O şanlı İstiklal Madalyası şimdi kimin elinde?

Erdem Atay yazdı...

O şanlı İstiklal Madalyası şimdi kimin elinde?

Birinci Dünya Savaşı başladığında sadece bir yıllık teğmendi. Savaşın ve karmaşanın bitmediği o yıllarda ona da bir vatan görevi verilmişti. Onu ilk olarak Erzurum’a, Azap ve Köprüköy’de savaşması için göndermişlerdi.

Bu muharebelerden sonra yolu, hepimizin bildiği Sarıkamış’a çıkmıştı.

Eski ismi Üçkilise olan şimdi Ardahan’ın Göle ilçesinin Yavuzlar köyü olarak bilinen köyden geçerken o ve bölüğü bir anda ateş altında kalmışlardı. Saldıran Ruslardı.

Göğüs göğüse çarpışan bölük girdiği pusudan çıkamamış, Ruslar galip gelmişti.

Rus askerler burada Türk subayların bir kısmı esir almıştı.

Aralarında o da, yani Teğmen Mehmet Arif Ölçen de vardı ve yaşı henüz 23’tü.

***

Ölçen tam üç yıl Rusların himayesinde esir kalmıştı.

Bu süre zarfında eline kalemi almış ve anılarını yazmaya başlamıştı. Nasıl savaştıklarını, neler yaşandığını, kendilerinin nasıl esir alındığını, Rus askerlerin tavır ve hareketlerini, …

Çarlık Rusyası’nın son günlerine yaklaşırken de yazar Yusuf Akçura ile de karşılaşmıştı. Bunu da anılarına not etmişti.

***

Bolşevikler Çar’ı devirip, devrimi başarmışlardı.

Bunun üzerine Ruslar esir tuttuğu 400 Türk askerini Varnavin kasabasında serbest bırakmıştı. Aralarında Teğmen Ölçen de vardı.

Büyük bir özlemle 21 Ağustos 1918 günü atlamıştı trene… İstanbul’da Sirkeci Tren İstasyonuna gelmişti. Ondan mutlusu yoktu, artık vatanındaydı.

***

Ülkemiz işgal edilmişti. Ölçen doğru Mustafa Kemal’in yanına geldi. Onun kurduğu Kuvvay-i Milliye’ye katıldı.

En ön cephede savaştı. Afyon cephesinde zaferlerin kazanılmasında onun da payı büyüktü.

Türk milletinin büyük bir kahramanıydı.

Verdiği mücadele sonrasında kendisine, Türk milleti için en şanlı armağan olan, İstiklal Madalyası verilmişti.

11 Kasım 1958’de Ankara’dan bindiği tren Polatlı durağındayken kalbine bir ağrı indi ve oracıkta hayatını kaybetti.

Kendisinde bu büyük savaşlara ilişkin ve Türk devrimiyle ilgili çok sayıda bilgi ve belge vardı.

İstiklal Madalyasıyla birlikte tüm bunlar oğlu Ali Nejat Ölçen’e kaldı.

***

Ali Nejat Ölçen ülkemizin yetiştirdiği en değerli aydınlardandı. Cumhuriyet neferiydi. İki dönem CHP milletvekilliği yapmıştı. İktisatçıydı ve Devlet Planlama Teşkilatı’nda önemli görevler üstlenmişti.

16 Kasım 2020’de 98 yaşındayken bu değerli aydınımızı da kaybettik.

Dergi de çıkarıyordu Ali Nejat Ölçen, burada da cumhuriyetin değerlerini korumaya çalışıyor, cumhuriyete atılan çamurları tek tek temizliyordu.

Mesela, ‘Dersim’de soykırım yaşanmıştır’ iddialarına ilişkin çok önemli yazılar kaleme almış, bu iddiaları tek tek çürütmüştü.

***

Dersim demişken, şimdi size başka bir konu anlatalım.

Yıl 2008.

Munzur Dergisi’nde manşetten bir habere yer veriliyor.

Haber eski Dışişleri Bakanı İhsan Sabri Çağlayangil’le yapılan bir söyleşiden aktarılıyor.

Emniyet Müdürlüğü, Valilik, Senatörlük, Dışişleri Bakanlığı ve Cumhurbaşkanı vekilliği gibi görevler yapmış olan Çağlayangil ile yapılan söyleşi yılı ise 1986.

Ancak söyleşi ilk kez 2008’de bu dergide yayımlanıyor.

Çağlayangil’le yapılan söyleşinin bir kısmı da Youtube’a yükleniyor.

… ve bu röportajda söylenen bazı sözler o günden beridir soykırım kanıtı olarak karşımıza çıkarılıyor.

Hatta öyle ki, 1 Aralık 2019’da Alman ARD televizyonunda bir belgesel yayınlanıyor.

Belgeselde Türk ordusunun 1937-1938 yıllarında Dersim’de zehirli gaz kullanarak soykırım yaptığı söyleniyor. İtirazlar gelince programı yapan kişi iddialarını Çağlayangil’in ses kaydına dayandırdığını belirtiyor.

Munzur Dergisi’nde yer alan haberde ve Youtube’daki kayıtta Çağlayangil şöyle diyor:

‘Ordu zehirli gaz kullandı. Mağaraların kapısının içinden bunları fare gibi zehirledi. Ve yediden yetmişe o Dersim Kürtlerini kestiler.’

Konuşmanın önü arkası yok! Bu kadar!

Bu cümlede bulunan iddialar o dönem bomba gibi düşünce araştırmacı yazarlar harekete geçiyor. Araştırmacı Yazar Cengiz Özakıncı, ‘Kalemin Namusu 1, Türk Savun Kendini’ kitabında bu sözlerin nasıl çarpıtıldığını net bir şekilde tam 64 sayfa boyunca ispatlarla anlatıyor.

***

Neyse, konumuza dönelim…

Yıl 2015 oluyor.

Bir kitap çıkıyor.

Kitabın adı: Dersim ve Madımak Söyleşileri.

Çağlayangil ile yapılan söyleşinin tam metni ilk kez bu kitapta yer alıyor.

Kitabı yazan da Munzur Dergisi’ne bu haberi yapan da, Youtube’a bu kesilmiş, biçilmiş söyleşiyi koyan da aynı kişi…

İşte o an devreye Cengiz Özakıncı giriyor ve yaptığı incelemeyi Veryansın Tv’ye anlatıyor. Özakıncı, Munzur Dergisi’nin yayınında Çağlayangil’in söyleşisinin sansürlendiğini ortaya çıkarıyor.

Çağlayangil bu tartışılan sözlerinin devamında, ‘Rivayet… Gözümüzle görmedik ki…’ sözlerini kullanıyor ve bu yukarıda söylediği sözlerin rivayetten oluştuğunu açık açık dile getiriyor.

Ancak Çağlayangil’in bu sözlerinin dergide ve YouTube kaydında kesildiği belirleniyor.

Yani yazar Türk Ordusunun Dersim’de katliam yaptığını hatta soykırıma giriştiğini anlatmak istiyor.

O derginin sahibi ve kitabın yazarı Mesut Özcan.

***

İki ayrı konu arasındaki bağlantıyı merak ediyorsunuz. Anlatıyorum.

‘Dersim’de soykırım var’ yalanlarını çürüten Ali Nejat Ölçen vefat ettikten sonra babasına ait defterler, belgeler ve İstiklal Madalyası da oğlu Dumrul Ölçen’e kalıyor.

Zaten İstiklal Madalyası Kanununa göre madalya satılamaz, bağışlanamaz. Bu durum bağış kanununa da aykırı…

Ancak geçen günlerde Cumhuriyet’te bir haber çıktı. Arkasından da Odatv aynı haberi aldı sitesine taşıdı.

Haberde Ali Nejat Ölçen’in madalyayı birine bağışladığı söyleniyor.

Araştırdık. Evet, Kurtuluş Savaşı kahramanımızın madalya ve defterleri kanuna aykırı bir şekilde bağışlanmış. Ancak bağışlayan kişinin de Ali Nejat Ölçen değil, Dumrul Ölçen olduğunu öğrendik.

Peki bu şanlı madalya kime bağışlandı dersiniz?

Çağlayangil’in sözlerini dergisinde sansürleyen Mesut Özcan’a…

Neydi…

Madalyayı verenler Dersim’de soykırım olmadığını ispatlayanlarken…

Madalyayı alanlar ise Dersim’de soykırım olduğunu ima edenler çıkıyor…

***

Bütün bunları yazarken çok önemli bir konuyu atlamayalım…

Gençlik yıllarında Tuncelili genç bir memur, kafasına ‘Dersim olaylarını’ takıyor. Burada olup biteni öğrenmek istiyor. Etrafındaki birçok kişi de bu genç memurun, Dersim’de bir katliam olduğunu kanıtlamak istediğini söylüyor.

Araştırmalar yapıyor, köy halkıyla konuşuyor, kütüphanelere giriyor, söyleşiler yapıyor.

Bu çok tartışılan İhsan Sabri Çağlayangil röportajını da bu genç memur yapıyor.

Soykırıma kanıt olarak gösterilen ve sansürlenen Çağlayangil söyleşisini yapan genç memurun kim olduğunu biliyor musunuz?

Sıkı durun!

Kemal Kılıçdaroğlu…

Peki Munzur Dergisi sahibi Mesut Özcan’ın kitabının önsözünü yazan kişinin kim olduğunu biliyor musunuz?

O da Kemal Kılıçdaroğlu

***

Sayın Dumrul Ölçen, madalyayı bağışladığı Mesut Özcan’ın bu düşüncelerini biliyor mu, bilmiyorum. Yazmak da bize düşüyor.

Bu yazıda kimseyi suçlamıyoruz. Biz birilerinin yalan ya da dolanlarını dikte ettirmeye çalışmalarına karışmıyoruz.

Biz şerefli, şanlı, kanla alınmış İstiklal Madalyası’nın takibindeyiz. Onun için bu yazıyı yazıyoruz.

… ve şimdi sizlere soruyoruz:

O şanlı, şerefli İstiklal Madalyası’nın şu an bulunduğu yerden memnun musunuz?