Mustafa Özgür Sancar yazdı…
Mayıs’ın 14’ünde yapılacak seçime doğru, anketler toplumsal ilginin odağına yerleşecek biçimde yoğunlaşıyor; aynı yoğunlukta olmasa bile seçimin sosyolojik art-yöresiyle ilgili yorumlar da kendini gösteriyor.
E DEMOKRASİ DİJİTAL DEMOKRASİ..!
Bence bunlar içerisinde Z Kuşağı’nın önemine atıfta bulunanlar dikkât çekici; çünkü bir idealleştirme kaygısıyla meseleyi ele alıyorlar.
Bilgisayar dolayımlı iletişimi yoğun biçimde kullanıyor olmasından dolayı Z Kuşağı, onlara göre, seçim, referandum vb. siyasal değişim fırsatlarında sonucu belirleyebilecek bir kudrete sahip. “Asıl çıkışı Z Kuşağı yapacak; Z Kuşağı haddini bildirecek” türünden söylemler, ne seçmen kütlesinin yaşa endeksli dağılımıyla ne de Türk toplumunun sosyolojik dinamiğiyle uyumlu… E-demokrasi ve dijital demokrasi hayalinin yarattığı “ikna edici” şarhoşluk, sanırım Z Kuşağı’nın olduğundan daha fazlaymış gibi anlatılmasına neden oluyor.
Yeni medya ve onun uzantısı olan sosyal medya fikirlerin dolaşımını sağlayabilir; ama işçi sınıfı ve çalışan geniş kesimlerin, zenginliğin eşit biçimde bölüşülmesi için verdiği mücadelede belirleyici değil. Sosyal medyayı iyi kullanmak, sürekli kullanmak, buradan fikirlerin özgürce ifade edilmesini talep etmek önemli bir faktör; ancak gerçek demokrasinin oluşturulmasını garanti edemez.
DEMOKRASİ VE MUHALEFET
Sosyal medya araçlarını sanki vücudunun bir uzvuymuş gibi iyi kullanan Z Kuşağı, herşeyin farkında olduğu izlenimi yaratıp, sosyal medyada muhaliflerin hoşuna gidebilecek, bir takım başlıklar oluşturabilir, ancak bu, uyanık ve meraklı bir kaç atılımın ötesine geçemez. Z Kuşağı, hükümetleri sarsacak bir toplumsal güç değildir; hatta bir muhalif unsur da değildir. Onu muhalif gibi sunmak gerçek muhalefeti gölgelemek çabasından ileri gitmez.
Gerçek demokrasi sosyal medyada aranamayacağı gibi, büyük değişimleri gerçekleştirecek güç de bilgisayar dolayımlı yeni medya ortamlarında değildir; geniş emekçi kitleler içindedir.
14 Mayıs’ta belirleyeci olan Z ya da X Kuşağı değil, emekçiler olacak. İlerlemeden yana olmak çağın koşulları ve getirilerini toplumsal gelişmeyi sağlayacak yetkinlikte yorumlamayı gerektirir; fakat yorum ve farkındalık yetmez; asıl olan bunu yaşam pratiğine geçirmektir. Z Kuşağı olarak tarif edilen 2000 sonrası jenerasyon acaba bu gerçekliğin neresinde kalıyor?
Sosyo-psikoloji uzmanlarının, üzerinde uzlaştıkları belli başlı beş kuşak var.
20. yy başından günümüze uzanan tasniflerin aslında mutlak sınırları yok; ama evrensel kabul edilmektedir.
Kuşaklar arası geçişler 1990’lı yıllar itibariyle ağırlıklı olarak teknolojiye endeksli bir durum olarak kabul edildi. SESSİZ KUŞAK 1922 -1945 arasında doğanları kapsıyor. ABD’de baş gösteren 1929 Büyük Dünya Ekonomik Buhranı belirleyicidir. Büyük yıkımlara neden olan 2. Dünya Paylaşım Savaşı bu kuşağın karakterini belirleyen ana olgulardandır. Derin acılar bu kuşağa hâkimdir; bu nedenle toprağa ve topluma güçlü duygularla bağlı olmaları bu kuşakta yer alanların karakteristik özelliği.
BEBEK PATLAMASI 1946 – 1964 yıllarını kapsar. Savaş sonrası ulaşılan yeni hayat pratiği nedeniyle çalışmayı, yaşama anlam katmayı, değer üretmeyi seven bireylerden oluştuğu kabul edilir. Soğuk Savaş politikaları ve siyasal bilincin yükselmesi hiç kuşku yok ki düşünsel ve maddi üretkenliği arttırmıştır.
X KUŞAĞI 1965-1980 yıllarında doğanların bu kuşağa dahil olduğu kabul edilmektedir. Ekonomik medcezirlerin, kapitalist dünyadaki finansal krizlerin gölgesinde kalan bu kuşak, daha politik ve temkinli, çalışmayı seven, verilen görevi yapan ve uyumu yüksek bir jenerasyon olarak tanımlanır. E posta ve cep telefonu, çabuk uyum sağladığı “Bilgi İletişim Toplumu” ürünleri hâline geldi. Y KUŞAĞI 1981-2000 doğumlulardan oluşur. Milenyum Kuşağı olarak da tanımlanır. Enformasyon Toplumu sonrası kapitalizmin ulaştığı varsayılan, “yeni toplumsal aşama” Bilgi İletişim Teknolojisi toplumunun “küçülttüğü” bir dünyada küresel bir bakış doğrultusunda dizayn edilmiştir. Bireysel rekabet, ödüle değer vermek gibi kendinden menkul özellikler taşırlar. Özgürlük arayışı da vardır bu kuşakta, fakat ne büyük çelişkidir ki apolitiktirler. Reel-poliktik, ekonomi-poliktik ve uluslararası siyaset konusunda ya çok yüzeysel bilgiye sahiptirler ya da bu konularla hiç ilgilenmezler. Onlar için yapılan “Sosyal Medya Kuşağı” tanımlaması da yüzeyselliğin bir başka görüntüsüdür. Gerçekte yeni olmayan bir ekonomik-politik sistemin “Bilgi İletişim Toplumu”nun yarattığı bir jenerasyondur. Z KUŞAĞI 2000’den sonra doğanlar bu kuşağın bireyleridir. Onlar için teknoloji yaşamın vazgeçilmez bir bölümü. Bilgi İletişim Çağı teorisyenlerinin yaratmak istediği ideal kuşak. Ekip çalışması onlara göre değil, bireysellik doğal bir hak konumunda. Bilgiye, bilimsel bilgiden bahsetmiyorum, ulaşmak onlar için son derece kolay ve zahmetsiz. Odaklanma süreleri kısa; fakat analitik bir zekâya sahip olduklarından bahsediliyor. Ama sistemleştirmek konusunda başarısızlar. Bilgiyi edinme biçimleri paralel. Sıralı değil. Aceleleri var; oradan buradan öğrenmekle yetiniyorlar; dolayısıyla yazıdan değil, grafik, görselden, video ya da müzikten hoşlanıyorlar. Akıllı telefonlar sanki vücutlarının bir uzvu gibi…
TARIM, DOĞA. SANAYİ, REEL ÜRETİM VE TEKNOLOJİ Teknoloji yaşam pratiğini, iş yapma biçimlerini ilerletiyor, dolayısıyla koşullar değişiyor, insanlar farklı koşullarda farklı özellikler gösteriyor; bu düz mantıkçı önermeden hareket edersek Y ve Z Kuşağı en ileri olan aşama olarak gözükür; hatta 2010 ve sonrası Alfa kuşağı insanlığın gördüğü en ileri aşama olarak kabul edilebilir. Ne var ki gerçek bu değil.
En başta sorduğumuz soruya geliyoruz.
İlericilik insanlığı bir bütün olarak daha iyi bir noktaya götürmektir. Teknoloji gündelik hayatta işimizi kolaylaştırırken, yaşamımızı, ekonomik gerçekliğimizi iyileştiriyor mu? Hayır.
Rahat yaşam koşullarına sahip olamıyoruz. Sadece daha kolay iletişim kurup yapılması gerekenleri hızlı yoldan yapıyoruz. Toplumsal çıkarlarımız geride kalıyor.
Geniş kitleler ya da çoğunluk, hayat pahalılığı karşısında yaşamını sürdürmekte zorlanıyor; kazandığı para ona güvenli bir gelecek vermiyor.
Doğa ve iklim sorunları ortadan kalkmıyor; fakat daha ağırlaşıyor. Hastalıklar da öyle…
Dolayısıyla Z Kuşağı ve onu doğuran toplum biçimi tarihsel olarak ileri bir nokta, ancak insanlık açısından bir ilerleme değil.
Elbetteki Bebek Patlaması Kuşağındaki bireyi alıp, yaşama anlam katmayı seviyor, çalışkan ve üretiyor diye günümüz dünyasına koyamayız. Bu eşyanın tabiatına aykırı; çünkü onu doğuran tarihsel koşullar bir daha hiç geri gelmeyecek. Ancak üretmek ve toplumsal zenginleşmeyi yaratma ihtiyacı, tarihin herhangi bir dönemine takılıp kalmış değil. Reel üretimden kopmuş olan bugünün dünyasında çok daha güncel bir biçimde insanlığın önünde duruyor. Teknoloji insanlığın bu türden üretim ihtiyacına yanıt verdiği ölçüde ilerici bir niteliğe sahip olur. O nedenle teknolojiyi hayatının merkezine yerleştiren Z Kuşağı ilericiliğin çok dışında kalıyor.