4 büyükten TFF’ye manifesto!

Murat Bölükbaşı yazdı...

4 büyükten TFF’ye manifesto!

Dün gece Haber Türk’de Türk futbolunun dört amiral gemisi kulüp, artık bu yükü taşıyamadığını, sistemsizliğin, vizyonsuzluğun, iş bilmezliğin, sporda siyasetin, kayırımcılığın, ayrımcılığın, adaletsizliğin, kişiye ve kuruma göre işleyen hukukun, iş takipçiliğinin, kaynak israfının Türk futbolunu ve kulüpleri yürüyemez hale getirdiğini kulüp başkanları ve Kulüpler Birliği Başkanı naif bir şekilde dile getirdi.

Siyasetin spora "derin" bir şekilde girmesi, TFF’nin yönetimsel ve idari kurumlardaki demokratik, adil ve şeffaf olmayan işleyişi, Türk futbolunda istenilen gelişimin ve ilerlemenin altyapı, antrenör eğitimi ve organizasyon planlama kalitesinde yetersiz kaldığını, kulüplerin mali boyutta yürümesini sağlayan anlaşmaların Federasyon'un desteği ile yayıncı kuruluş ve bahis şirketi lehine iyileştirildiğini, TFF’nin asli görevinin organizasyon düzenleyici olması gerektiğini ve bundan böyle futbol yönetiminin futbolu üreten, yaşatan, markalaşmasını sağlayan asli unsur olan kulüpler tarafından yapılması gerektiği düşüncesini açık ve net bir ifadeyle dile getirdi.

Dün akşam dört büyük kulübün başkanı, Kulüpler Birliği temsil yetkisiyle sonucu ne olursa olsun "icap ederse ligi oynatmayız" restiyle futbolda devrimsel bir uyanışın, mücadelenin fitilini ateşledi.

Devrimsel diyorum; çünkü, Galatasaray Başkanı Sayın Burak Elmas’ın ‘Türk futbolunda artık bir devrime ihtiyaç var ve bunu mutlaka yapmalıyız’ söylemi büyük önem arz ediyor. Söylemlerde katılmadığım nokta futbolun asli unsurunun kulüpler olduğu ifadesidir ve tam da burjuvaya özgün bir düşünceyi ifade eder; oysa esas olan insandır! Siz, asli ve tek hakim olarak kulübü görürseniz, sahada oynayan, kulübede komuta eden, sahada yöneten, tribünde izleyen unsurların varlığını gücünü ve futbola kattığı, katacağı değeri görmez ve bugüne kadar TFF’nin futbolun gerçek paydaşlarına vermediği önemi, değeri özde göstermez ve yönetme erkini paylaşmaz, bu unsurları bugün federasyonun kullandığı gibi "bağımsız bağımlı" bir anlayışla değerlendirirseniz ifade ettiğiniz "futbolda devrim" mesajı duvara sıkışan, uçurumun kenarına gelen ve kendini kurtarmak isteyen kulüp başkanlarının (Burjuvazi) örgütleyip yönettiği ve sonucunda sadece kendini kurtardığı bir fillerin savaşı olur ki, bu Türk futbolunun ilerlemesi adına kaçırılmış ve yitirilmiş büyük bir fırsat olur. Devrimler yapısı itibariyle burjuvazinin örgütlemesi ve halkın ayaklanmasıyla gerçekleşir. Antrenörler Birliği, Futbolcular Birliği, Hakemler Birliği, Taraftarlar Birliği bu oyunun olmazsa olmazı ve kulüplerin varoluş kaynağıdır.

Bugün, ‘Biz Türk futbolu ileriye gitsin, kulüpler yaşasın’ diye yola çıktık, oynamıyoruz’ derseniz, bu birlikler ‘futbol sahada olmadan, oynamadan yaşamaz yaşayamaz’ deyip oynamak isteyebilir! Bugüne kadar bu paydaşları birlik başkanları eliyle ezen, aparat olarak kullanan TFF yönetimleri bu haklı mücadelenizde futbolun paydaşlarını sizin haklı mücadelenizde size karşı caydırıcı ve mücadeleye sekte vuran unsurlar olarak kullanabilirler.

Bu konuda söyleyecek çok sözüm ama az yerim olduğunu düşünerek, Türk futbolunun TFF eliyle "yalı"da oturanlar tarafından değil, "yalı"da oturup Türk futbolunun ayağa kalkması için para ve mesai harcayan ve futbol sahasının içinde oturanlar, orada olmaktan hiç vazgeçmeyenlerle birlikte Türk futbolunu ayağa kaldırabilecekleri bir futbol yönetimi dileğimle Kulüpler Birliği'nin haklı mücadelesini desteklediğimi ifade ederek sözümü bitirmek isterim. Görünen o ki, Türk futbolunda temmuz hazirandan, ağustos temmuzdan çok daha sıcak geçecek!