1. Haberler
  2. Analiz
  3. 45 yıl önce: 12 Eylül 1980

45 yıl önce: 12 Eylül 1980

featured

Ali Yıldız yazdı… 

Havalar soğumaya yüz tutmuş, sararmış yapraklar dökülmeye başlamıştı. Sabahın ilk saatleriydi. Ankara semalarına, alçaktan uçan helikopterlerin sesleri yayılıyor; anayolların başlarında, tanklar ve askerler görülüyordu. Bütün şehirler aynı durumdaydı, giriş çıkışlar tutulmuştu. Yıllar önce, iktidar yönetemez duruma düşmüş, güvenliği sıkıyönetime bırakmıştı. Uykularından uyanıp radyolarını açanlar, silahlı kuvvetlerin ülke yönetimine el koyduğunu, sokağa çıkmanın yasaklandığını dinliyor, takvimler 12 Eylül 1980 tarihini gösteriyordu. O andan itibaren gözaltılar, tutuklamalar başlayacak; birkaç gün sonra, kamu binalarına asılan afişlerde, arananların resimleri sergilenecekti.

Gücü ele geçiren ordu, 2 Ocak 1980’de siyasal iktidara muhtıra vermiş, beklemeye başlamıştı. Bu durum, uzun yıllar boyunca hep sorgulandı:

Darbeden hemen sonra, örgütler çökertildiğine göre; sıkıyönetim yetkisi verilen ordu, olaylara neden müdahale etmemişti?

Ancak unutulan şuydu. Ordu, sıkıyönetim sırasında her istediğini yapamıyordu. Topyekûn “temizlik harekâtı” yapılması, ancak askeri mahkemeler, askeri yargıçlarla mümkündü; aksi halde, askeri ve sivil cezaevi ranzaları, en az ikişer kişiyle dolup taşamazdı. 12 Mart’ta olduğu gibi, 12 Eylül de sola karşı yapılacaktı. Sol-sosyalist örgütlülüğü durdurabilmek için; ordunun yönetimi ele geçirmesi, anayasanın tamamen rafa kalkması gerekiyordu.

DARBENİN AKIL HOCALARI   

Uluslararası sermaye, İMF’nin direktifi olan 24 Ocak Kararlarının, bir an önce alınmasını istiyor:

“Dünya Bankası yetkilisi Charney, Aralık 1978: “Bugünkü Türk hükümeti, ekonomik darboğazı geçiştirecek önlemleri alamıyor. Askeri yönetim gelirse bu güçlükleri önleyebilir.” diyerek, açıkça çağrıda bulunuyordu. (1)

ABD, Türkiye de dahil, kendine bağımlı kıldığı her ülkeyi, yakından izliyordu. Dünya, “Soğuk Savaş” dönemindeydi, hiçbir ayrıntı göz ardı edilemezdi. İktidardaki Süleyman Demirel hükümeti, yapımı süren sanayi kuruluşlarına, Sovyetler Birliği’nden kredi almıştı:

“(…) Sovyetlerin finanse etmiş olması, New York Times’in sahibinin, Demirel’e “Ne o, aks mı değiştiriyorsunuz?” (“Are you changing the aks”) diye sormasına neden olmuş, Demirel de “Aks filan değiştirmiyoruz, bu kuruluşlar için gerekli finansmanı sizler karşılamadınız, “Türkiye’nin ödeme kabiliyeti yoktur!” deyip para vermediniz, onun üzerine Sovyetlerle anlaştık!” yanıtını vermişti.” (2)

Emperyal odaklar kadar, zamanı kollayan generaller de tedirgindi:

“Akademiler Komutanı Bedrettin Demirel, 12 Eylül’den sonra, benim kanaatim, 1978’de müdahalenin yapılmasıydı. Sayın Kenan Evren bir ordu müdahalesi için ‘zamanın iyi seçilmesi’ kanaatindeydi.” (3)  demişti.

Darbe koşullarının oluşması için:

“(…) darbe planlandığı gibi, 11/12 Temmuz’da gerçekleşmemiş, 11/12 Temmuz’dan darbenin yapılacağı 12 Eylül’e kadar 838 kişinin daha öldürülmesi gerekmişti.” (4)

Akademisyenler, sendikacılar, gazeteciler, öğrenciler öldürülüyordu. Sağ sol çatışmasına indirgenmeye çalışılan provokasyonlar; ivme kazanarak, 1 Mayıs 1977 katliamıyla kitleselleşti. 1978 Maraş olayları sonrası, sıkıyönetim ilan edilmesine karşın; 3 Eylül 1980 tarihinde tezgahlanan olaylar, Çorum’a kadar uzandı.

12 EYLÜL’E ÇIKAN YOL   

Sol Yayınları’nın sahibi iki kardeş, 12 Eylül’de gözaltına alınacak, Mamak Askeri Cezaevi’nde askerler tarafından dövülecek, Muzaffer Erdost’un gözleri önünde, küçük kardeşi İlhan öldürülecektir.

İlhan’ın ismini yaşatmak amacıyla, kendi adına ekleyen Muzaffer İlhan Erdost, MHP’lilerin avukatı Can Özbay’dan başlayarak, cuntanın arkasındaki gücü, şöyle aktarıyor:

“Radikal’de yayınlanan bir açıklamasında, “Ben gözümle gördüm” diyordu, “Çorum MHP binasına ABD elçiliğinde çalışan Alexander Peck adlı biri geldi, Çorum olaylarını planladı, gitti, ertesi gün Çorum olayları başladı.” Can Orbay, bunu, Emniyete iletmiş ama, oradan da ses çıkmamıştı. Alexander Robert Peck’in Çorum olaylarıyla ilgili “çalışmalarına” başka yayınlarda da yer verildi. Sadık Eral Anadolu’da Alevi Katliamları adlı kitabında, Peck’in, Çorum’da, AP ve MHP il başkanlarıyla, CHP’li belediye başkanlarıyla ve valiyle görüştüğünü, bazı köyleri ziyaret ettiğini, alevi ve sünnilerin durumlarıyla ilgili bilgiler aldığını yazıyordu. Çorum CHP il başkanı, Peck ile görüşmeyi reddetmiş, Peçk ile görüşen CHP’li belediye başkanı Turan Kılıçoğlu, görüşmelerin içeriğini “devlet sırrı” diyerek açıklamamıştı. CHP hükümetinin İçişleri bakanlarından Hasan Fehmi Güneş, Akis dergisinde yayınlanan bir röportajda, Türkiye’de yaşanan birçok toplumsal olayda, MHP ile ortak çalışan CIA ajanı Peck’in imzasının bulunduğunu belirtecekti. Güneş’in açıklamasına göre, “Peck, MHP’lilerle, MHP Genel Sekreteri Necati Gültekin’le, bu arada başka kişilerle de görüşüyordu. (…) Cüneyt Arcayürek, Darbeler ve Gizli servisler kitabında, “1979’da Amasya Belediye Başkanı Gündüz Turan’ın telefonda adı Peck olan bir Amerikalının kendisine alevi-sünni ve sağ-sol çatışması üzerine sorular sorduğunu, “ne zaman ve hangi büyüklükte bir çatışma çıkacağını araştırdığını” söylediğini yazıyordu. Arcayürek, o zaman Dışişleri Bakanı olan Gündüz Ökçün’e gitmiş, Ökçün, MİT’in ve başka kanalların verdiği bilgilerine göre, Peck’in, Kıbrıs’ta CIA istasyonuna bağlı çalıştığını söylemişti.” (5)

Resmi rakamlara göre, iki kez patlak veren olaylarda, 57 kişi öldü, yüzü aşkın kişi yaralandı.

BEKLENEN GÜN

12 Eylül darbesi gerçekleşmiş, CIA’nin Türkiye Şefi olan Paul Henze, ABD Başkanı Jimmy Carter’a “Bizim çocuklar başardı.” diye haber vermişti:

“ABD Başkanı Jimmy Carter, 12 Eylül darbesini, “istikrar hareketi” olarak niteleyecek ve “12 Eylül harekâtından önce Türkiye’nin durumunun savunma açısından tehlike arz ettiğini” “Afganistan’ın işgal edilmesi ve İran monarşisinin devrilmesinden sonra Türkiye’deki bu istikrar hareketinin içlerini ferahlattığını” söyleyecekti.” (6)

ABD, istediklerini birer birer alıyordu. 12 Eylül cuntası, ne de olsa 24 Ocak Kararlarının uygulanacağı, “güven ortamını” sağlamıştı. Halkın ulusal gelirden aldığı pay düşecek, kapılar İMF ve uluslararası finans çevrelerine ardına dek açılacak, %30’ları aşan devalüasyon yapılarak, günlük kur uygulamasına geçilecekti. Kamudan vazgeçilmesi, piyasa ekonomisinin uygulanması, özelleştirmelere ağırlık verilmesi isteniyordu. Bununla da yetinilmemişti:

“Ufuk Güldemir Kanat Operasyonu kitabı için, New York Times’ın arşivine giriyor. Arşivden çıkardığı iki şey var. Birincisi Türkiye’den kalkacak ve Sovyetler üzerinde uçacak olan U2 casus uçağına 12 Eylül yönetiminin izin vereceğine dair bilgi. Demirel ve Ecevit buna razı olmamıştı. İkincisi Yunanistan’ın NATO’nun askeri kanadına dönmesi söz konusu. Yunanistan’ın bazı koşullara bağlı olarak dönmesini istiyor Türkiye. Hiçbir yazılı belge olmadan kabul ediliyor bu.” diyordu, değerli yitiğimiz Erdost. (7)

Oysa Türkiye açısından, U2’lerin hazin bir hikâyesi vardır. 1959 yılında, Türkiye ile anlaşan ABD, üslerini U2 ve Jüpiter füzeleriyle donatır. 1960 yılında, Türkiye’den kalkan U2 gözetleme uçağı Sovyetler tarafından düşürülmüş, misilleme olarak Küba’ya füzelerini yerleştirmiştir. ABD’nin füze rampalarını görüntülemesi uzun sürmeyecek; Kruşçev-Kennedy çekişmesi, dünyayı savaşın eşiğine getirecektir. İşin ilginç yanıysa, Türk halkı bu çalkantıdan, 40 yıl boyunca habersiz kalacaktır.

12 Cuntası, silinen borçlar, açılan kredilerle avunurken; ABD de sevinçlidir, yerli işbirlikçileri de. Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu Başkanı Halit Narin, “Bugüne kadar işçiler güldü, şimdi gülme sırası bizde.” derken, gizli diplomatik belgelerinin süresi dolması üzerine, açıklanan ABD raporlarında:

“İş adamlarının çoğu havalarda uçuyor, birkaç aydın dışında itiraz eden yok.” bilgisi, iletilmektedir. (8)

İşçi sınıfı, halk muhalefeti, susturulmuştur.  31

İSTENEN: ÖRGÜTSÜZ TOPLUM

12 Eylül cuntasının yarattığı sonuçlar şöyledir:

“650.000 kişi gözaltına alındı. 1.683.000 kişi fişlendi. Açılan 210.000 davadan 230.000 kişi askeri mahkemelerce yargılandı. 7.000 idam cezası istendi. 517 kişiye idam cezası verildi. İdamı istenen 259 kişinin dosyası meclise gönderildi. Cezaevlerinde işkence sonucu 171 kişi olmak üzere, yaklaşık 300 kişi öldü. Adli hükümlüler dahil, 50 kişi idam edildi. 71.000 kişi Türk Ceza Yasası’nın 141 ve 163. maddelerine muhalefetten yargılandı. 98.404 kişi, örgüt üyesi olmak suçundan yargılandı. 338.000 kişiye pasaport yasağı kondu. 30.000 kişi, sakıncalı olduğu için işten atıldı. 30.000 kişi, siyasi mülteci olarak yurt dışına çıktı. 14.000 kişi, vatandaşlıktan çıkarıldı. 14 kişi, cezaevlerindeki uygulamaları protesto için yapılan açlık grevlerinde öldü. 937 film yasaklandı. 23.667 dernek kapatıldı. 3.854 öğretmen, 120 öğretim üyesi, 47 hâkimin işine son verildi. 7.233 devlet görevlisinin yerleri değiştirilerek sürüldü. Yapılan anayasa ile, 12 Eylül lider kadrosuna, ömür boyu dokunulmazlık hakkı tanındı. 1402 sayılı sıkıyönetim yasası nedeniyle, 9.400 kişi, kamu görevlerinden atıldı. Gazetecilere, toplam 3.315 yıl 6 ay hapis cezası verildi. Yasaklar nedeniyle, gazeteler kapatılarak, İstanbul’da 300 gün yayın yasağı kondu. 13 gazete için, 303 dava açıldı. 39 ton gazete, dergi ve kitap imha edildi.” (9)

Rakamlar soğuktur, kimi zaman hiçbir şey anlatmaz, çabuk unutulurlar. Sayılara indirgense de her yaşanmışlığın, bir başka anlatısı vardır… Acıtır, içinize işler, unutamazsınız. Kitaplara yansımıştır, oğlu idam edilen bir anne, balkonundaki ipi gördükçe, çamaşır asamaz hale gelmiştir. Ne büyük acıdır, görgü tanıkları mahkemede, “Bu çocuk değildi.” diyerek ifade vermelerine karşın, 17 yaşındaki Erdal Eren’in yaşı büyütülmüş, idam edilmiştir. “Asmayacağız da besleyecek miyiz?” denmektedir.

CENNETİN ANAHTARI

ABD’nin, Türkiye’ye dair projelerinden biri daha yaşama geçmektedir. 1950 yıllarında başlayan Yeşil Kuşak teorisi bu kez Ilımlı İslam/Türk İslam Sentezi olarak sahnededir. Birçok kurum temizlenmiş, yerlerine Türk İslamcılar getirilmiştir. Daha önce yazıldı, kısaltarak da olsa, yinelemekte yarar var. Fettullah Gülen, 1963 yılında CIA’nın desteğiyle kurulan, Türkiye Komünizmle Mücadele Derneği’nin Erzurum kurucularındandır. Devran dönmüş, 1980 tarihine gelinmiştir. Başyazar Fettullah Gülen, Sızıntı dergisindeki “Son Karakol” başlıklı yazısında:  

“Hızır gibi imdadımıza yetişen Mehmetçiğe bir kere daha selam duruyoruz. (…) “Evren Paşa, seçmeli din derslerini mecburi yapmakla yararlı bir iş yapmıştır. Gençlerin çoğu onun bu icraatı vesilesiyle din eğitiminden nasiplerini almışlardır. Bu iş kanaatimce öyle büyüktür ki doğrusunu Allah bilir hiçbir sevabı olmasa bile bu icraatı ona yetebilir, ahirette kurtuluşuna vesile olabilir, cennete de gidebilir…” demektedir. (10)

Cennetle müjdelenen Kenan Evren, altta kalmaz. İmam hatiplilere, 1983 yılında yükseköğretim kurumlarına geçme hakkı verir. Evren:

“İmam-hatip okullarında iyi eğitim veriliyor. O çocuklardan zarar gelmez. Türkiye laikliği dinsizlik olarak anlamış, yanlış tatbikatlar yapmıştır. 1930’lardaki laiklik anlayışını yanlış olarak görüyorum.” diyecektir. (11)

ABD projesinin emir erleri, birbirlerini överken; aynı tarihlerde, Hababam Sınıfı’nın unutulmaz yazarı Rıfat Ilgaz’ın, ellerine kelepçe vuruluyor; “Cide’nin papazını yakaladık!” denilerek, beş kilometre yürütüldükten sonra, cezaevlerinin ağzına kadar dolu olması yüzünden, Kastamonu Et ve Balık Kurumu mezbahasında sorgulanıyordu:

“Yetmiş yaşındaki Rıfat Ilgaz’ı dört gün boyunca ayakta bekletenler, en ufacık bir yorgunluk belirtisi göstermediğinde de onu sözle değil tekmeyle uyarmışlardı.” (12)

VATAN HAİNİ KİME DENİR?

Kurulan darağaçlarına, işkence odalarına karşın, tarihin her döneminde olduğu gibi, insanlık susmayacaktır. 12 Eylül’e karşı Aydınlar Dilekçesi de, bunun kanıtlarından biridir. Daha sonraları, “Askeri vesayet/darbe” sözcükleri, her “demokratın” ağzına pelesenk olmuş, ancak Aydınlar Dilekçesi’ne hiçbir sağcı ve kaçkın solcu, imza vermemiştir. 15 Mayıs 1984 tarihinde, “Türkiye’de demokratik düzene ilişkin gözlem ve istemler” isimli çağrıya, Ankara Sıkıyönetim Askeri Savcılığı’nca dava açılmış, imzacılar kendilerini mahkeme salonunda bulmuştur. Kenan Evren ile Aziz Nesin arasındaki tartışma, duruşma tutanakların yanı sıra, tarihe geçecek niteliktedir:

“Devlet Başkanı “Son padişah Vahdettin aydındır. Ama memleketi düşmanlara teslim etti. Ne yapayım böyle aydını!” diyerek anayasal hakkımızı kullanarak dilekçe verdiğimiz için, vatan hainliğiyle suçladığı bizleri Vahdettin’e benzetiyor. Vatan hainliği zamana ve kişilerin değerlendirmelerine göre değişen görece bir kavramdır. Padişah Abdülhamit, Mithat Paşa’yı vatan haini ilan ederek mahkûm etmiştir. Aradan bunca zaman geçtikten sonra bugün düşünelim, vatan haini olan hangisidir? Abdülhamit mi? Mithat Paşa mı? Bir arkadaşımızın dediği gibi, Vahdettin’in aydın olup olmadığı tartışılabilir, ama devlet başkanı olduğu kesindir.” diyerek yanıtlar. (13)

Türkiye ne cumhurbaşkanları ne başbakanlar görmüştür. Başbakan Adnan Menderes, adı sonradan MİT (Milli İstihbarat Teşkilâtı) olarak değiştirilecek olan, MAH (Milli Amele Hizmeti) hakkında araştırma ister:

“Başbakanlık müsteşarı yaptığı soruşturma sonucunda şaşkınlık verici olaylarla karşılaştı. MAH’ın dinleme istasyonlarını Amerikalıların kurduklarını, özellikle “telefon dinleyen” personelin maaşlarını CIA’dan aldıklarını öğrendi. (…) Amerikalılar, MAH’a hâkimdi. Para veriyor, örgüte “nüfuz” ediyorlardı. Millî Emniyet’in bütün dosyaları CIA’ın kontrolündeydi. İstanbul’da Millî Emniyete ait bir okul, servisin İstanbul örgütü ve Yeşilköy’deki Soruşturma Teşkilatı tümüyle Amerikalıların emrindeydi. Okullara, Soruşturma Teşkilatı’na Amerikalılar “doğrudan” para veriyorlardı.” (14)

Adnan Menderes, sessiz kalacak, muhalefet telefonlarının, dinlenmesini isteyecektir. 12 Eylül Amerikancı cuntası da, benzer aymazlıklar içinde yuvarlanıp durmaktadır.

1987 tarihinde, Uğur Mumcu’nun Rabıta kitabı yayınlanır. Değerli yitiğimiz, Türkiye’deki dinciliğin önünü açmakla yetinmeyen 12 Eylül yönetiminin, Avrupa’daki Türklerin de “şeriatçıların elline düşmemesi için din eğitimi” vermeye kalkıştığını, ancak döviz bulamadıklarını anlatacaktır. Arabasına konulan bombanın patlamasıyla katledilecek olan Uğur Mumcu; şeriatçı Rabıtatül Alemül İslam’ın (Dünya İslam Birliği) Türk imamların maaşlarının, Suudi Arabistan tarafından ödeneceğinin, gizli kararname ile imza altına alındığını belgelemiştir. İmzacılar, General Kenan Evren, Başbakan Amiral Bülend Ulusu ile bakanlarıdır.

Evren, Cumhurbaşkanlığı Köşkü’nde, resme merak sarmıştır. Tabloları, iş adamları tarafından yüksek fiyatlarla kapışılmakta, dünyaca ünlü Pablo Picasso’yu küçümsemektedir. Görev süresi dolduğunda, kimse yüzüne bakmamış, mizah dergilerinin diline düşmüştür. Ölümünden önce, yargılanmaya çalışılması ise; göstermelik bir seyirden ibarettir.

[email protected]

Notlar:

1- (12 Eylül Öncesi ve Sonrası s: 235.) Aktaran: Muzaffer İlhan Erdost, Kan ile Kardeş, Onur Yayınları, Birinci Baskı, Haziran 2008, Ankara, s: 62.

2- (Cumhuriyet, 4 Şubat 2006.)  Age, s. 100.

3- (Cüneyt Arcayürek, 9, s: 269.) Age, 98.

4- Age, s: 99.

5- Muzaffer İlhan Erdost, 12 Eylül “Turka”ları, Onur Yayınları, Birinci Baskı, Kasım 2004, Ankara, s: 104.

6- (Cumhuriyet, 21 Ocak 1985) Aktaran: Muzaffer İlhan Erdost, Kan ile Kardeş, Onur Yayınları, Birinci Baskı, Haziran 2008, Ankara, s: 103.

7- Muzaffer İlhan Erdost, Sosyalizmi Seviyorum, Onur Yayınları, Birinci Baskı, Şubat 2006, Ankara, s: 108-109.

8- https://www.bbc.com/turkce/articles/c05j3zzmzl9o

9- Cumhuriyet, Darbenin Bilançosu, 12.09.2000

10- Ali Yıldız, O Kapıdan Girmek İçin Kaç Yüz Değiştirdin?, www.veryansintv, 13.08.2025.

11- (Ahmet Taner Kışlalı, Haftaya Bakış, Cumhuriyet, 03.03.1986.) Aktaran: Metin Aydoğan, Türkiye ABD’nin ‘İzinli’ İşgali Altında, www.veryansintv, 08.09.2019.

12- Aydın Ilgaz, Sınıf’ın Efsanesi, Çınar Yayınları, II. Baskı, İstanbul, Şubat 2010, s. 147.

13- Aydınlar Dilekçesi Davası, Adam Yayınları, I. Baskı, İstanbul, 1986, s. 151.

14- Soner Yalçın-Doğan Yurdakul, Bay Pipo, Bir MiT Görevlisinin Sıradışı Yaşamı: Hiram Abas, Doğan Kitap, 45. Baskı, İstanbul, Ağustos 2005, s. 59.

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

3 Yorum

  1. Siyasetçilerin ve sözüm ona entellektüellerin algı yönetimiyle şekillendirilmiş, ezberlenmiş bilgilere dayanan bir yazı.
    Metin Sevil’in 12 Eylül Müdahalesi, Ezberler ve Gerçekler (12 Eylül ve Kenan Evren’e Yönelik Eleştirel Söylemlerin Tahlili) kitabını okuduktan sonra yukarıdaki yazının genel geçer kabul görmüş, dar bir bakış açısıyla yazıldığını anlıyorum.
    Bunun için idam edilenleri, idam sebeplerini, bunun için hangi hukuk yollarının tüketildiğini araştırması yeterli.

  2. her anlamda bu kötü günlere gelmemizin ilk en büyük kötü olayıdır. Türkiye ne çekiyorsa kaynağı bu olaydır.

  3. 12 Eylül asker elbisesi giyen nato alçaklarının önce Türk Ordusu olmak üzere Türk Ulusu’na ve Türk Devrimi’ne karşı işlenen karşı devrim suikastıdır.Artıkları halen işbaşındadır.

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!