Muavenet’i hatırlamak

Cem Gürdeniz yazdı...

Muavenet’i hatırlamak

29 yıl önce, 2 Ekim 1992’de TCG Muavenet muhribimiz Ege Denizi’nde devam eden NATO’nun Display Determination (Kararlılık Gösterisi) 92 isimli tatbikatta Amerikan Uçak Gemisi, USS Saratoga tarafından vuruldu. USS Saratoga uçak gemisi, TCG Muavenet’e ana görevi hava savunma füzesi olan iki adet NATO Sea Sparrow füzesi ateşledi. Füzeler köprüüstüne isabet etti. Gemi komutanı Kurmay Yarbay Kudret Güngör ile vardiya subayı Teğmen Alper Tunga Akan, Telsiz Astsubayı Serkan Aktepe, İkmal Çavuş Mustafa Kılınç ve Topçu Er Recep Akan şehit düştü. Ağır hasar alan gemide ayrıca birçok personel yaralandı.

KAZA OLAMAYACAK KADAR KARMAŞIK SÜREÇ

Yaşanan bu olay kimi çevreler tarafından kaza, kimileri tarafından ise komplo olarak nitelendirildi. USS Saratoga uçak gemisi aslen hava hedeflerine karşı kullanılan NATO Sea Sparrow füzesini, hafif su üstü hedeflerine karşı ikinci kullanım şekli olan SASS tercihi ile kullanmıştı. Bu modda kullanılan silah bir muhribi batırmaz, ancak can kaybı ve yangın dahil ciddi hasar verdirir. Amerikalılar yaşanan olayın tatbikattaki bir taktik oyunun gerçek zannedilerek meydana geldiğini iddia etmişti. Bu iddiaya Dışişleri Bakanlığımız ve Genelkurmay Başkanlığımız inanmıştı. Halbuki gerek teknik gerekse operatif yönüyle analiz edildiğinde pek çok karar aşaması ve teknik hazırlık gerektiren söz konusu ateşleme sürecinin bir kaza olamayacak kadar karmaşık bir süreç olduğu aşikardı.

NEDEN YAPILDI?

O halde ABD, bir Türk savaş gemisini batırmayacak ancak hasar ve can kaybı verdirecek böylesi bir ateşlemeyi neden yapmıştı? ABD, 90’lı yılların başında Soğuk Savaş sonrası gücünün doruğuna çıktığı ve tarihin sonu tezi ile gelinen noktayı aşırı şımarıklıkla dayattığı bir konjonktürde, Kuzey Irak’ta bağımsız bir Kürt devleti kurma aşamasına geçmişti. Türkiye’deki vekili PKK’ya her türlü desteği veriyordu. Bu süreçte ABD’nin jeopolitik hedeflerine direnen ve PKK ile mücadeleyi Irak kuzeyine genişleten Türkiye’ye dolaylı bir mesaj vermek istedi. Türk Silahlı Kuvvetleri, 30 Ağustos 1992’den itibaren Şemdinli, Aktütün ve Derecik’te üst üste yaşanan PKK katliamlarına karşı 2 Eylül 1992’den itibaren onbinlerce asker ile havadan ve karadan Kuzey Irak’ta harekât başlatmış ve sonunda toplam 4500 PKK teröristini tesirsiz hale getirilmişti. PKK ile mücadelede bu harekât önemli bir dönüm noktası olmuştu. Siyasi ve askeri cephede o dönem ayrıca Kuzey Irak’ta konuşlu Çekiç Gücün (Operation Provide Comfort) süresinin uzatılmasına yönelik direniş vardı.

KÜRT DEVLETİNE KARŞI ÇIKANLAR CEZALANDIRILIYOR

ABD uyguladığı dolaylı tutum stratejisi ile Türkiye’ye mesajını karada değil, denizden vermeye çalışmıştı. Ancak başta Jandarma Genel Komutanı merhum Orgeneral Eşref Bitlis gibi vatansever komutan ve devlet adamlarının duruşu Muavenet olayından sonra değişmedi. Türkiye, Muavenet olayından beş gün sonra Hava Kuvvetleri ile Kuzey Irak’taki PKK hedeflerini etkisiz hale getirdi. Başta General Bitlis olmak üzere askerler Kuzey Irak'ta konuşlanmış durumda bulunan Çekiç Güç Kuvvetlerinin Türkiye'den ayrılması gerektiğini ve ABD'nin Kuzey Irak'ta oluşturmaya çalıştığı Kürt Devleti'nin Türkiye'nin zararına olduğunu söylemeye devam etti. O dönem bazı gazeteler ABD Büyükelçisinin bu durumu hükümete şikâyet ettiğini dile getirmişti. Ayrıca 17 Aralık 1992 tarihinde Çekiç Güç'e bağlı Amerikan savaş uçakları, önceden bilgilendirildikleri halde, Irak'ın Selahaddin şehrine gitmekte olan General Bitlis'in helikopterine taciz uçuşu yaptı ve helikopteri inişe zorladı. Türkiye, Muavenet’in vurulduğu ay içinde kara unsurları ile 27, 29 ve 31 Ekim 1992 tarihlerinde Kuzey Irak’ta harekât icra etti. 31 Ekim’de PKK’nın en önemli merkezlerinden Haftanin Kampı'nı ele geçirdi. Ancak, 15 Şubat 1993 tarihinde Orgeneral Eşref Bitlis’i taşıyan uçak Ankara’da kalkıştan kısa bir süre sonra düştü. General Bitlis ile 5 kişi şehit düştü. Her ne kadar daha sonra sabotaj şüphesi ile soruşturma açılmış olsa da savcılık zaman aşımı ve delillere erişememe nedenleriyle 2016 yılında takipsizlik kararı aldı. Uçak kazadan sonra hurdacıya satılmıştı.

ABD’NİN SİCİLİ BOZUK

ABD’nin jeopolitik çıkarlarına karşı gelen ve kendi ulusal çıkarlarını koruyan devlet adamı, asker, iş adamı, akademisyen vb. rakip/tehdit unsurları etkisiz hale getirmek için her yolu meşru görmesi normal pratiğidir. Sahte krizler yaratarak kendi maddi unsurlarının ve hatta vatandaşlarının kaybına neden olacak senaryolar üzerinden büyük jeopolitik kazançlar elde ettiği de gerçektir. ABD tarihini ve stratejik derinliğini takip edenler, Muavenet ve Eşref Bitlis olaylarının başından itibaren bir kaza olmadığını savundu. 15 Şubat 1898’de USS Maine muharebe gemisini Küba’nın Havana limanı önünde büyük bir infilakla batıran ve 260 Amerikan denizcisinin kaybı sonrası İspanya’ya savaş ilan ederek 3 ay sonunda Paris Antlaşmasıyla Küba, Filipinler ve Puerto Rico’yu işgal eden ABD yönetimi idi. Ya da Vietnam Savaşı esnasında Tonkin Körfezinde 2 Ağustos 1964 de Kuzey Vietnam torpidobotları tarafından USS Maddox muhribine yapılan gerçek saldırı girişimini 4 Ağustos’ta tekrar edilmiş gibi göstererek Vietnam’a saldıran yine ABD yönetimi idi. Bunlara benzer pek çok örnek verilebilir.

MUAVENET SUİKASTI BİR DÖNÜM NOKTASIDIR

Muavenet ve şehitlerimiz, Cumhuriyet Donanmasının Türkiye’nin güneydoğusunda denize çıkışı olan kukla bir Kürt devletinin kurulmasını engellemeye yönelik jeopolitik çaplı mücadelede dolaylı olarak yerini almıştır. Soğuk Savaş sonrası Birinci Körfez Harekâtını takiben Kürdistan tehdidini görebilen devlet adamları ve askerler bugüne kadar büyük mücadele verdiler. Ancak bir o kadar aymazlık içinde olan devlet ve cumhuriyet düşmanlarını da gördük. Habur sınır kapısında kurulan çadır mahkemelerini de gördük, PKK ile devletin muhataplığını da. Karada ve havada çok sayıda şehit verdik. Muavenet şehitleri de bu sürecin deniz şehitleri olarak mücadelede dolaylı olarak yerlerini aldılar.

MUAVENET RUHU SAHTE DEVLETİ REDDEDER

Bugün Muavenet ruhu güneyimizde sahte kukla devletin kurulmasına engel olmanın denizden yükselen bir manifestosudur. Muavenet ruhu çekilen acılara rağmen ayakta kalabilmeli, Irak ve Suriye Kuzeyinde kukla bir Kürt devleti her koşulda engellenmelidir. Kukla devlet kurulduğu gün ne su havzalarımız ne GAP ne de Mavi Vatan kalır. Denize erişen kukla devlet sağlayacağı büyük liman ve üs kolaylıkları ile İskenderun Körfezi üzerinden sadece Anadolu’yu değil Mavi Vatanı iç hatlar konumuna sokar. Bu kabul edilemez. Bu mücadelenin iç politik cepheye kaçınılmaz yansımaları vardır. Türkiye, emperyalizmin sadık vekilleri PKK, YPG/PYD ve onların içerdeki mandacı unsurları ile mücadeleye her boyutta devam etmelidir. Bu süreçte siyasi ve ekonomik kaygılar olmamalıdır. Zira kaybın sonucu jeopolitiktir.

TÜRKİYE’NİN KÜRT SORUNU YOKTUR

Türkiye’nin 2023 seçim sürecine girdiği şu günlerde siyasi partiler, Kürt etnik alt kimliğine sahip vatandaşlarımızı ayrılıkçı ve PKK destekleyicisi grupların manipülasyonuna açık hale getirmemelidir. Türkiye’nin Kürt sorunu yoktur. Bu sorun emperyalizm tarafından üretilmiş ve geliştirilmiştir. Kürt sorunu kavram ve teriminin kullanılması emperyalizme hizmet eder. Atlantik emperyalizminin 15 Eylül 2021 tarihinde Pasifik’te AUKUS oluşumuyla büyük bir panik içinde NATO, AB ve yakın müttefiklerini dahi göz ardı etmek zorunda kaldığı küresel konjonktürde, soğuk savaş ve BOP paradigmalarına bağlı kalarak bağımsız Kürdistan’ın kurulmasına su taşımak, 9 Eylül 1922’de İzmir’den kaçan Yunan askerlerinin ufukta İngiliz savaş gemilerini beklemesi kadar beyhudedir. Yeni bir dünya düzeni kuruluyor. 21. Yüzyılın Asya ve Deniz Yüzyılı olacağını görememek ve hala Atlantik vizyonuna bağlı kalmak, Titanik Köprüüstünde gözcünün rapor ettiği buzdağını kardan adam sanmakla eş değerdir.

Muavenet şehitlerimizi rahmet, hasret ve minnet ile anıyoruz. Ailelerine ve sevdiklerine sabırlar diliyoruz. Onları ne unutacak ne de unutturacağız. TCG Muavenet’i sonsuza kadar hatırlayacağız.