun, tv’lere, gazetelere, belediyelere davet edilsinler diye. Çıkarlarının zedelenmemesi için. Zamanında susup hatta iktidara sıkıysa yap da görelim” diye kışkırtanların şimdi eleştirmesi en kibar ifadeyle tutarsızlık. İşte “ünlü aydın, yazar” denilenlerin hali. Millet de bunlara bakıyor maalesef.

MUHALEFET BU SEFER HANGİ KOZU ALACAK?

Şimdi muhalefet, iktidarla elbirliği halinde artık mutludur. Bir kozu daha ellerinden aldıklarını düşünüyorlar. Ala ala hangi kozlar kaldıysa önce siz talep edin. İktidar talep ettikten sonra “koz vermeyelim” diye iktidarı “sıkıysa yap” diye sıkıştırmak koz almak değil vermektir.

“Ayasofya’yı camiye dönüştür, destekleyelim” diyen muhalefetten “Hz. İsa, Meryem Ana figürleri altında namaz kılınıp kılınamayacağı, kılınacaksa sıvayarak mı, perde çekerek mi, ışıklandırarak mı kılınacağına” dair tartışma açıp iktidarın elinden koz almasını, iktidarı tuzağa çekmesini bekliyorum!

ÇÖZÜM MİLLİ SİYASETTE

Türkiye’yi değil de karşı fikirdekini alt etmeye dayalı siyasi anlayış ne partisine yarıyor ne Türkiye’ye. Tuzağa çekelim derken iktidara seçimde kullanacağı dinsel koz verdiler ve ülkemizi iktidarla birlikte Suriye, PKK/PYD, Libya gibi konularda emperyalizme karşı müttefik olduğumuz devletlere karşı zor duruma düşürdüler. Şimdi ekonomi, güvenlik ve dış politika nasıl etkilenecek göreceğiz.

“Antiemperyalist (bağımsızlıkçı), milleti birleştirici, Türkiyeci, ittifak yaptığımız devletleri germeyen tavır nedir?” diye sorup öyle fikir geliştirelim artık.

[1]  “Danıştay Ayasofya kararını verdi! İşte gerekçesi”, Veryansıntv, 10.7.2020, erişim tarihi, 11.7.2020, https://veryansintv.com/danistay-ayasofya-kararini-acikladi/

[2] “Cumhurbaşkanımız Erdoğan, saat 20.53’te Millete Sesleniş konuşması yaptı”, Ak parti, 10.7.2020, erişim tarihi, 11.7.2020, https://www.akparti.org.tr/haberler/cumhurbaskanimiz-erdogan-saat-20-53te-millete-seslenis-konusmasi-yapti-10-07-2020-22-21-31/

[3] Atatürk’ün Bütün Eserleri, c.27, s.205.

[4] Ayasofya’nın neden müzeye dönüştürüldüğü ve Atatürk’ün imzasının sahte olup olmadığıyla ilgi şu yazımı okuyabilirsiniz: https://www.zanka.com.tr/9220/mustafa-solak-ayasofyanin-muzelestirilmesi-ve-ataturkun-imzasi 

[5] Hüseyin Hilmi Işık, Seadet-i Ebediye, 7. Baskı, Işık Kitabevi, İstanbul, 1969, s.977.

[6] Yavuz Bahadıroğlu, Osmanlı Demokrasi’sinden Türkiye Cumhuriyeti’ne, 13. Baskı, Nesil Yayınları, İstanbul, 2011, s.215.

[7] Atatürk Ansiklopedisi Türkiye Cumhuriyeti Siyasi Tarihi, C.7, Hazırlayanlar: Kemal Zeki Gencosman, Niyazi Ahmet Banoğlu, May Yayınları, İstanbul, 1971, s.251.

[8] “Selimiye Camiine haç ve çan takacaklarmış”, Son Posta, 21 Eylül 1934, s.2, 11.

[9] Devlet Arşivleri, Yer ve fon o: 30.10.0.0.255.719.29

[10]  “CHP’nin merak ettiği Ayasofya yanıtını buldu!”, Net Haber, 11.7.2020, erişim tarihi, 11.7.2020, https://www.nethaber.com/gundem/chpnin-merak-ettigi-ayasofya-yanitini-buldu-26171