Kanadalı Kızılderili çocuklar ile Atatürk’e söven Ayasofya imamı arasında ne alaka var?

Hüseyin Vodinalı yazdı...

Kanadalı Kızılderili çocuklar ile Atatürk’e söven Ayasofya imamı arasında ne alaka var?

Geçen günlerde basına yansıyan bir haber kanımı dondurdu.

Ama nedense bizim basın fazla önemsemedi.

Kanada'nın British Columbia eyaletinde geçmişte yerlileri asimile etmekte kullanmış olan bir yatılı okulda, 215 çocuğun ceset kalıntıları bulunmuştu.

Toplu mezar 1978 yılında kapatılan Kamloops Kızılderili Yatılı Okulu'ndaydı.

Açılamayı yerli gruplardan Tk'emlups te Secwepemc'in lideri yaptı.

"Okulda bulunan mezar beni derinden üzdü" mesajını paylaşan Kanada Başbakanı Justin Trudeau olayı "Ülkemizin tarihinin utanç verici döneminin acı veren bir hatırası" diye niteledi.

Kamloops kentindeki Kızılderili lideri Rosanne Casimir, ölen çocukların okul kayıtlarına dahi geçmediğini söyledi.

Bulunan çocuk cesetlerinin bazıları 3 yaşındaki yavrucaklara aitti.

Bu korkunç olay Kanada tarihinde gizli en dehşetengiz soykırım hikayesini hatırlattı.

Kanada'da yerli çocuklar, 1889 ile 1996 yılları arasında hükümet, kilise ve İngiliz Kraliyeti ortaklığında asimilasyon bahanesiyle yatılı okullara gitmeye zorlandı.

Ailelerinden eğitim vaadiyle zorla koparılan bu Kızılderili çocuklardan en az 66 bini bu yatılı okullarda ölmüştü.

Oraya giden her iki çocuktan biri hayatını kaybetmişti.

Bu ölüm oranı, son derece sağlıksız şartlardaki Kızılderili rezervasyonlarındaki ölüm oranlarının bile on katıydı.

Bu soykırımı ortaya çıkaran 3 Vatandaş Temelli Soruşturma oldu.

Bunlar: Kanada'da Soykırıma İlişkin Hakikat Komisyonu (1998), Kaybolmuşların Dostları ve Akrabaları (2005) ve Uluslararası Kilise ve Devlet Suçları Mahkemesi (2010) idi.

Bir de bu hareketlere önderlik eden bir din adamı Papaz Kevin D. Annett vardı.

Bu soruşturmalarda çok önemli roller oynayan ve tanıklık eden 7 Kızılderili liderden hepsi de şüpheli biçimde öldü:

Virginia Baptiste, hastanedeyken 29 Ocak 2004'te açıklanmayan nedenlerle aniden öldü.

Louis Daniels, 4 Şubat 2006'da hastanedeyken açıklanamayan nedenlerle aniden öldü.

Harriett Nahanee, hapisten çıktıktan kısa bir süre sonra 24 Şubat 2007'de öldü.

Johnny “Bingo” Dawson, 6 Aralık 2009'da polis tarafından dövüldükten sonra öldü.

William Arnold Combes, 26 Şubat 2011'de St. Paul Hastanesi'nde ölümcül bir enjeksiyondan sonra öldü.

Ricky Lavallee, 23 Ocak 2012'de kafasına ve göğsüne aldığı şiddetli darbelerden sonra öldü.

Harry Wilson, 4 Nisan 2013'te bilinmeyen nedenlerden öldü.

Peki bu “yatılı okullar”da neler olmuştu da binlerce masum Kanada Kızılderilisi çocuk yaşamını yitirmişti?

Hükümetin resmi görüşüne karşı Kanada’daki Kızılderili örgütleri ve insan hakları gönüllülerince hazırlanan bir raporda korkunç gerçekler yazılıydı.

En çok ölüm hastalık yüzündendi.

Ama bu olağan bir durum değildi.

Bu muazzam yüzde ellilik ölüm oranı, sağlıklı çocukları hasta ve tüberkülozdan ölmekte olanlarla birlikte barındıran, tıbbi tedavi ve bakımdan mahrum bırakan okulları yöneten tüm kiliselerin bilinçli bir uygulamasının sonucuydu.

Bu aslında kurumsallaşmış bir biyolojik savaş politikasıydı.

Aynı zamanda rutin ve sistemik tecavüz, dayak, işkence ve cinayetler de vardı.

Toplama kampı kıvamındaki okullarda tutulan çocuklar, düzenli yiyecek, giyecek ve uygun sanitasyondan da mahrumdu.

Ve bu durum 1889'dan 1996'ya kadar tam 107 yıl sürdü.

En az 66 bin çocuğun ölümüyle ilgili o bir asırdan fazla süren dönemde bir yetkili bile yargılanmadı, hesap vermedi.

Sorsanız herkes Kanada’nın ne kadar uygar ve demokratik bir ülke olduğunu söyler değil mi?

Peki Kanada’da korkunç biçimde katledilen Kızılderili çocuklar ile Atatürk’e lanet okuyan Ayasofya İmamı’nın alakası nedir?

Şöyle ki, eğer onun ağa babalarının dua ettikleri gibi “Yunan ve İngiliz kazansaydı”, muhtemelen benzer yatılı okullarda Türk çocuklarını benzer bir son bekleyecekti.

Türk nüfusu azaltmak için zaten verem ve trahomdan kırılan Türk halkını beter durumlarda “hastalık”la yok edeceklerdi.

Ama neyse ki o yobazların dilekleri gerçekleşmedi.

Atatürk ve Kuvayı Milliyeciler kazandı da Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren başlayan sağlık ve aşı hamleleriyle verem, çiçek ve trahom gibi salgın hastalıklardan kırılan Türk milleti canlandı ve sağlık buldu.

20 yıldır Türkiye’yi yöneten AKP zihniyetinin Türk aşılarının üretildiği Hıfzısıhha’yı kapatması da manidar zaten.

Ama bu memleket asla "Yunan kazansaydı" diyenlerin olmayacak.

Kanadalı Kızılderililer bile bugün o iğrenç soykırımın hesabını soruyor.

Türkler de elbet bir gün hesabı soracak.

Başımıza Yunan ve yobazı bela eden İngiliz-Amerikan emperyalizmine her şeyin hesabını soracağız.

KAYNAKLAR:

https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-57291989

https://www.globalresearch.ca/murder-by-decree-the-crime-of-genocide-in-canada-the-indian-residential-schools/5746601