Maraş’ın Harabeye dönmesi

Maraş’ın Harabeye dönmesi

Mehmet Ersoy

Emin Çölaşan’ın 11 Eylül tarihinde Sözcü’de yayımlanan “Başımızda büyük bir dert!” başlıklı yazısına cevaben:

Rum Yönetimi  1974 den beri Türkiye’ye, Türk Ordusuna  ve Kıbrıs Türk halkına karşı haksız, fakat çok etkili bir propaganda yapmaktadır. Bu propagandanın en etkili bölümü Maraş’la ilgilidir. İçimizdeki işbirlikçiler de maalesef Rum Yönetiminin  haksız propagandasına katılmakta ve bu haksızlığı desteklemektedirler.

Rum basınına, Yenidüzen ve Afrika gazetelerine göz atanlar Maraş konusunun ne kadar büyük propaganda malzemesi olduğunu görürler.

Türk Ordusunun  bombalar atarak ve insanları öldürerek Maraş’a girdiğini, zavallı masum Rumların evlerinden kaçmak zorunda kaldıklarını ve dünyanın en güzel şehirlerinden birinin harabeye döndüğünü yazmaktadırlar. Böylece dünyanın büyük kesimi Türk Ordusunun canavarlaşmış bir ordu olduğunu düşünmektedir.

Halbuki biraz incelendiği zaman  gerçeğin hiç de öyle olmadığı anlaşılır. Maraş Rum halkı, tek tek kendi karar vererek bu şehri terk etmiş değildir. Şehrin terk edilmesi Rum Ordu Komutanlığının verdiği bir kararla topluca gerçekleşmiştir. Maraş terk edildikten sonra Mağusa’yı savunan Mücahitlerin boş bir şehre girmesiyle şehir Türk kontrolüne geçmiştir

RUM ORDUSU NEDEN TEK KURŞUN ATMADAN ÇEKİLDİ?

Maraş’ın, Türk Ordusu gelmeden ve tek kurşun atılmadan boşaltılması üzerinde durulması gereken ilginç bir olaydır. Rumlar askeri bir kararla tek kurşun atılmadan bu şehri neden terk ettiler? Maalesef bu soru üzerinde yeterince durulmuyor ve olayların iç yüzü yeterince araştırılmıyor.

Bu soruya yanıt aradığımız zaman görürüz ki Barış Harekatı’nda Rum ordusunun hareketlerinde anlaşılamayan başka yönler daha vardır.

20 Temmuzda 1974 Barış Harekatı, Girne sahillerinde başladığı zaman doğal olan, Rum ordusunun herhangi bir tepki göstermemesi idi. Çünkü bu müdahale Anayasal düzeni tesis etmek amacıyla yapılıyordu ve Türk ordusuna  “Size ateş edilmedikçe ateş etmeyin emri verilmişti.” Kıbrıs’ın büyük bölümü  21 Aralık 1963 de başlayan saldırılarla Rum ordusunun kontrolü altına girmişti. Rum ordusu işgal ettiği bölgelerdeki egemenliğinden vazgeçmek istemediği için Türk ordusuna saldırdı.

Olayların  bu kadarını yalın bir bakışla anlamak mümkündür. İnsanı düşündüren konu Rum ordusunun Girne sahillerine Türk ordusuna karşı savaşa gitme yerine  adanın her tarafında Kıbrıs Türk halkının yaşadığı bölgelere saldırmasıdır.  Kıbrıs  Türk halkını tutuklamaya ve katliam gerçekleştirmeye başlamasıdır.

Bu saldırılar tesadüfen gerçekleşmiş değildi. Bir süre sonra  saldırıların İfestos Soykırım Planı  gereğince yapıldığı anlaşıldı.

İfestos Soykırım Planı, Alayköyde Yunan Alayı kampında, Türk Alayı burayı ele geçirdiği zaman karargahta yapılan aramada bulunmuştur. Bu plan daha önce Rum Yönetiminin hazırladığı ve 21 Aralık 1963 de uygulamaya koyduğu Akritas Planından oldukça farklı idi. Yıllar  sonra Rum ordusu subaylarının Barış Harekatında davranışları Rum Yasama Meclisinde tartışma konusu olunca Rum subay “Biz Türk ordusunun bulunduğu bölgeye gitmedik ve Kıbrıs Türk halkına saldırdık, çünkü bize verilen emir böyleydi. İfestos planını uyguluyorduk.” açıklama yapmıştır.

21 Aralık 1963’de uygulamaya konan ve daha sonra Patris gazetesinde tam metni yayınlanan Akritas Planı bir etnik temizlik planı idi. Bu plan, Kıbrıs Türklerini öldürerek veya korkutup kaçırarak Kıbrıs’a egemen olma planı idi. Yani Girit planının benzeri idi.

Anavatan Türkiye’nin, Rum saldırılarını engellemesi  ve saldırılar devam ederse müdahale edeceği uyarısında bulunması üzerine Akritas Planı gerçekleşmedi. Teşebbüs halinde kaldı.

Saldırılara karşı direnen  Kıbrıs  Türk halkının TMT öncülüğünde milli direnişi başladı. Hedefine ulaşamayacağını anlayan Rum Yönetimi Kıbrısa egemen olmak için ikinci ve daha korkunç bir plan hazırladı.

Bu ikinci plan  “Türkiye, Kıbrıs Türklerini kurtarmak için müdahale ederse  kurtaracak Türk bulamamalı” düşüncesi içinde hazırlanmış  bir plandı. Yani toptan  bir soykırım planı idi. İfestos Planı ismini verdikleri  bu plan, çerçevesinde tüm Kıbrıs Türkleri soykırımdan geçirilerek yok edilecekti. Bu plan  dünyada hazırlanmış en korkunç insanlık  suçlarından  biridir.

İfestos Planı  Kıbrıs Türklerinin yaşadığı tüm bölgelerin nasıl ve kimler tarafından kuşatılarak yok edileceğini gösteren son derece detaylı bir plandır.

Ne var ki, bu planın  gerçekleşmesi de Türk ordusu tarafından engellenmiştir. 20 Temmuz, 1974 de başlayan birinci Barış Harekatı ile  14 Ağustos 1974 de başlayan ikinci Barış Harekatında  Türk ordusunun süratli hareket etmesi  İfestos planının gerçekleşmesini engellemiş ve bu plan da  teşebbüs halinde kalmıştır.

1974 de Türk ordusunun kurtardığı bazı bölgelerde Rum halkı yaşamaya devam ediyordu. İfestos planı aynen uygulandığı zaman Türk ordusunun tepki göstereceği ve Türk kontrolüne geçen bölgelerde kalan Rumların da katledileceği endişesini Rum Yöneticilerde  yarattı. Bu nedenle birçok bölgede İfestos planının soykırım girişimi Kıbrıs Türklerini tutuklamak ve esir kamplarına göndermekle sınırlı kaldı. Rum Ordusu Kıbrıs Türk Halkına karşı planladığı katliamı sadece Atlılar, Muratağa, Sandallar ve Taşkent köylerinde uygulayabildi.

Bu gerçekleri  görmeden Maraş olayını anlamak mümkün değildir.

14 Ağustos 1974 de ikinci Barış Harekatında Türk ordusu Mağusa’ya doğru ilerlerken Rumlar Muratağa, Sandallar, Atlılar, katliamlarını gerçekleştirdiler. Bu katliamları gerçekleştirenlerin kimlikleri bilindiği halde aleyhlerine en küçük bir soruşturma başlatılmadı. Başlatılamazdı, çünkü onlar verilen emirleri yani  askeri bir planı uygulamışlardı.

İkinci Barış Harekatında Rum Ordusu, diğer bölgelerde olduğu gibi İfestos planı gereğince  Gazi Mağusa’yı işgal etmek için saldırıya geçti.

Eğer Gazi Mağusa halkı  TMT öncülüğünde Rum kuşatmasına  karşı  direnmeseydi ve eğer Türk ordusu şehir kapılarına zamanında yetişmeseydi,  Rum ordusu Mağusaya girecek ve  İfestos  Planı  gereğince Atlılar, Sandallar, Muratağa ve  Taşkent’te yapılan katliamların  aynını  Mağusada da gerçekleştirecekti. Türk ordusunun şehir kapılarına zamanında ulaşması  Mağusada büyük bir katliamı önlemiştir.

Türk ordusu, Mağusa kapılarına yetiştiği zaman şehir düşmek üzere idi. Halk şaşkınlık ve korku içinde idi. Ne mutlu ki savunması düşen kapılardan şehre giren tanklar Rum tankları değil Türk tankları oldu.   Mağusada  emsali görülmemiş bir sevinç yaşandı.

Böylece Mağusa Türk halkı kurtuldu.  Bu olay insanlık tarihine geçmiş  en önemli kurtuluş destanlarından biridir. Ancak  Türkler bu olayın tanıtımını yapamamışlardır. Türk ordusu Rum ordusu karşısında  ne kadar üstünse Rum propaganda birimleri de o kadar üstün olduklarını kanıtladılar.

Bir görüşe göre dünyada Kıbrıs davası kadar Türklerin  haklı olduğu başka bir dava yoktur. Bu kadar haklı olduğu halde dünya kamu oyu önünde  haksız duruma düşmüş  başka bir ulus yoktur.

Türk tankları Mağusa önlerine  gelince  Rum ordusu, Türk ordusuna karşı savaşmayı göze alamadı ve geri çekilmeye başladı. Geri çekilirken Rum halkın yaşamakta olduğu Maraşı savunma gücü kalmamıştı. Maraşın Türk kontrolüne geçmesi halinde  Mağusada kendi gerçekleştirmek istedikleri katliamın aynını Türk Ordusunun da gerçekleştireceğine inanıyorlardı. Bu nedenle şehrin boşaltılmasını emrettiler.

Maraş’ın boşaltılması ve Türk kontrolüne geçmesi Türk ordusunun saldırısı ile değil,  Rum ordusunun emri ile gerçekleşmiştir. Rum ordusu,  İfestos Planı gereğince yani katliam yapmak niyetiyle hareket etmese  ve Türk ordusunun da Maraşta aynı katliamı  gerçekleşeceğine inanmasa  sivil halk bu şehri terk etmeyecekti. Şehrin terk edilmesi  Rum ordusunun İfestos planını  uygulama niyetiyle hareket ettiğinin kanıtıdır.

Maraşın boş kalması ve zamanla harabeye dönmesi Rum Propaganda örgütüne  Tükiyeyi kötülemek için eşsiz bir fırsat vermiştir.  Halbuki bu olayda Türkiyenin veya Kıbrıs Türklerinin herhangi bir kusuru yoktu. Maraşın  boş kalarak harabeye dönmesinden İfestos Planını hazırlayan Rum Yönetimi ve kararı veren  Rum ordusu sorumludur.

Bir süre sonra Rum Yönetimi  BM’ye müracaat ederek şehrin Türkler tarafından iskan edilmemesi ve boş tutulması için karar çıkardı. Böylece dünyanın en güzel şehirlerinden biri harabeye döndü.

Geçen yıl Gazi Mağusanın Rum ve Türk bölgeleri arasında yeni bir kapı açılması gündeme geldi. Bu kapıya ihtiyaç var mıydı? Türk yazarlar çeşitli görüşler öne sürdüler. Rum gazetelerini dikkatle inceleyenler Rum kesiminde çok farklı görüşler olduğunu anladılar. Onlar yeni kapının açılmasına farklı nedenlerle taraftardılar.

Yeni kapıya ulaşmak için turistlerin kapalı Maraş bölgesinin yanından geçeceklerini, şehrin harabeye döndüğünü göreceklerini ve böylece Türklerin barbar olduğu propagandasına fırsat bulacaklarını düşünüyorlardı. Buna karşılık  Türkler orada önemli bir propaganda malzemesi olduğunun farkında bile değildiler. Yeni yol Rumların istedikleri yerden geçti ve   Rumlar propagandaya istedikleri gibi fırsat buldular.

Rum propaganda örgütü dünya kamu oyunu Kıbrısta Türklerin haksız olduğuna ikna etmeyi başardı. Çünkü yaptığı  iddialara hiçbir yanıt verilmedi. Türk tarafında gerçeği araştırma ve anlatma zahmetine katlanan olmadı. Halbuki Maraşın boşaltılması Rum Yöneticileri Uluslararası Ceza Mahkemesinde mahkum edebilecek bir kanıt idi.

Rum propagandası yalnız dünya kamu oyunu değil  Kıbrıs Türklerinin bir bölümünün de beynini yıkamış ve  ikna etmeyi başarmıştır. Yalnız onlar değil Türkiyedeki yazarları da etkilemeye başladıkları anlaşılmaktadır.

İfestos Planı Rum Alay karargahında bulunmuş kesin bir belgedir. Bu planı  inkar eden yoktur. Zaten inkar etmek mümkün değildir.

Maalesef bu gerçek dile getirilmemekte ve tüm dünyada suçlu Rumlar mağdur, Kıbrısta katliamları önleyen ve Barış getiren Türk ordusu ise kusurlu  tanıtılmaktadır.

Maraşın harabeye dönmesinde hiçbir kusuru olmayan Anavatan Türkiye, Rum propagandasına yanıt verilmediği için 45 yıldır bu konunun suçlusu kabul edilmektedir.