15 Eylül 1918 Azerbaycan’ın işgalden kurtulduğu gün

15 Eylül Azerbaycanlılar için mukaddes bir gündür. Bugün hem özgür oldukları hem de millet olarak yeniden yaşamaya başladıkları gündür.

15 Eylül 1918 Azerbaycan’ın işgalden kurtulduğu gün

Nigar Ögeday / Azerbaycan

Birçok insan bugüne Bakü’nün işgalden kurtulduğu gün diye belirtir. Aslı ise Nuri Paşa ve Kafkas İslam ordusu tek Bakü’de değil hemen hemen Azerbaycan’ın her bölgesinde savaşmıştır. Gence-Şamahı-Quba-Qarabağ-Zengezur, haritada bu bölgelere bakarsanız ne demek istediğimi anlayacaksınız.

Hiçbir devleti olmayan Ermeniler (Tarihe bakarsanız 27 Mayıs 1918 tarihine kadar tarihte Ermenistan denen devletin olmadığını göreceksiniz. Benim de ata toprakları olan kadim Türk toprakları Erivan hanlığını Ermeniler işgal ederek Ermenistan ilan ettiler) 31 Mart 1918’de bir gecede Azerbaycan’ın her tarafında Zengezur, Göyce, Karabağ, Zengibasar, Gencebasar, Vedibasar, Şirvan, Quba ve Bakü’de 30 bine yakın Türk ve Müslüman halkı katlettiler. Sadece Bakü’de 12 bin insan öldürüldü. Azerbaycan’da 31 Mart günü resmi olarak soykırım günü ilan edilmiştir.

Rus belgelerinde yazılan dehşetleri okudukça insan insanlığından utanır. Bakü’de Ermenilerin elinde esir olan bir anne ağlayan çocuğuna su isterken, ermeni Mıkırtıciyan isimli komutan annenin diğer çocuğunun başını kesip kanını bir kaba dökerek “al içir evladına’’ dediği kayıtlarda vardır. Ermenilerin sürekli yaptıkları zalimlikler anlatmakla bitmez.

Rus, İngiliz destekli Ermeniler yeni kurulmuş Azerbaycan devletinin topraklarını işgal etmiş ve soykırımı hayata geçirmiştir. Bu durumda çaresiz kalan Azerbaycan, Osmanlı’ya haber salar. Osmanlı’dan yardım isteyecek olan Azerbaycan Türk heyetinin başkanlığını yapan Nağı Şeyhzamanlı, “Azerbaycan İstiklâl Mücadelesi Hatıraları” adlı kitabında o günleri şöyle anlatıyor:

“Bâb-i Âli’ye gittik ve saat beşte Osmanlı Hükümet Başkanı Talat Paşa’nın huzurunda bulunduk. Sevincim ve heyecanım karışmıştı. Talat Paşa, masanın arkasında oturmuştu. Sağında Enver Paşa, solunda Adliye Bakanı Halil Bey. Bana da oturmayı teklif ettiler. Ben vekâletnamemi Talat Paşa’ya sundum. Enver Paşa’nın sıcak ilgisinden cesaret alarak Kafkasya’ya gönderilecek askerî birliklere Nuri Bey’in atanmasını rica ettim. Enver Paşa ‘Nağı Bey, Nuri çok gençtir, ne yapalım?’ diye sordu. Nuri Bey’in komutanlığı ile ilgili Rus matbuatında çok haber okudum ve teferruatlı bilgi sahibiyim. Onun komutan olarak atanmasını ısrarla rica ederiz, dedim. Enver Paşa bizi kırmadan Nuri Paşa’nın komutanlığını kabul etti.”

Nuri Paşa ve ordusu Mayıs ayında Azerbaycan’a gelir. Bir sabah Ermeni esaretinde olan Genceliler uykudan uyanırken kırmızı fesli Türk askerlerini görür. Hatta o meşhur Laleler şarkısı da sadece Nuri Paşa ve kahraman askerlerine yazılmıştır.

“Meylim üzündeki gara haldadır

Hicranın elacı ilk vüsaldadır

Ne vakittir aşığın gözü yoldadır

Bir gonakgelesiz bize laleler.”

Tanımadıkları topraklarda canları pahasına savaşıp, zaferler kazanan, şehit düşen genç Osmanlı askerlerinin hikâyesini anlatıyor Telman Haciyev  “Laleler” türküsünde.

O zor günlerde Karadeniz’de olan Ahmet Cevat da Çırpınırdı Karadeniz şiirini,  Nuri Paşa ve ordusunun şerefine yazmıştı ki sonradan 1937 yılında bu şarkının sözlerine göre Stalin tarafından kurşunlanarak şehit edildi.

Kafkas İslam Ordusu şerefine yazılan Türküler bitmek bilmez.

Ömrünün 10-15 yılını Ortadoğu’da savaşlara adamış insanların geri döndükten hemen sonra ailesiyle görüşmeden Kafkaslar’daki kardeşinin imdadına gelmesi de Türk’ün kimliğini gösterir.

Hatta rivayete göre Enver Paşa Yemen’den dönmüş yorgun yıpranmış bir alayın karşısına çıkarak diyor ki; “Kafkaslar’daki kardeşlerimiz zordadır. Onlara yardıma gitmek için gönüllü asker lazım. Ama mecbur değilsiniz. Gitmek isteyen sağa, ailesinin yanına gitmek isteyen sola geçsin.”

Bunu derken Enver Paşa arkasını askerlere döner, birden sola geçen askerler utanır. Biraz aradan sonra Enver Paşa geri döner ve bakar ki, yaralı askerler bile sağa geçmiş. Kardeşini kurtarmak için savaşa gitmek istiyor.

Nuri Paşa ve ordusunun Kafkaslar’da birkaç ay içinde kazandığı zafer dillere destan oldu. 13 Eylül’de Türk ordusu Bakü’de İçeri Şehir kale kapısına dayanır. Ve İçeri şehri işgal etmiş katliamlar yapan Ermenilere haber göndererek der ki, “onlara 2 gün zaman tanıyorum Taşnak çetelerini de alıp şehri terk etsinler.”

Ermeniler onu dinlemez ve insanları katletmeye ve tarihi içeri şehrini yakmaya başlarlar. Nuri Paşa asker ahlakına sadık kalır. 2 gün sonra Bakü’ye girip Ermenilerden şehri temizler. Hatta Türk Ordusu şehre girerken gördükleri dehşete inanamazlar.

O dönemin şahitleri hatıralarında yazarlar ki, “Türk askeri olarak 15-20 yıl savaşta olduk, ama biz hiçbir yerde böyle ahlaksızca savaş görmedik.” Savaşın da bir adabı olmalı. Maalesef Azerbaycan’da bu bir savaş değil, aynı zamanda ahlaksızca bir etnik temizleme siyaseti hayata geçirilmektedir.

Yani Orta Doğu ve Kafkaslar’da Türk devletinin olmasına tahammül edemeyen emperyalistler Türkleri param parça edip hüküm sürmek politikalarını yüzyıllardır hayata geçirmektedirler.

15 EYLÜL ÖZGÜRLÜĞÜN GÜNÜ

Kafkas İslam Ordusu’nun geri çağrılması için aracı olan İngiliz ve Almanların o zamanki tavırlarına bakarsak yanılmadığımızı görürsünüz.

15 Eylül Azerbaycanlılar için mukaddes bir gündür. Bugün hem özgür oldukları hem de millet olarak yeniden yaşamaya başladıkları gündür.

Nuri Paşa ve ordusu gelmese bugün ne Azerbaycan kalırdı ne de Kafkaslar’da Türk kalırdı. Aynı Erivan Türk Hanlığında ve Karabağ’da olduğu gibi. Bugün Azerbaycan ve halkımız varsa Nuri Paşa ve ordusuna borçludur.

Ne yazık ki Türkiye’de olduğu gibi Azerbaycan’da da bazı kesim var ki, onlarda bir Nuri Paşa düşmanlığı var. Bu şahısları biraz araştırırsak 100 yıldır Azerbaycan’da faaliyet gösteren temelini Şaumiyanın attığı Ermeni derin devletinin üyeleri olduğunu görürüz. (Belki de sizlere garip gelebilir Ama bugün Ermeni derin devleti en çok Azerbaycan’da başarılıdır. Bu tabii ki ayrı bir yazının konusudur.)

Halkımız ne var ki bugün Sovyet işgalinde olduğu 70 sene boyunca Nuri Paşa ve onun kırmızı fesli askerlerine olan minnet ve saygısını asla yitirmedi. İsimsiz kahramanların mezarlarını hep korudular.

Bazı insanlar o mezarları bahçesinde koruyup, üzerine çiçekler dikerek, Ruslar gelip dağıtmasın diye sakladılar. Bakü–Şamahı yolunun üzerinde bir tenha mezarlık var. Türk askerinin anıtı denip, bugün her iki devlet erkanının her 15 Eylül’de saygıyla andığı bir mezarlık ki, o mezarlığı yıllarca insanlarımız korumuş.

Gündüzleri komünistlerin gelip dağıttığı, geceleri insanların üzerine çiçek koyduğu mezarlık. En sonunda Ruslar insanların ziyaret yerine çevirmesin diye mezarın başına 70 sene bekçi asker koydu. Sovyetler dağıldıktan sonra halkın ilk işi o mezarı ziyaret edip, üzerine çiçekler ekmek oldu. İşte bu Azerbaycan insanının Kafkas İslam Ordusuna olan saygısını gösterir.

Bir Azerbaycan Türkü olarak atalarımın hayatını bizlere bağışlayan, bugün gururla ‘ben de Türk’üm’ dediğim için Enver Paşa’ya, Nuri Paşa’ya, arka cephede onların yerini tutup işgalde olan Osmanlı topraklarının kurtuluşu için savaşan Mustafa Kemal Atatürk’e, Talat Paşa’ya minnettarım.

Kendi toprakları işgalde olsa da kardeşlerinin de imdadına koşan ve “siz gidin, biz burada savaşırız” deyip, onlara o cesareti veren herkesin ruhu karşısında saygıyla eğiliyorum.

Ve bu insanlar sayesinde ne mutlu ben de Türk’üm diyebilmenin gururunu yaşıyorum. Mekânınız cennet olsun.

Ne mutlu Türk’üm diyene.