Polonya’nın Türkiye’yi etkileyen riskli jeopolitik hamlesi: Üç Deniz Girişimi

Cem Gürdeniz yazdı...

Polonya’nın Türkiye’yi etkileyen riskli jeopolitik hamlesi: Üç Deniz Girişimi

Polonya (Lehistan) Avrupa jeopolitiğinde çok önemli bir devlettir. Baltık Denizi ile Karadeniz ve Adriyatik Denizi havzaları arasında geçiş sağlayan hem kıta hem de deniz devleti özelliklerine sahiptir.

BÜYÜK GÜÇLER ARASINDA SIKIŞAN DEVLET

Polonya yakın tarihte doğuda Rusya, batıda Almanya, güneyde Avusturya Macaristan İmparatorluğu arasında tampon bir devlet olarak her gücün etki alanına çekmeye çalıştığı bir devlet olmuştur. O nedenle sık sık işgal edilmiştir. Tarihte sadece 14 ve 17.yüzyıllar arasında güçlü bir devlet kurabilmişlerdir. Osmanlı İmparatorluğu ile savaşlar (1620-1699 arasında 4 değişik savaş) dahil 15, 16 ve 17. Yüzyıllarda yoğun ilişkileri olmuştur. Polonya’nın Osmanlı politikasında Kazaklar, Osmanlı’nın Polonya politikasında ise Kırım Hanlığı temel unsurlar olarak yer almışlardır. II. Viyana Kuşatmasında (1683) Osmanlının yenilmesinin nedenlerinden birisi Polonya Ordusunun son anda savaşa dahil olmasıdır. Polonya, 18. Yüzyılda üç aşamada gerçekleşen süreç sonunda (1772-1795), Rusya, Prusya ve Avusturya arasında bölüşüldü. 19. Yüzyıla girilirken Avrupa haritasında Polonya diye bir devlet kalmamıştı. Polonya, devlet olarak Birinci Dünya Savaşı sonunda imzalanan Versay Antlaşması ile tekrar dünya sahnesine yeniden çıktı. Polonya, her çağda jeopolitik hassasiyetinin farkında olduğundan, çevre ülkelerle ittifak arayışlarına girmiştir. 17. Yüzyılda kurduğu Lehistan-Litvanya Birliği ile Baltık Denizi'nden Karadeniz'e uzanan, Avrupa’nın önemli devletlerinden birisi olmuştu.

DENİZLER ARASI GİRİŞİMİ VE JEOPOLİTİK FELAKET

1918 yılında kurulan yeni devletin ilk başkanı olan devrimci lider Józef Piłsudski tarafından önerilen “Intermarium” yani “Denizler Arasında” tasarımı, Adriyatik, Karadeniz ve Baltık hattında yer alan ve Sovyet Rusya’ya karşı bir set oluşturan çok uluslu devletler topluluğunu öngörüyordu. Litvanya, Letonya, Estonya, Finlandiya, Beyaz Rusya, Ukrayna, Macaristan, Romanya, Yugoslavya ve Çekoslovakya bu topluluğun parçalarıydı. Amaç Rus İmparatorluğunun parçalanmasına hizmet etmekti. Ancak planlar tutmadı. Bu süreç Hitler Almanya’sının 1 Eylül 1939’da Polonya’yı işgale başlamasıyla son buldu. Hitler’in panzer tümenlerine Polonya’nın atlı süvarileri engel olamadı. Józef Piłsudski’nin 21 yıl önceki planı başarısız olmuş, Polonya Sovyet tepkisini de üzerine çekmişti. Polonya’nın kendisine karşı Doğu Avrupa’da ittifaklar oluşturabileceğinden şüphe eden Stalin, Almanya ile anlaşarak 1939’da Polonya’yı ezdi. İkinci Dünya Savaşı bittiğinde 6 milyon Polonyalı hayatını kaybetmişti. Bu sayı nüfusunun beşte biriydi.

SOVYET ETKİ ALANINDAKİ POLONYA

1945 Yalta Konferansında alınan kararlar gereği Polonya, Sovyetlerin etki alanında bırakıldı ve sosyalist oldu. 1949 yılında kurulan NATO karşısında 1955 yılında sekiz sosyalist ülkenin imzaladığı “Dostluk, İşbirliği ve Karşılıklı Yardım Antlaşması” ile kurulan sosyalist askeri pakta Varşova Paktı adının verilmesi bu kritik ülkenin artık Sovyet Rusya etki alanına çıpalandığının en önemli sembolüydü.

SOVYETLERİN ÇÖKÜŞÜNDE BAŞ ROL

Ancak soğuk savaşın bu sembol ülkesi aynı zamanda başlattığı süreçle Varşova Paktı ve SSCB’nin sonunu getirdi. Polonya’da 1980 Ağustos’undan sonra Gdansak’taki tersane işçisi ve sendikacıların hareketi başlangıcı oluşturdu. “Lech Walesa”nın önderliğinde başlayan bağımsız sendika hareketi, kısa sürede General Jaruzelski hükümetine karşı “solidarite (dayanışma)” hareketine dönüştü. Bu hareketin Polonya asıllı Papa John Paul II ve ABD önderliğinde tüm NATO ülkelerince desteklenmesi Orta ve Doğu Avrupa’da sosyal ve siyasi fay hatlarının kırılmasını başlattı. 1985 yılında SSCB’de Gorbachev’in iktidara gelmesi ile başlayan kaçınılmaz değişiklik, Varşova Paktı ülkeleri için yeni bir süreci tetikledi. 1987 yılında Sovyetlerin 3 Baltık Cumhuriyetinde ulusçuluk ve bağımsızlık hareketleri başladı.

ABD “SOLİDARİTE”NİN YANINDA

ABD, Polonya’daki hareketlenmede yerini almaya başlamıştı. Sendika lideri Lech Walesa’nın yükselmesinde aslen Polonyalı olan, Rusya karşıtı Amerikalı stratejist Zbigniew Brzesinski önemli rol oynamıştı. Diğer taraftan ABD Başkanlık emri ile CIA, “Solidarite-Dayanışma”ya yardım için 4 Kasım 1982'de QUHELPFUL operasyonunu başlattı. Hatta, CIA Başkanı Bill Casey bu tarihten daha önce harekete geçmiş, Polonyalı Papa John Paul II ile gayri resmi bir ilişki kurmuştu. Polonya’ya 1981’de ilan edilen sıkıyönetim sonrası çok önemli propaganda aracı ve matbu malzeme Vatikan üzerinden kaçırılıyordu. ABD ve Batı desteği ile Lech Walesa’ya 1983 yılında Nobel Barış ödülü verildi. Bu sayede dünyanın çekim alanı haline gelen Polonya’da serbest seçimler için komünist hükümete yapılan baskılar sonuç verdi ve “Dayanışma –Solidarite” 4 Temmuz 1989 seçimlerini büyük bir farkla kazandı. 9 Kasım 1989 günü Berlin Duvarı fiilen yıkıldı. 3 Ekim 1990 tarihinde iki Almanya birleşti. 9 Aralık 1990 tarihinde Walesa Devlet Başkanı oldu. 1 Temmuz 1991 tarihinde Varşova Paktı ortadan kalktı.

NATO’NUN YENİ FEDAİSİ POLONYA

Artık Yalta ruhu ve sistemi son bulmuştu. Polonya, 1999 yılında  Macaristan ve Çekya ile birlikte eski Doğu Bloğunun ilk NATO üyesi; 2004'te de AB üyesi oldu. Polonya daha sonra NATO içinde Romanya ile birlikte ABD ve NATO’nun öncü ve fedai müttefikine dönüştü. Gerek dış gerekse savunma politikalarında Rusya karşıtlığı ve NATO’nun ileri karakol görevlerini aşırı Atlantikçi bir tutumla icra ettiler. 2009 yılında Romanya ile topraklarında bir nevi intihar kararı vererek ABD Balistik Füze Savunma sistemi olan Aegis SM3 füzelerinin yerleştirilmesini kabul ettiler. Romanya’daki sistem 2016’da hazır oldu. Polonya’daki sistemin inşası 2021’de son aşamaya girdi. 2022 yılında harekata hazır duruma gelecek. (Bunun karşılığını Polonyalılar ABD’den her yönü ile aldılar. Polonya vatandaşları ABD’ye vizesiz girebiliyor.)

3 DENİZ GİRİŞİMİ

Polonya, 2015’ten itibaren Polonya Cumhurbaşkanı Andrzej Duda tarafından 3 Deniz Girişimini deklare etti. Neredeyse 100 yıl sonra Józef Piłsudski planı yeniden canlandırıldı. Girişim Baltık, Karadeniz ve Adriyatik Denizleri arasında yer alan on iki ülkenin ekonomik ve altyapı gelişimini hedefliyor.

DIŞLANAN AB VE ALMANYA

Önce 12 AB üyesi (Avusturya, Bulgaristan, Hırvatistan, Çekya, Estonya, Macaristan, Letonya, Litvanya, Polonya, Romanya, Slovakya, Slovenya) ile bir forum oluşturuldu. Foruma Almanya davet edilmedi. Zira ABD’nin ve ülke içindeki Atlantikçilerin tüm baskılarına rağmen Alman Devleti Rusya ile ilişkilerini sürdürme konusunda irade ortaya koymuştu. Kuzey Akım projeleri ve Çin ile ekonomik ilişkilerin ileriye taşınmış olması bunun dışa vurumuydu. Polonya, Almanya’yı ve AB’yi dışarda tutarak doğrudan ABD ile Rusya’ya karşı özel bir ittifak ilişkisi geliştirmeye çalışıyor. Hedef, Brüksel’i atlayarak Rusya’ya karşı bir Doğu Avrupa cephesi kurmak, ABD’yi bölgeye doğrudan çekmek. Girişim, Transatlantik yapının Avrupa üzerindeki yatırım ve başta ulaştırma altyapısı olmak üzere operasyonel kabiliyetlerinin önemli bir parçası olarak düşünülüyor.

YENİ ULAŞIM KORİDORLARI

Girişimin ulaştırma altyapı yatırımları arasında, NATO’nun doğu kanadındaki askeri hareketliliğine katkı sağlayacak en önemli koridor Via Carpatia’dır. Toplam uzunluğu 718 km. olup, 78 km'si tamamlanmış, 289 km'si yapım aşamasında, 351 km'si ise hazırlık aşamasındadır. Bu eksen, Litvanya'daki Klaipeda limanını Polonya, Slovakya, Macaristan, Romanya ve Bulgaristan yoluyla Yunanistan'daki Selanik'e bağlamayı amaçlamaktadır. Bu ve diğer ulaşım koridorları NATO’nun kuzey güney ve diğer koridorlarla doğu hattı boyunca caydırıcılığını artırması için önemli görülmektedir.

TARİH TEKRAR MI EDİYOR?

Aslında iki dünya savaşı arasındaki girişim tekrar ediyor. 3 Deniz Girişimi Brüksel’i atlayarak ve Berlin’i dışlayarak, Polonya’nın öncülüğünde Rusya’ya karşı Doğu Avrupa’da ABD kontrolünde bir etki alanı yaratmaya yönelik jeopolitik bir hamle olarak değerlendirilebilir. Avrupa Birliği’nin artık Doğu-Batı olarak bir bölünmeye doğru gittiğini görmekte olan ABD’nin doğrudan dahil olacağı ve kendi kontrolünde olacak yeni bir jeopolitik proje olarak yürütülüyor. ABD Başkanı Joe Biden, 2021 Haziran ayındaki son NATO zirvesinde NATO ve AB liderleriyle bir araya geldiğinde, “Rus saldırganlığına” ve 5G teknolojisi ve çevre yatırımları yoluyla artan Çin etkisine vurgu yaparak Rusya ve Çin’in Avrupa’dan geri itilmesi gerektiğini işaret etmişti. Polonya’nın bu girişimi ABD’nin öncülüğünde geliştirilecek yeni NATO konsepti için son derece kullanışlı bir araç konumundadır. Nitekim, NATO zirvesinin hemen ardından 8-9 Temmuz 2021 tarihlerinde Sofya’da düzenlenen 3 Deniz Girişimi zirvesinde ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Philip Reeker bizzat katılarak, ABD Dışişleri Bakanı Blinken ve ABD Başkanı Biden da zirveye video mesajla katılarak söz konusu girişime yönelik güçlü Amerikan desteğini vurguladılar. 3 Deniz Girişimi Orta ve Doğu Avrupa ülkelerinin karayolları, demiryolları, limanlar, dijital ve enerji altyapılarını modernize etmek ve birbirine entegre etmek amacıyla altyapı projeleri yürütmek için bir Yatırım Fonu kurdu ve ABD bu fona şu ana kadar 300 milyon dolar doğrudan destekte bulundu ve destek olmaya devam edeceğini beyan etti.

MACARİSTAN’IN DURUMU

Diğer taraftan Doğu Avrupa’da bir Amerikan etki alanı yaratmasına karşın halen Atlantik ile Asya arasındaki bilek güreşi Macaristan üzerinden yürüyor. Brüksel’in ve ABD’nin tüm baskılarına rağmen Rusya ve Çin ile pragmatik ve dengeli ilişkiler geliştiren tek ülke Macaristan oldu. Viktor Orban liderliğindeki Macaristan’da Rusya’nın önemli ölçüde enerji yatırımları var. Çin de Macaristan’daki yatırımlarını artırıyor. Dolayısıyla Macaristan’ın yeniden Atlantik rotaya sokulması ABD ve 3 Deniz Girişimi açısından büyük önem taşıyor.

KUŞAK VE YOL’A ETKİSİ

Diğer yandan Çekya dışında tüm 3 Deniz Girişimi ülkesi Çin’in Kuşak ve Yol Girişimi çerçevesinde 17+1 Girişiminin de üyesi. Bu girişim tamamen ekonomik odaklı görünse de Çin’in uzun erimli jeopolitik etki alanı oluşturma perspektifinde ABD ve AB tarafından şiddetle eleştiriliyor. Bu arada Kuşak ve Yolun Akdeniz giriş limanlarının başında gelen Pire nedeniyle 17+1’e 2019 sonrası Yunanistan’ın da katıldığını hatırlatalım.

JEOPOLİTİK KIŞKIRTMA

Polonya Rusya’yı jeopolitik ve askeri alanda gücünün çok ötesinde kışkırtıyor. NATO ve AB üyesi olduğu halde yeni girişimlerle kendisine jeopolitik yeni bir kalkan yaratmaya çalışıyor. 100 yıl önce tutmayan ve batıdan sürpriz saldırı ile sonuçlanan bir girişimi bu kez nükleer çağda tekrarlıyorlar. Zaten topraklarına yerleştirdiği Aegis SM3 bataryaları nedeniyle büyük Rus tepkisi çeken Polonya şimdi boyundan çok daha büyük bir jeopolitik proje ile Rusya’yı karşısına alıyor.

YUNANİSTAN’IN ROLÜ

Bu kapsamda Yunanistan’ın 3 Deniz Girişimi üyesi olmadığı halde ABD’nin Dedeağaç ve Girit’teki askeri yapılanmalarıyla Yunanistan ile yeni tazelenen Savunma İşbirliği Anlaşmasına da (MDCA) bu girişim paralelinde bakmak gerekir. Moldova ve Beyaz Rusya’daki iç hareketlenmeleri de aynı şekilde değerlendirmek gerekir. ABD’nin Geniş Karadeniz Bölgesi ile Polonya’nın 3 Deniz Bölgesi yaklaşımı, Ukrayna ve Gürcistan politikaları jepolitik hedef ve tutum birliği içindedir. Benzer tutum Amerikan donanma varlığının Karadeniz’de artan faaliyetlerinde de görülmektedir. ABD için Ege, deniz stratejisi perspektifinde Karadeniz’in devamıdır. Zira Türk Boğazlarının NATO aleyhine kaybı söz konusu olduğu takdirde Ege Denizinde adaların oluşturduğu coğrafi yapı Rus deniz ticaret yollarının kesilmesi için kullanılacaktır. Dedeağaç ve Girit’in önemi buradadır.

ANKARA’YA TAVSİYELER

Türkiye 3 Deniz Girişiminin, dolaylı yoldan Karadeniz üzerinde yaratacağı baskılara, dengesizliklere ve Montreux Sözleşmesinin sağladığı rejimin değişmemesine tarihte örneği sadece İkinci Dünya Savaşında yaşandığı kadar hassasiyet göstermeli, Atlantik maceracılığına alet olmamalıdır. Bu ikazımızı Karadeniz’de normal dışı ABD kışkırtmalarının yaşandığı günümüzde tekrar hatırlatalım. Deniz Kuvvetlerinin önümüzdeki dönemde Karadeniz’e icra edilecek NATO tatbikatlarına katılım konusunda hassas davranılmalıdır. Benzer şekilde donanma diplomasisinde de mütekabiliyet uygulanmalıdır. Örneğin

27 Ekim 2021 günü ABD Kongresi, Amerikan Dışişleri Bakanına zehir gibi Türkiye mektubu yazdı. Aynı günlerde Senatör Menendez ve Eski Dış İşleri Bakanı Senatör Pompeo Türkiye’yi açıkça tehdit etti. 1 Kasım 2021 akşamı Ankara, 6. Filo Sancak Gemisi 18 bin tonluk USS Mount Whitney komuta kontrol gemisini İstanbul’un en güzel yerinde Sarayburnu’nda aborda ederek ağırladı. Halbuki bu gelişmeler paralelinde geminin liman ziyareti iptal edilebilirdi. Maalesef karacı devlet aklına sahip başkentimiz bu hassas diplomatik manevrayı göremedi. İnsanlar gibi devletlerin de onurları vardır. Onuru korumak devletin görevidir.

(Kitap Tavsiyesi: Bir masada İki Kral Olmaz. Sacit Aslan tarafından yazılan Kırmızıkedi Yayını kitap gençliğimizin gazete manşetlerine konu olan pek çok olaya akıcı bir anlatımla ışık tutuyor. Soğuk Savaş yıllarının Türkiye’sinde siyasetle, magazin dünyasının kirli ilişkilerini yalın gerçeklerle açığa çıkarıyor. Önsözünde kitabın ithaf edildiği şahsiyetin merhum Amiral Cem Çakmak olması büyük bir vefa örneği olarak karşımıza çıkıyor.)