Müziği ‘ruhuyla’ işiten deha

Hümay Göbel yazdı...

Müziği ‘ruhuyla’ işiten deha

“Asıl müzik, gerçeğin kendisidir.”

Kendi gerçeğini müzikle anlatan hırçın, huysuz, aksi, öfkeli besteci Beethoven… Klasik Dönemle Romantik Dönem arasındaki köprüyü kuran Op.109 Piyano Sonatı’yla Romantik Dönemi başlatan dahi müzisyen… Zor hayatının izlerini tüm eserlerinde ustaca yansıttı Beethoven. Mozart’ın eserlerindeki neşeyi, olumlu enerjiyi Beethoven’ın eserlerinde yakalamak zordur. En bilinen eseri 9. Senfoni’nin koral kısmı “Neşeye Övgü” (An Die Freude) şiirinden uyarlandıysa da neşeyi bastıran bir isyan duygusu, bir yakarış orada dahi hissedilir.

Ludwig van Beethoven 1770’de Bonn’da doğdu. Dedesi ve babası müzisyen olduklarından Beethoven’ın akıbeti de aslında doğduğu günden belliydi: Müzisyen olmak… Bu kadim yazgı, kendi döneminden çok çok sonrasında, günümüz dünyasında bile yeri asla doldurulamayan bir besteci olarak, hemen her insanın hayatına dokunma kudretini verdi ona.

Beethoven’in babasının önünde kusursuz bir örnek vardı: Mozart! Bilindiği üzere Mozart’ın müzikal gelişiminde babasının yönlendirmesi çok etkiliydi. Mozart’ın ilk bestesini 5 yaşında yapmış olması, 8 yaşına geldiğindeyse halihazırda 3 senfoni bestelemiş olması kendisinden sonra doğacak, müziğe yetenekli tüm çocuklar üzerinde bir baskı oluşturdu. Beethoven da bu durumdan nasibini aldı. Babası, tıpkı Mozart’ın babası gibi olmayı kafaya koymuş ve Beethoven’ı çok küçük yaşlarda sıkı bir müzikal eğitime sokmuştu.

Beethoven, ilk bestecilik derslerini Christian Gottlob Neefe’den aldı. Mozart’a her zaman büyük bir hayranlık duyan Beethoven 1792’de Viyana’ya gitti ve hayatının geri kalanını burada sürdürdü. Mozart’la bir ya da iki kez karşılaştığı ancak bu kısa birlikteliğe rağmen Mozart’ın Beethoven’ın yeteneğini hemen fark ettiği ve ondan övgü dolu sözlerle bahsettiği bilinmektedir.

Viyana’ya geldikten sonra Franz Joseph Haydn’la tanıştı ve bu tanışlık Beethoven’ın müzikal gelişimine ivme kazandırdı. Beethoven, Haydn ve Mozart’ın müzikal prensiplerini kendi yeteneğiyle harmanlayarak özgün bir alan yarattı.

“Tanrı bazı müzisyenlerin kulağına fısıldarken benimkine bağırmayı seçti. Bu yüzden sağır oldum!”

İşitme kaybı sorununun, Beethoven’ın ailesinden gelen genetik bir sorun olduğu söylenmektedir. Beethoven da ne yazık ki bu yazgıdan kaçamadı. 1801 yılında işitme kaybı yaşamaya başladı ve 1817 yılında gelindiğinde işitme yeteneğini tamamen yitirdi. Ancak sanatın mucizesidir ki bu kayıp Beethoven’ın beste yapmasına asla engel olamadı. En bilindik bestelerini işitme yeteneğini tamamıyla yitirdiği yıllarda yaptı.

Beethoven’ın işitme kaybına rağmen beste yapmayı sürdürmesini sağlayan, “işitme trompeti” adı verilen deyim yerindeyse ilkel işitme bir işitme cihazıydı. Huni şeklindeki bu cihaz, düşük frekanslı sesleri yükselterek görece duyum sağlıyor ve Beethoven de titreşimleri hissederek beste yapmaya devam edebiliyordu.

“Siz bir kontsunuz, bugün varsınız, yarın olmayacaksınız. Ancak Beethoven 1 tane ve hep varolacak.”

Bir toplantı esnasında kendisine para karşılığı zorla müzik yaptırmak isteyen bir konta böyle cevap vermişti… Zor bir hayatı olduğu için zor bir insandı Beethoven. Geçimsizlikle, huysuzlukla yaftalandı ömrü boyunca. Oysa insanların doğrudan yüzüne bakmadan, dudaklarını okuyup ne söylediklerini anlayamadan bir ömrü geçirmek sanıldığı kadar kolay olmamalıydı. Bu yüzden hep savunma dürtüsüyle kurdu insan ilişkilerini. Onun gibi olmayanlardan bir adım önde olabilmek ve acziyete düşmemek için çoğu zaman yalnızlığı seçti.

Beethoven’ın hayatına dair en bilinen filmlerden biri, 1994 yapımı, Senarist ve Yönetmenliğini Bernard Rose’un yaptığı Immortal Beloved (Ölümsüz Sevgi) filmidir. Başrolde Gary Oldman’ın Beethoven’a hayat verdiği film, aksi besteci “Luigi”nin[1] aşk ilişkilerine odaklanarak aslında tüm hayatını irdeleyen bir kurgu sunar seyirciye.

[1] 1994 yapımı Immortal Filmi’nde Beethoven’ın sevgililerinden Giulietta Guicciardi, kendisine Luigi diye seslenmektedir.

Oldukça etkileyici bir Beethoven seçkisine sahip Immortal Beloved filminin bazı sahneleri Beethoven’a dair hafızalardan uzun süre silinmeyecek türden çarpıcı betimlemeler sunar. En etkileyicilerinden biri, artık işitme kaybı oldukça artmış Beethoven’ın kulağını piyanoya dayayıp Piano Sonata No.14 in C Sharp Minor 1. Bölümü yani bilinen adıyla Ayışığı Sonatı’nın Adagio Sostenuto’sunu çaldığı harika sahnedir. Bu sahnede Gary Oldman’ın piyano ile bütünleşmesi ve fondaki eşsiz ezgi sayesinde Beethoven’ın iç dünyasına sanki somut bir şeymişçesine adeta elle dokunur seyirci.

Beethoven’ın hayatına dair yapılmış olan bir diğer filmse 2006 yapımı, yönetmenliğini Agnieszka Holland’ın üstlendiği Copying Beethoven (Beethoven’ı Anlamak) ’dır. Bu filmde Beethoven karakterine kusursuz bir oyunculukla Ed Harris hayat verir.

 “Sanatın kalbine nüfuz edin. Çünkü ancak sanat ve bilim, insanı tanrısal boyuta yüceltebilir.”

Beethoven, en verimli denebilecek dönemini işitme kaybıyla geçiren ve müziği, herkes gibi kulaklarıyla değil katışıksız biçimde ruhuyla işiten bir besteci olarak Klasik Müzik külliyatına; 9 Senfoni, 5 Piyano Konçertosu, 32 Piyano Sonatı, 16 Yaylı dörtlüsü ve bir de Fidelio Operası’nı kazandırmıştır. 9. Senfoni dışında 5. Senfonisi, Ayışığı Sonatı ve Fur Elise de hemen hepimizin hayatının bir anında mutlaka kulağımıza çalınmış ezgilerdir.

“Alkışlayın dostlarım, gösteri bitti.”

Beethoven 26 Mart 1827’de siroz nedeniyle hayata gözlerini yumdu. Ölürken son sözlerinin “alkışlayın dostlarım, gösteri bitti.” olduğu rivayet edilir. Yaşamı boyunca hak ettiği saygıyı ve kıymeti göremeyen Beethoven’ın cenazesine 30.000 civarında insanın katıldığı söylenir. Yazısız bir kuraldır: Sanatçıların kıymeti ancak öldüklerinde anlaşılır…

9.SENFONİ (KORAL)…

Beethoven en tanınmış eseri 9. Senfoni’yi 1824 yılında tamamlamıştır. Eserin tamamlanması 9 seneyi bulmuştur. İşitme kaybını tamamen yitirdiği bir dönemde, insan sesinin ilk kez kullanıldığı bir Senfoni bestelemek tam da Beethoven’ın yapabileceği bir şey olmalıydı.

9. Senfoni Kral Friedrich Wilhelm’e ithaf edilmiştir. 1824 yılında Karntnerthar Theather’da Prömiyer’i yapıldığında ne yazık ki Beethoven, işitme engeli nedeniyle orkestrayı yönetecek durumda değildi. Ancak Beethoven, eserin sahnelenişi boyunca sahnenin ortasında yüzü orkestra ve koroya dönük olarak sanki orkestrayı idare ediyormuşçasına dikilip durmuş Maestroluğu ise Umlauff üstlenmişti. Bu trajik tablo seyircileri oldukça derinden etkilemişti. Dünyanın en bilinen eserini besteleme şerefine mazhar olan Büyük Usta, eserin bitiminde seyircinin alkış tufanını işitemediğinden uzunca bir süre seyirciye selam vermemiş, birinin onu seyircilere döndürmesiyle şahikası olan 9. Senfoni’nin ne denli büyük bir etki yarattığını, duyamasa da görme mutluluğunu yaşamıştı…

Yukarıda zikredilen Copying Beethoven filmi, 9. Senfoni’nin tamamlanma ve sahnelenme sürecini anlatır. Filmde, kurgu gereği, Beethoven’a, 9. Senfoni’yi kompozite etme sürecinde destek olan Anna Holtz (Diane Kruger), Senfoni’nin prömiyerinde orkestra üyelerinin arasından Beethoven’a işaretleri gösterir ve Beethoven Prömiyer’de Orkestra’yı yönetmeyi başarır.

Yine yukarıda bahsi geçen Immortal Beloved filminde de 9. Senfoni ile ilgili bir sahne vardır. Bu sahnede Beethoven’in gerçek yaşam öyküsüne sadık kalınmış ve bir başka maestronun orkestrayı yönettiği ancak Beethoven’in sahnenin tam ortasında orkestra ve koroya dönük olarak dikilip durduğu bir kurgu tercih edilmiştir. Öte yandan sahne, salt o ana bağlı kalmaksızın Beethoven’ın çocukluğuna dönen flashbacklerle desteklenmiş ve 9. Senfoni’nin en sonundaki yükseliş anında küçük Beethoven bir gece vakti karanlık bir gölün sularında süzülüp yıldız dolu gökyüzünü seyrederken sunulmuştur. Müziğin bitimiyle birlikte sahnedeki Beethoven’a geri dönülür. O, salondaki alkış tufanından bihaber dalıp gittiği çocukluğuyla baş başadır. Maestro seyirciye yüzünü döndüğünde salondaki coşkuyu görür ve yaptığı bestenin etkisini fark eder…

“Kardeş olun ey insanlar,

Bunu ister Tanrımız!

Bu dünyada her şey geçer

Yalnız sana dost kalır.

İnsanlığa, doğruluğa

Göğsünü aç, korkma sakın.

Hür doğmuştur insanoğlu,

Hür yaşamak hakkıdır.”

9. Senfoni, insan sesinin kullanıldığı ilk koral senfoni olma özelliğini taşır. Koral kısmı Friedrich Schiller tarafından, 1785 yılında yazılmış, Neşeye Övgü (An Die Freude) şiirinin sözlerinden oluşmaktadır. İnsanlığın evrensel değerlerine atıf yapan bu sözleri nedeniyle 9 Senfoni’nin Neşeye Övgü kısmı 1972 yılında, Avrupa Konseyince Avrupa Marşı olarak kabul edilmiştir. Bunun ardından dünyanın sayılı Orkestra Şefleri’nden Herbert Von Karajan tarafından Neşeye Övgü Kısmı için; solo piyano, nefesli çalgılar ve senfoni orkestraları için 3 adet enstrümantal düzenleme yazılmıştır. 1985 yılına gelindiğinde AB Hükümet ve Devlet Başkanları tarafından Avrupa Birliği’nin Resmi Marşı olarak kabul edilmiştir.

 

“Bizimle dünyevi mutluluk arasına girmeye çalışan düşman güçlerin baskısına karşın mutluluğa ulaşmaya çalışan ruhun savaşı…” (Wagner’in Beethoven Frizi hakkındaki yorumu)

9. Senfoni özellikle Neşeye Övgü kısmıyla, birçok filmde kullanılmış birçok sanat eserinin oluşumunda ilham kaynağı olmuştur. Avusturyalı Gustav Klimt, Neşeye Övgü’den etkilenerek, Avusturya’daki Secession Binası’nda sergilenen Beethoven Frizi’ni yapmıştır. 3 bölümden oluşan Friz’in 3. bölümünün adı Neşeye Övgüdür. Kubrick’in en popüler filmi A Clockwork Orange (Otomatik Portakal)’da da kendine yer bulmuştur 9. Senfoni. Hitler’den Bakunin’e, Engels’ten Lenin’e birçok figür 9. Senfoni’nin büyüsüne değinmiştir. 9. Senfoni, müziğin evrensel gücünün simgesi gibidir. Tüm insanlığa sirayet etmiştir. Berlin Duvarı yapılırken de yıkılırken de 9. Senfoni oradadır. Rivayet odur ki: Philips ve Sony ilk CD üretimini gerçekleştirecekleri dönemde, CD boyutunu belirlemede 9. Senfoni’nin uzunluğunu referans almışlardır. Ezcümle, 9. Senfoni şöyle ya da böyle hayatın olağan akışının içine sızmış ve her an her yerde kulağımıza çalınabilecek bir ezgi olmuştur.

Otoritelere göre 9. Senfoni’nin en iyi kaydı, efsanevi şef Herbert Von Karajan’ın Berlin Flarmoni Orekstrası ile birlikte, 1963 yılında yaptığı kayıttır. Türkiye’de Beethoven Senfonilerini repertuara kazandıransa CSO’nun 1935-1946 yıllarında Orkestra Şefliğini üstlenmiş olan Dr. Ernst Preatorius’tur.

9. Senfoni 4 bölümden (nadir de olsa 5 bölüme ayrılmış kayıtları mevcuttur.) oluşan yaklaşık 70 dakikalık bir eserdir. Senfoni’nin ilk üç bölümü (Allegro ma non troppo, Molto Vivace ve Adagio Molto e Cantabile) senfoniktir. Kalabalık koro; bu uzun (takribi 50-55dakika), üç bölümlük kısım boyunca sessiz bir şekilde sıranın kendine gelmesini bekler sahne üstünde. Bu anlamda 9. Senfoni bir devrimdir! Orkestra üyeleri ve koro üyeleri ile birlikte yüzlerce kişinin aynı anda sahnede yer aldığı ilk eserdir. Eserin son bölümü (Allegro Assai) ile birlikte önce tenor, soprano, mezzo soprano ve bas solistler kendi kısımlarını icra etmeye başlarlar sırayla. Zaman zaman koronun usul eşliği çalınır kulaklarımıza ve Neşeye Övgü kısmı ile birlikte koronun coşkusu zirvelere çıkar, orkestranın eşliğiyle tam da o saniyelerde dinleyici bir müziğin içinde kaybolup gider. Bir huşu halinin mimarıdır Allegro Assai!

9. senfonilerin uğursuz sayıldığına dair klasik müzik camiasında bir inanç vardır. Kimi besteciler bu nedenle 9. Sırada yer alan senfonilerine 9. Senfoni adını vermekten kaçınarak başka isimler kullanmayı tercih etmişlerdir. Bu batılın oluşmasında 9. Senfonisini besteleyen bestecilerin 10. senfoniyi besteleyemeden ölmüş olmaları etkilidir. Öyle ya da böyle 9. Senfoni Beethoven’ın son senfonisiydi. Ancak ruhunun ölümsüzlüğe kavuşmasını sağlayan pencereyi de o araladı.

Beethoven 1770 yılında doğduğundan 2020 yılı Beethoven’ın 250. doğum yılı olarak dünyanın birçok yerinde çeşitli konser dizileriyle kutlanmakta. CSO (Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası) da Beethoven’ın 250. doğum yılına özel bir repertuar hazırladı. İlkini 1947 yılında Şef Herman Scherchen yönetiminde gerçekleştirdiği Beethoven’ın tüm senfonilerini dinleyiciyle buluşturmaya yönelik programını 2020 yılı repertuarına dahil etti. Ocak ayının gelişiyle birlikte Beethoven’ın ilk senfonisinden başlayarak her hafta birer senfoniyi seslendirdi. 9. Senfoni’yi de 5-6 Mart tarihlerinde iki temsille seslendirecek. Harika Maestro Rengim Gökmen yönetimindeki CSO’ya bu konserde, Burak Onur Erdem yönetimindeki Kültür Bakanlığı Devlet Çok Sesli Korosu eşlik edecek. Koro, 9. Senfoni’yi çok uzun süredir repertuarında bulundurduğundan 5-6 Mart akşamı Ankara dinleyicisini muazzam bir müzik şöleni bekliyor gibi. Zira CSO’dan Beethoven’ın çeşitli senfonilerini muhtelif zamanlarda dinlemiş biri olarak bu konserin uzun süredir heyecanla beklediğim özel bir konser olduğunu da belirtmeliyim. CSO, Beethoven senfonilerini başka bir coşku ve enerji ile icra ediyor dolayısıyla bunun dinleyici üzerindeki etkisi de oldukça çarpıcı oluyor.

Beethoven’ın 250. Doğum yılına özel olarak CSO, Mayıs ayında anıtsal piyanistimiz çok kıymetli İdil Biret eşliğinde 3 hafta üst üste ve her hafta ikişer temsille Beethoven’ın piyano konçertolarını seslendirecek. Ankara dinleyicisine kıymetli İdil Biret’i 3 hafta sahnede canlı dinleme olanağı sunacağı için CSO büyük bir teşekkürü hak ediyor.

Muazzam bir besteciydi… İnsanlık, bıraktığı harika eserler için çok şey borçlu Beethoven’a. Hayatta olduğu sırada, her sanatçının makus talihinden muzdarip kıymeti bilinmedi yeterince. Ancak şu an tüm insanlığın takdirini kazanmış durumda. Bunca senfoni, bunca konçerto bırakmasaydı insanlığa, hayat çok daha renksiz, çekilen acılar çok daha ağır, neşe çok daha uçucu gelirdi sanırım… Ayışığı sonatı olmasaydı örneğin, ne zaman hayat canımı yakacak olsa sığınabileceğim kadim bir dostum olmazdı, Adagio Sostenuto’nun içinde kaybolup 7. Senfoni’nin Allegretto’sunda yeniden kendimle karşılaşamazdım… Bir şeyler eksik kalırdı Beethoven olmasaydı.

Sanat dolu günler…