Kıbrıs Cumhuriyeti Devleti ve Meclisi nasıl işgal edildi? 57 yıldır söylenen yalanlara yanıt

Sabahattin İsmail yazdı

Kıbrıs Cumhuriyeti Devleti ve Meclisi nasıl işgal edildi? 57 yıldır söylenen yalanlara yanıt
Kıbrıs Cumhuriyeti Devleti ve Meclisi nasıl işgal edildi? 57 yıldır söylenen yalanlara yanıt

Rum’dan beslenen işbirlikçiler ve içimizdeki 5. KOL son günlerde sosyal medyada yeniden büyük bir yalanı piyasaya sürdüler…

Neymiş, Kıbrıs Cumhuriyeti’ni taksimi gerçekleştirmek için biz terk etmişiz, Rumlar bizi silah zoru ile atmamış….

Yalanın bu denli şerefsizini görmedim, duymadım, okumadım.. Yalan olur ama bence en şerefsizlerinden biri de budur.

Oysa, 1992 yılında yayınlanan ve kaynak olarak tamamı ile Rum gazetelerini, Türk basınını, BBC’yi ve BM tutanaklarını kullandığım “KIBRIS CUMHURİYETİ MECLİSİ NASIL İŞGAL EDİLDİ?” adlı 105 sayfalık kitabımda münhasıran bu konu öncesi ve sonrası ile incelenmiş ve eski Rum yalanı yine kendi belgeleri ile çürütülmüştür.

Buna göre Kıbrıslı Türk milletvekilleri 21 Aralık 1963 saldırılarından Temmuz 1965’e kadar geçen dönemde Rum saldırıları, cinayetleri, adam kaçırıp öldürmeleri, kuşatması ve öldürülme korkusu ile Meclise gidememiş, adanın değişik bölgelerinde kuşatma altında bulunan Türk Halkı arasında elde silah direnmeye devam etmiştir. Bu dönemde 500’den fazla Türk öldürülmüş, yollardan alınıp öldürülenler kör kuyulara atılmış, Baf, Limasol, Larnaka, Ayvasıl, Arpalık katliamları yapılmış, 103 köy işgal edilmiş, 35 bin Türk göçmen olmuş, Erenköy ve St. Hilarion saldırıları olmuş, Lefkoşa Devlet hastahanesinde yatan 24 Türk hasta öldürülerek biçerdöverlerle doğranmış, Larnaka’dan işe giden 11 Türk içinde bulundukları otobüsle birlikte gömüşmüş, milletvekili Cengiz Ratip de yoldan kaçırılıp katledilmişti…

İşte bugün bize EOKA’cılarla aynı ağızla “taksim için Meclisten kaçtık” diyenler, bu tarihi gerçekleri gizleyerek EOKA’yı ve AKRİTAS soykırım Planını aklamaya çalışmaktadırlar…

TEMMUZ 1965’DE DÖNMEK İSTEDİK, AMA KOVULDUK

1965 yılına geldiğimizde, Türkiye’nin müdahale hazırlıklarından ve Erenköy bombardımanından korkan Rumlar, ateşkese uymayı kabul etmişlerdi. Ancak adanın %3’üne sıkıştırılıp kuşatma altına alınan Türk Halkının can güvenliği hala büyük tehlike altında bulunmaktaydı… Utanç barikatlarında hâlâ Türkler alınıp götürülmekteydi… Ve, eli silah tutan herkes gece gündüz mevzilerde beklemekteydi.

Temmuz 1965’de Temsilciler Meclisi’nin Rum üyeleri kendi aralarında toplanıp Rum milletvekilleri ile Makarios’un görev süresini uzatacaklarını ve seçim yasasını değiştirip birleşik seçim listesi sistemini getireceklerini açıklamışlardır. Buna göre Türk ve Rum adaylar eskiden olduğu gibi kendi toplumları içinde yapılan seçimlerle değil, birlikte, aynı seçim listelerinden seçime girecekler ve Türk-Rum seçmenler ortak liste için birlikte oy kullanacaklardı. En çok oyu alanlar ise seçilmiş olacaktı. Bunun anlamı ise Türkleri Rum partilerinden aday olmaya zorlamak ve fiilen Meclisi Rumlarla doldurmaktı. İlaveten Rum milletvekilleri sadece kendi görev sürelerini uzatacakları için Türk milletvekillerinin üyelikleri de otomatik olarak düşürülecekti.

Oysa Anayasaya göre seçim yasasında yapılacak değişiklikler için Türk milletvekillerinin de ayrı oy çoğunluğu gerekmekteydi. Rumların tek başlarına yasa yapma hakkı olmaması bir yana Türkler olmadan seçim yasasını elleme hakları hiç yoktu.

Rumların yaratmak istediği bu hukuk dışı emrivaki üzerine Türk milletvekilleri, her ne pahasına olursa olsun, Meclise dönme kararı aldılar. Bu amaçla o dönem Meclis Başkanı olan Klerides’e başvuruda bulundular ve Meclise dönmeleri için gerekli güvenlik önlemlerinin alınmasını istediler. Klerides’in “güvenliğinizi sağlayamam” diyerek bu başvuruyu derhal reddetmesi üzerine bu kez BM Genel Sekreterinin Kıbrıs’taki özel temsilcisi Senhor Bernandes’in yardımını isteyen Türk milletvekilleri, ÜMİT ONAN, A.M. BERBEROĞLU ve RAMADAN CEMİL’den oluşan 3 kişilik bir temsilci heyetinin BM Barış Gücü eşliğinde Klerides’le görüşmesini zorladılar…Türk milletvekilleri bu görüşmeye İngiliz zırhlı aracı içinde İngiliz askeri korumasında gidebildiler..

Senhor Bernandes eşliğinde Klerides’le yapılan görüşmede, bizzat Klerides’in kendisi Türk milletvekillerine 3 koşul ileri sürdü:

1- Türk milletvekilleri, o güne kadar Rum temsilcilerin, Türk milletvekillerinin yokluğunda aldığı Anayasaya aykırı tek yanlı ve gayrı meşru kararları tanıyacaktı. (Bunların içinde RMMO’nun kuruluşuna ilişkin gayrı meşru yasa da vardı)

2- Türk milletvekilleri, Rumların seçim yasasında yapmak istediği değişiklikleri peşinen kabul edecekler ve tasarı Meclise geldiği zaman itiraz edip karşı çıkmayacaklardı.

3- Türk milletvekilleri Meclise döndükten sonra çıkarılacak yasalar konusunda veto ve ayrı oy çoğunluğu haklarının kullanılmayacağı konusunda güvence verilecekti

Özetle, Klerides’in talebi, 20 aydan beri süren Türk direnişine son vermemiz, kabul etmediğimiz 13 maddelik Anayasa değişikliklerini kabul etmemiz, anlaşmalardan ve anayasadan kaynaklanan haklarımızdan vazgeçmemiz, anayasa ve hukuk dışı uygulamaları tanımamız, ortaklık devletinin bir Rum devletine dönüşmesine ve azınlık haklarına onay vermemizdi...

Neticede Türk milletvekilleri bu koşulları reddederek Meclise katılmalarının anayasal hakları olduğunu ve BM güvencesinde Meclise döneceklerini, bu arada Avrupa Konseyi Danışma Kurulu’na başvuracaklarını belirtirler.

Bu tavır karşısında Klerides’in verdiği yanıt ise şöyleydi:

“Meclis toplantılarına katılamazsınız, gelmeniz halinde fiziki güç kullanılarak içeri sokulmayacaksınız”

Klerides bununla da yetinmeyerek 23 Temmuz 1965 tarihinde bir basın toplantısı düzenler ve şöyle konuşur:

“... Türk milletvekilleri, Sayın Bernandes vasıtası ile haber göndererek bu müzakerelere (seçim değişiklik yasa tasarıları hakkında) katılmak istediklerini bildirmişlerdir. Bernandes'e verdiğim cevapta, Türk milletvekillerinin Meclise geri gelmelerinin sadece kendi arzularına bağlı bir şey olmayacağını, bunun için bazı şartlar bulunduğunu söyledim. Birinci esas şart şudur: Türk tarafı Meclisten geçen konuların hükümet tarafından, Rum bölgelerinde olduğu gibi, Türk bölgelerinde de tatbik edilmesi gerektiği prensibini kabul etmelidirler...

İkinci esas şart, ayrı oy verme usulünün kaldırılmasıdır. Geri gelmek isteyen Türk milletvekilleri, Rum üyelerle müştereken oy vermeyi kabul etmelidirler. Oylar bir bütün olarak sayılacak. Türk ve Rum milletvekilleri ayrı ayrı oy vermeyeceklerdir.

Ayrıca Türk milletvekillerinin hükümeti ( yüzde yüz Rumlardan oluşan işgal hükümeti) tanıdıklarını belirten bir beyanda bulunmaları gerektiğini ileri sürdüm... Fakat Türkler bunları kabul edemeyeceklerini söylediler. Böylece Meclis'e katılma sorunu halledilmedi. Türk Milletvekilleri ileri sürdüğüm şartları kabul etmeden dahi Meclis toplantılarına katılma hakları olduğunu ileri sürdüler....

Türk Milletvekilleri ayrılırken yarın toplantıya geldikleri takdirde ne olacağını sordular. Samimiyetle cevap verdim ki GELDİKLERİ TAKDİRDE TOPLANTIYA KATILMALARINA MÜSAADE EDİLMEYECEKTİR....

Türk tarafı Meclis çalışmalarına muntazaman katılmak hususunu da ileri sürmüş, fakat bunun için anayasanın tamamıyla tatbik edilmesini şart koşmuştur. Fakat bu ayrı oy çoğunluğu usulünün devam ettirilmesi demek olacaktır. Onun için ASLA KABUL EDİLEMEZ dedim."

Klerides, bir gazetecinin Türk milletvekillerinin hukuki durumu konusundaki sorusunu da anayasayı çiğnercesine şöyle yanıtlıyordu:

'MECLİSİN TÜRK ÜYELERİNİN HUKUKİ DAYANAĞI BULUNMADIĞINA İNANIYORUZ'

Bu arada Türk milletvekillerinin Meclise girmelerinin fiziki tedbirlerle önlenip önlenmeyeceği konusundaki bir soruyu yanıtlayan Klerides, tehdit dolu şu ifadeyi kullanıyordu:

"...TÜRK ÜYELERİN BURAYA İZİNSİZ GELEBİLECEKLERİNİ SANMIYORUM”

Klerides bu arada yeni seçim yasası ile Rum partilerinin her seçim bölgesinden Türk aday göstereceklerini ve ne kadar Türk aday gösterirlerse Türk seçmenlerden o kadar destek alacaklarını açıklıyordu.

Böylece Kıbrıs Türklerinin ayrı siyasi örgütlenmeleri ve Meclis'te kendilerine ayrılan sandalyeler yok edilerek, gösterecekleri aday sayısı bile Rum partilerinin insafına bırakılmaktaydı.

Birleşik listede Rum seçmenler oy verirse seçimi kazanacaklar, vermezlerse Meclise tek bir temsilci bile gönderemeyeceklerdi.

Bu anlamda, getirilen yeni düzenleme ile azınlık hakları bile Türklere çok görülmekte, katı bir üniter devlet kurulmak istenmekteydi.

Esas amaç ise Anayasanın yok edilmesiydi. Nitekim Mahi gazetesi bu yargıyı doğrulayacak şekilde şu yayını yapmaktaydı:

" ( Rum milletvekillerinden oluşan) Temsilciler Meclisi'nin buğun alacağı tarihi kararla, Zürih rejiminin ayrı seçim sistemi kaldırılacak ve Kıbrıs halkı bölünmez bir bütün haline gelecektir. Bu kararla esas itibarı ile ZÜRİH DEVLETİ FESHEDİLMİŞ OLACAKTIR (Bu Anayasa) Kıbrıs halkının iradesini zincire vurmaktaydı...

Yeni kanunda Devlet Başkanı bütün ada sakinleri tarafından müştereken seçilecektir. Cumhurbaşkan yardımcılığı mevkii kaldırılmakta ve Kıbrıs halkının ilerlemesini ( ENOSİSİ - S.İ) önleyen engeller uzaklaştırılmaktadır. Artık doymak bilmez TÜRK CEMAAT MECLİSİ YOKTUR. 50 Kıbrıslı milletvekili bütün seçmenler tarafından seçilecektir... Kıbrıs halkı bugünden İtibaren rahat nefes aldığını hissetmektedir.

Bundan sonra kurulacak olan Kıbrıs Parlamentosu, temsil yetkisi bakımından kuvvetli olacak ve Kıbrıs'ın inkar edilmez haklarının, kahramanlıklarının ve fedakarlıklarının kendisinden beklediği TARİHİ KARARLARI ALACAKTIR..." ( ENOSİS’i ilan kararı alacakları ifade ediliyor)

Çok açık olarak görüldüğü gibi, Rumların birinci amaçları Türk halkının anayasal haklarını yok edip. ENOSİS önündeki engelleyici gücünü etkisiz hale getirmek ve ikinci adım olarak 'TARİHİ KARAR" diye niteledikleri ENOSİS kararını alıp adayı Yunanistan'a ilhak etmekti.

Dolayısı ile Türk halkının ve Türk liderliğinin anayasayı ve meşru haklarına sahip çıkmaları, ayni zamanda, adanın bağımsızlık ve bağlantısızlığını korumaya yönelik bir eylem olarak değerlendirilmelidir.

Çünkü anayasa, ENOSİS’i yasakladığı gibi, Rumlar tarafından ilhak yönünde alınacak bir kararı da ayrı oy çoğunluğu sistemine veya Türk Cumhurbaşkan muavininin veto hakkına dayanarak, önleme gücü vermekteydi.

Rum liderlerinin öncelikle ayrı oy çoğunluğu sistemini, ayrı seçim listelerini, ayrı seçim bölgelerini, Cumhurbaşkan muavinliğini ve Türk Cemaat Meclisi'ni yok etmeye çalışmalarının nedeni buydu...

Rum yönetimi bildiğini okumaya devam ediyordu.

Dünyanın kendilerine gösterdiği hoşgörüden de yararlanarak, 23 Temmuz 1965 tarihinde tek başlarına toplanıp anayasaya aykırı olmasına karşın seçim yasasını değiştirdiler.

Halkın Sesi gazetesi 24 Temmuz 1965 tarihli sayısında bu anayasa dışı uygulamayı manşetinde şu başlıklarla duyurmaktaydı:

" Anayasaya indirilen yeni darbe. Rumların keyfi kararı kanuni hiçbir esasa dayanmıyor.

Türk Cemaati haklarını müdafaaya devam ederek, oldu bittilere boyun eğmemek kararında ve azmindedir."

Haberde özetle şöyle denmekteydi.

" 20 aydan beri Rumların bütün tazyikleri karşısında dimdik ayakta duran, halkımızın Cemaat statüsünü ortadan kaldırmak için, bugüne kadar giriştikleri kanunsuz hareketlerin yanına, dün akşam Temsilciler Meclisi'ne Türk mebusların iştirakine mani olarak geçirdikleri iki kanun tasarısı, Rumların bütün kanunsuz hareketlerini dünya umumi efkarında artık en ufak bir şüpheye meydan bırakmadan açığa vurmaktadır."

Haberde daha sonra, 23 Temmuz günü öğleden sonra Klerides Başkanlığında toplanan Temsilciler Meclisi Rum üyelerinin hizmet sürelerini uzatan bir yasayı onayladıkları ve ikinci bir tasarı ile de seçimlerle ilgili kuralların düzenlendiği belirtilmekteydi.

Geçirilen 38 sayılı birinci yasa, Temsilciler Meclisi üyelerinin 16 Ağustos 1965'de sonra eren görev sürelerini 12 ayı geçmeyen bir süre için uzatırken, 39 sayılı ikinci yasa da Cumhurbaşkanı ve Temsilciler Meclisi'nin, durum dolayısı ile gerekli görülen geçici önlemleri alarak, Türk ve Rumların ayrı seçim listeleri ile ayrı seçim bölgelerinden seçilmelerinin iptal edilmesi öngörülmekteydi.

Böylece, gerek Cumhurbaşkanı ve gerekse Meclis üyelerinin seçimi için BİRLEŞİK SEÇİM LİSTESİ ve BİRLEŞİK SEÇİM BÖLGELERİ yapılması kararlaştırılmıştı.

Bu durum, Kıbrıs Türk halkının anayasal haklarının ve eşit statüsünün yok edilmesi demekti. Aynı zamanda iki eşit-egemen Halkın Kurucu ortaklığına dayanan Fonksiyonel Federatif Kıbrıs Cumhuriyeti’nin ÜNİTER RUM CUMHURİYETİ’ne dönüşmesi demekti…

BBC'NİN KONUYA İLİŞKİN YORUMU

Türk halkını etkisiz bir azınlık durumuna düşürmeyi hedefleyen Rumların bu taktiği, BBC tarafından yakından izlenmiş ve yorumlanmıştı.

Konu ile ilgili olarak CECİA HENDERSON tarafından hazırlanan bir yorum yayınlayan BBC şu görüşleri dile getirmekteydi:

"Kıbrıs'taki Türk Parlamento mebusları, cemaatler arası çarpışmaların başladığı 18 aydan fazla zamandan beri Parlamento oturumlarına katılamamışlardır. Şimdi bile, bunu yapabilmek için Birleşmiş Milletler'in silahlı muhafızlarının kendilerini koruması lüzumunu hissetmektedirler. Müdafaa hatlarının bu sonuncusunu korumak için müzakerelere girip giremeyecekleri yakında görülecektir.

Müzakere edilecek iki konu vardı: Bu ay yapılması gereken seçimlerin 12 ay müddetle uzatılması ve seçimler yapıldığı zaman yeni bir seçim kanununun yürürlüğe konması...

Seçimlerin tehir edilmesi ortaya yeni çıkmış bir durum değildir. Bu konuda bir karar, daha önce Makarios Atina'da müzakerelerde bulunduktan sonra alınmıştı ve açıkça belliydi ki, seçimleri yapmaya teşebbüs etmek ortalığı daha fazla karıştıracaktı. Seçimlerin tehiri mühim konu değildir. Fakat yeni seçim kanunu, Türklerin durumu bakımından çok mühim bir mahiyet arzetmektedir. Yeni hazırlanan kanun Rumlarla Türklerin ayrı ayrı oy vermelerini bertaraf etmektedir. Anayasaya göre Parlamentonun 35 Rum ve 15 Türk mebustan müteşekkil olması gerekmektedir. Bu husus Rumlar tarafından daima tenkit edilmiş ve adadaki Türklerin nüfusun yüzde yirmisinden daha az bir nisbet teşkil ettiği cihetle temsil yetkilerinin de bu nisbette bulunması iddia edilmişti. Rumların yeni hazırladıkları seçim kanununda ise, Parlamentoda Türk üye bulunmasını derpiş eden madde bulunmamaktadır. Bu hareket Anayasanın çok önemli ve münakaşa konusu diğer bir maddesi olan ve bütün adayı alakadar eden meselelerde Türk ve Rum mebusların ayrı ayrı ekseriyet oyu vermelerini derpiş eden kısmını da iptal etmektedir. Bu maddeler, Türklerin gaybubeti esnasında Rumlar tarafından veto edilmiştir. Hakikat şudur ki, Rumların hazırlamış oldukları kanun, anayasanın Rumlar tarafından tamamiyle ihlal edilmesi yönünde en son adımdır. Bu suretle Kıbrıs'taki Türklerin kanuni garantilerden, korunmadan ve yetkiden mahrum bırakılması istenmektedir. Yani son 18 aydan beri devam etmekte olan duruma kanuni veçhe verilmesine çalışılmaktadır. İşte Türklerin mücadele etmek istedikleri kanun budur. Parlamentonun Rum başkanı Glafkos Klerides, Türk mebusların oturumlara katılabilmeleri için üç şart kabul etmelerini: hükümetin kanuni olduğunu, ve Türklerle Rumların ayrı rey vermeleri hususunda Rumların vetosunu önceden tanımalarını talep etmiştir.

Türklerin bu şartları nasıl kabul edebileceklerini anlamak çok zordur.

Kıbrıs Rum hükümeti, kendini yaratan anayasayı ihlal etmiş olduğundan, enternasyonal sahada herhangi bir kanuni duruma sahip değildir. Eğer Kıbrıslı Türkler Rum hükümetini resmen tanırlarsa, Rum hükümetine karşı uluslararası sahada herhangi kanuni bir müracaata sahip olmayacaklardır. Ve en acil önemli konu da, ayrı rey verme hakkına sahip olduklarının kabul edilmesi için kullandıkları vetonun tanınmasıdır.

Kleridis'in sunduğu şartlardan güttüğü esas gayesi, Türklerin ayrı bir grup olarak şu veya bu kanunun geçmesini durduramayacaklarını kabul etmeleri şartıyle Parlamento oturumlarına katılmalarıdır. Durum, mevcut atmosferi, Ankara ve Atina arasında olan görüşmeleri ve uzun vadeli bir hal çaresi bulmak için sarfedilmekte olan gayretleri daha iyi bir şekle sokacak mahiyeti hiç de arzetmemektedir."

***

İşte gerçekler bunlardır…

Daha fazla belge ve detay isteyenler, konunun BM’de görüşülmesi sırasında yapılan konuşmaları öğrenmeyi arzu edenler, benim “Kıbrıs Cumhuriyeti Meclisi Nasıl İşgal Edildi?” adlı kitabımı okumalıdırlar…

Aktardığımız bu belgeler son zamanlarda bizim içimizdeki Rum ajanlarının ileri sürdüğü “taksim için Meclisi kendimizin terkettiği” yönündeki iddiaların tümüyle yalan ve Rum saldırganlığını aklamaya yönelik safsatalar olduğunun kanıtıdır…