Soğuk Savaş Karadeniz’de

İsmet Hergünşen yazdı...

Soğuk Savaş Karadeniz’de

Ukrayna cenahında yaşanan son gelişmeler, uluslararası arenada ciddi bir bekleyişe neden olmaktadır.

1989 yılında Berlin Duvarı’nın yıkılması, SSCB’nin dağılım sürecine hız kazandırmıştır.

Varşova Paktı’nın ortadan kalkması, iki Almanya’nın birleşmesi ve Avrupa’ya yönelik komünist tehdidin sona ermesi “Soğuk Savaş”ın sonunu getirmişti.

Yaratılan “Barış İklimi”, bölge ülkelerinin kendilerini daha güvenlikli ve ekonomik olarak daha güçlü hissetmesine fırsat vermiş, ABD eskisi gibi Rusya’yı tehdit olarak görmemeye başlamıştı.

Türkiye’nin öncülüğünde 1992 yılında kurulan ve merkezi İstanbul’da olan Ekonomik İşbirliği Örgütü (Black Sea Economic Cooperation Organization), Karadeniz Havzası’nın istikrar ve refah bölgesi olmasının ilk adımıydı.

1994 yılında başlatılan “Barış için Ortaklık (BİO)” tatbikatlarının güven oluşturması, Doğu Bloku ülkelerinin bazılarının kısa bir süre içerisinde NATO ve AB’ye üye olma fırsatı yaratmışsa da, Türkiye’nin AB’ye hala alınmamış olması kirli Avrupa Siyaseti’nin başka bir yüzüdür.

Gene Türkiye’nin öncülüğünde “Montrö Boğazlar Sözleşmesi” temelinde kıyıdaş 6 ülkenin katılımıyla 2001 yılında oluşturulan çok uluslu deniz gücü Karadeniz İşbirliği Görev Grubu (Blackseafor) ile Karadeniz’in güvenliği hedeflenmiştir.

Kapitalist ve sosyalist mücadele zamanla başka boyutlara evrilmiş, Rusya’nın gücünü artırma çabalarına paralel, rollerine ve etkinliklerine yenilik ve hareketlilik getirmiştir.

Orta Doğu ve Hazar bölgesindeki zengin petrol kaynakları, Türk Boğazları, Karadeniz ve Akdeniz üzerinde güç mücadelesi, etnik ve dini çatışmalar öncelikli ilgi alanı haline gelmiştir.

Baltık ülkelerinde ve Ukrayna’da ciddi Rus nüfusu, Gürcistan iç savaşı, Orta Asya da Rus kökenlilerin etnik ayaklanmaları ve toprak iddiaları, Dağlık Karabağ çatışmaları Rusya ile bölge ülkeleri arasında sürekli gerilim yaşanmasına yol açmıştır.

Kırım’ı kendi topraklarına katan ve sınırda askeri hareketliliği artıran Moskova-Kiev hattındaki Donbas krizi sıcak çatışma ortamına dönüşebilecek niteliktedir.

Son NATO Liderler Zirvesi’nde ABD öncülüğünde alınan kararlar, sonrasında Çin ve Rusya yakınlaşması “Soğuk Savaş tekrar başlıyor mu?” düşüncesini akıllara düşürmüyor değil.

Riga’da düzenlenen Dışişleri Bakanları toplantısı ardından NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, "Her iki ülkenin toprak bütünlüğü ve egemenliğine olan desteğimiz sarsılmazdır. İki ülkeye desteğimizi artırma taahhüdümüz devam etmektedir.” açıklaması gerginliğin daha da derinleşeceğini göstermektedir.

Benzer söylemlerde bulunan ABD’nin, geçmiş dönemdeki Başkanı Barack Obama’nın “ABD’nin Kırım nedeniyle Rusya ile savaşa girmeyeceği” ifadesi her daim anımsanmalıdır.

Öte yandan ABD’nin Dedeağaç bölgesine yığınaklanması ve müttefikleri ile tatbikat görüntüsü altında Karadeniz’de sancak ve varlık göstermesi, Rusya tarafında “Düşmanca Niyet” olarak algılandığı gibi Türk kamuoyunda da endişelere yol açmaktadır.

Ukrayna ve Gürcistan’ın, NATO üyesi olma isteklerine Rusya’nın jeopolitik ve ideolojik kaygıları nedeniyle sıcak bakmadığı da bir gerçektir.

2008 yılında “Beş Gün Savaşı” olarak adlandırılan Rus-Gürcü Savaşı’nda Gürcistan ve o anki lideri Mihail Saakaşvili’nin Batı Dünyası tarafından nasıl yalnız bırakıldığını, Ukrayna Lideri Volodimir Zelenski dikkate almalıdır.

Hal böyleyken; Rusya ve Ukrayna ile iyi komşuluk ilişkileri bulunan NATO müttefiki Türkiye’nin, arabulucu ülke olma isteği ve barışa katkı sağlama çabaları önemsenmelidir.

Son sözse; “Savaş acımasızdır, yıkımdır, ölümdür.”