Kadri Gürsel’den ‘Babacan ve Davutoğlu kötü ama ne önemi var’ yazısı

Ali Babacan ve Ahmet Davutoğlu'nun vukaatlarından bahseden Gürsel, Türkiye'nin önceliğinin bunları sorgulamamak olduğunu yazdı.

Kadri Gürsel’den ‘Babacan ve Davutoğlu kötü ama ne önemi var’ yazısı

Kadri Gürsel, Diken’de yayınlanan yazısında Ahmet Davutoğlu ve Ali Babacan’ın yanlışlarını sıraladı ancak her müzmin muhalif gibi “Erdoğan’ı zayıflatacaksa ne önemi var bunların” demeye getirdi. Yazısında sürekli 15 Temmuz vurgusu yapan Gürsel, bu tarihi FETÖ’cü teröristlerin darbe girişimi olarak değilde Erdoğan’ın “baskıcı” dönemi olarak vurguladı. Ülkenin temel meselesinin 15 Temmuz döneminden çıkmak olduğunu iddia eden Gürsel, “Babacan’ın ve hele Davutoğlu’nun geçmişte oynadıkları roller elbette ki sorgulanmalıdır. Unutulmamalıdır: Bir milli felakete dönüşmüş olan Suriye meselemizin baş siyasi sorumluları Erdoğan’la birlikte Davutoğlu’dur.” diyen yazar ardından şu satırları yazıyor, “Babacan ve Davutoğlu partilerinin kurulmaları ve sağ muhafazakar tabandan teveccüh görmeleri halinde bu güzel ihtimal güçlenebilir.”

İşte o yazıdan bazı satırlar:

Günümüz Türkiye’sinde siyasetin acil görevi, ’15 Temmuz dönemi’nin karakteristikleri ile özdeş, çürümekte olan bir bedeni andıran bu iktidar yapısından ülkeyi demokratik yollardan ve salimen kurtarmaktır. Bu ancak geniş tabanlı bir mutabakat zemininde kurulacak ittifaklarla mümkündür. Özgürlükçü anayasa, demokrasi, hukuk devleti ve tahrip edilmiş kurumların rehabilitasyonu üzerinde uzlaşmadan bu hedeflere varmak kolay olmaz.

Babacan’ın ’15 Temmuz dönemi’nin vebalinden kurtulmak istemesi de anlaşılır bir istektir. Hatta partisini Babacan ve arkadaşlarından önce kuracağı söylenen Ahmet Davutoğlu’nun da varsa böyle bir vebalden kurtulma amacı, o da anlaşılır.

Tabii başarabilirlerse, demokratik bir geçiş döneminin inşasında oynayabilecekleri rol nispetinde bu çabaları anlam da kazanır.

Neticede şu ayrımı yapmak lazımdır: Babacan, AKP iktidarının, temel siyasi dinamik ve karakteristikleriyle birbirlerinden ayrılan önceki dönemlerinde vardır, ’15 Temmuz dönemi’nde yoktur. Bu fark, önceki dönemlerdeki temel dinamiklerin bir neden-sonuç ilişkisi sıralaması içinde ’15 Temmuz dönemi’nin hazırlayıcısı olduğu ve Babacan’ın omuzlarında da bu dönemlerle ilgili bir sorumluluk bulunduğu gerçeğini değiştirmez.

Ama ülkenin şimdiki temel meselesi ’15 Temmuz dönemi’nden nasıl çıkılacağıdır.

Babacan’ın ve hele Davutoğlu’nun geçmişte oynadıkları roller elbette ki sorgulanmalıdır. Unutulmamalıdır: Bir milli felakete dönüşmüş olan Suriye meselemizin baş siyasi sorumluları Erdoğan’la birlikte Davutoğlu’dur.

Lakin mevcut satıhta ülkenin önceliği, miadı çoktan dolmuş ve yönetme kapasitesini tüketmiş, mefluç iktidarın meşru yollardan zayıflatılması ve uygun vakitteki demokratik değişim yoluyla ülkenin yakasından düşmeye razı edilmesidir. Babacan ve Davutoğlu partilerinin kurulmaları ve sağ muhafazakar tabandan teveccüh görmeleri halinde bu güzel ihtimal güçlenebilir.

Ülkenin meselesi buysa, muhafazakar kesimin ve siyasetin meselesi de gelecekte Türkiye’yi aydınlatıp ısıtacak olan güneşin altında bir yere sahip olmaktır. Meşru ve kapsayıcı aktörler siyasete yeni bir anlayışla müdahale etmezler ise, ‘Reisçilik’ bu geleceği vaat etmiyor.

‘Reisçilik’ sonrası dönemde ise muhafazakar kesimlerin, kendilerini geniş tabanlı bir koalisyonun iktidarında temsil edecek meşru aktörlere ihtiyaçları olacaktır. İşte Babacan’ın kuracağı parti, yeni bir sağ ittifak zemininde ya da devam ederse Millet İttifakı’nın çatısı altında bu görevi üstlenerek muhafazakarların meşru kazanımlarının iktidardaki güvencesi olma işlevini üstlenebilir.