5 Aralık 1934 dönüm noktası… Siyasi partilere çağrı

Eski Ankara Barosu Başkanı Av. Sema Aksoy yazdı... 

featured

Siyasi partilerdeki tüm kadınları “kol” olmaya karşı çıkıp, yönetmeye davet ediyorum.

Türkiye’de kadınların seçme ve seçilme hakkı elde etmesinin 88’inci yılı…

5 Aralık 1934 bir dönüm noktası…

İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’ne göre; bütün insanlar hür, haysiyet ve haklar bakımından eşit doğarlar. Herkes, ırk, renk, cinsiyet, dil, din, siyasi veya diğer herhangi bir fark gözetilmeksizin bu Beyannamede ilan olunan  haklardan ve bütün hürriyetlerden istifade edebilir.

Beyannamedeki bu eşitlikçi anlayışa rağmen bazı gruplara eşit uygulama yapılmadığı görüldüğünden ortaya  kadın hakları, çocuk hakları, azınlık hakları ve engelli hakları gibi yeni ve özel bir takım insan haklarını konuşmak ve  düzenlemelerini yapmak zorunlu hale gelmiştir.

Kadın ve erkek güç dengesini koruyabilmenin tek yolunun hukuk olduğunu biliyoruz. Ne var ki yasalarda kadın- erkek eşitliğinden bahsedilse de toplumsal, siyasal ve ekonomik her alanda eşitsizlik devam etmektedir.

Osmanlı Devleti döneminde 1800’lü yıllarda kadınların eşitlik vurgusu yapan taleplerini basın yayın organları marifetiyle dile getirdiklerini görüyoruz. Sosyal ve ekonomik haklara ilişkin talepler ortaya konulurken kadınların siyasal yaşama katılımına ilişkin taleplerinin de kimi uluslararası gelişmeler ve düzenlemeler ile birlikte yine 20. yüzyılın ikinci yarısında kendini göstermektedir.

Kadınların örgütlü olarak  uluslararası alanda 1900’lerin başında  başlattıkları hareket tüm ülkelerde olduğu gibi Osmanlı Devleti’nde de etkisini göstermiştir.

Selma Rıza’nın Paris’te 1900’de düzenlenen konferansta yaptığı  konuşmasında; “Halkı cehalet ve fanatizm içinde tutan bugünkü hükümet, halkı daha iyi sömürebilmek için, kadının özgürleşmesinin dine aykırı olduğu inancını yaymıştır. Ve ilerlemeye tutkun olan Müslüman kadınının tüm çabaları İslam’ın kendisine verdiği hakları tekrar elde etmeye yöneliktir. Kur’an yasalarını uygulamak zorunda olan Osmanlı hükümeti, bu hakları görmezden gelirse, İslam’ın temel ilkesini yadsımış olur.” sözleri ile hükümete yönelik eleştirilerini dile getirmiştir. (Adil Baktıaya, Bir Osmanlı Kadınının Feminizm Macerası ve Hamidiye Modernleşmesi, H2O Kitap, İstanbul, 2016, s. 125-137.)

Halide Edip, Nezihe Muhittin ve arkadaşları tarafından 1908 yılında “Teal-i Nisvan Cemiyeti” kurulmuş, kadınların bilinçlendirilmesi için eğitim çalışmaları ve konferanslar düzenlemişlerdir.  Bu toplantılarda siyasi hak talepleri dile getirilmeye başlanmıştır. 1923 yılında Nezihe Muhiddin tarafından Kadınlar Halk Fırkası kurulmuştur. Ancak o dönemde kadınların seçme ve seçilme haklarının olmadığı gerekçesi ile talepleri reddedilmiştir. Bunun üzerine 1924 yılında Türk Kadınlar Birliğinin kurulmasına öncülük eden Nezihe Muhiddin düşüncelerini şöyle ifade etmiştir; “Biz Türk Kadınları toplumsal ve siyasal, hak ettiğimiz yeri almalıyız. Önce Türk kadınlarını bilinçlendirmeli ve eğitmeliyiz. Onlara daha fazla şey istemelerini ve bunlara nasıl ulaşacaklarını anlatmalıyız. Amacımız Türkiye’de kadın ve erkeğin toplumsal, ekonomik ve siyasal eşitliğidir.”

Kadınların bu alanlardaki çabalarının yanında ulusal kurtuluş savaşımızdaki üstün gayretleri kadın hakları konusunda harekete geçilmesinde belirleyici olmuştur. Türkiye Cumhuriyeti’nin ve aydınlanma devrimlerinin  mimarı Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde yaşam alanı bulan kadın-erkek eşitliği, kadının insan hakları, gerçekleştirilen hukuki düzenlemelerle şekillenmiştir.

Bu düzenlemelerden en önemlisi 1930 yılında kadınların belediye seçimlerinde seçme ve seçilme hakkını elde etmeleri ile başlayan ve 1934 yılında Anayasa’da yapılan değişiklikle kadınların milletvekili seçimlerinde seçme ve seçilme hakkını elde etmelerinin önünü açan yasal düzenlemelerdir. Bu süreç 1935 yılında TBMM’ye seçilen 18 milletvekili ile taçlanmıştır.

Kadınların siyasal haklarının uluslararası düzeyde tanınması ve güvence altına alınması için 1952’de Birleşmiş Milletler tarafından kabul edilen ‘Kadınların Siyasal Haklarına Dair Sözleşme’,  toplumda kadın-erkek eşitliğinin gerçekleştirilmesinin ön koşullarını belirleyen ‘BM Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Kaldırılması Sözleşmesi’ (CEDAW) önemli  belgeler olmuştur. Dünya Kadın Konferansları da kadınların siyasal haklarının gelişiminde önemli rol oynamıştır. IV. Dünya Kadın Konferansı’nda kabul edilen Pekin Eylem Platformu’nda “kadınların özel ve kamusal yaşama eşit katılımı önündeki engellerin, yine kadınların siyasal karar alma pozisyonlarında ve mekanizmalarında yer almaları yoluyla ortadan kaldırılabileceği” dile getirilmiştir.

İsviçre’de 1971’de, Fransa’da 1944’de, İtalya’da 1945’de Yunanistan’da 1952’de kadınlara seçme ve seçilme hakkı tanınmışken, Türkiye’de uluslararası pek çok gelişmeden önce kadınların siyasal yaşama katılması öngörülmüşken, gelinen noktada ülkemizde  kadınların yetki ve karar alma süreçlerine yeterince dahil olamadığı görülmektedir.

2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu 83. maddesinde “Siyasal partilerin, herkesin dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşit olduğu prensibine aykırı amaç güdemeyeceği” hükmü ile siyasi partilerin cinsiyet ayrımcılığı yapması engellenmek istenmiştir.

Ne var ki ayrımcılığın en büyüğü siyasi partiler de yaşanmaktadır. Siyasi partilerin kadınlara bir lütuf gibi gösterdiği, kadınların da kendini ancak orada ifade edebildiği için katıldığı parti kadın kolları, cinsiyetçi bakış açısının en çarpıcı yansımasıdır. Bu uygulama ile partilerde erkek egemen anlayış partinin beyni vücudu kabul edilmekte kadınlara da kimi alanları elinde tutmak adına “kol” görevi verilmektedir. Ne yazık ki “kol” olarak çalıştırılan kadınların temsil noktasında her dönem geri bırakıldığı ve kadın-erkek eşitliğinin parti yöneticilerinin sözlerinden ibaret kaldığını aşağıdaki tabloda görmek mümkündür.

“Kadınlar TBMM’de yüzde 17,1 oranında temsil ediliyor. Dünya parlamentolarındaki kadın temsilini gösteren listede, Türkiye 129’uncu sırada yer alıyor.” Kaynak: AA

Kadınların sadece Meclis’te değil yerel yönetimlerde, kamu kurum ve kuruluşlarında, idari kadrolarda, barolar ve meslek odalarında, üniversitelerde  yetki ve karar alma mekanizmalarında temsilinin çok düşük olduğu bilinmektedir.

Kalkınma planlarında,  kadınların etkinliğinin artırılması ve karar alma mekanizmalarına daha aktif katılımının sağlanması konusunda çalışmaların sürdürülmesi gerektiği tespiti yapılmakta ve plan dönemi politikalarında “Kadınların karar alma mekanizmalarında daha fazla yer almalarının sağlanacağı” belirtilmekte ise de yukarıdaki tablo tüm açıklığı ile gerçekleri ortaya koymaktadır.

Nerede insan varsa insanın da hakkı vardır. İnsan onur ve saygınlığının temeli de bu insan haklarının evrensellik ve eşitlik temelinde herkese eşit uygulanmasıdır. Hukuk da bunun güvencesidir. Yasal düzenlemelerin yaşama geçirilmesi ise samimi politikalar üretmek ve uygulamaktan geçmektedir

Kadının insan haklarının koşulsuz eşitlik çerçevesinde yerine getirilmesi gerekmektedir.

Artık kadınlar sözde değil gerçek eşitlik istemektedir.

 

5 Aralık 1934 dönüm noktası… Siyasi partilere çağrı

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

2 Yorum

  1. 2 ay önce

    Ben, partilerde kadın kollarının bulunma sebebinin, geleneksel yapıya ulaşabilmek olduğunu düşünüyorum. Toplumdaki kadınların büyük bir kısmı erkeklerin peşine takılıp propaganda için gezmeyecektir. (Tam tersi düşünüldüğünde, bir kısım erkeğin de kadın önderin peşine takılmayı maalesef kendine yediremediği gerçeği var). Kadınların daha fazla aktif olması, onlara özgürlük tanınması eğitilmeleriyle mümkün. Ayrıca, baskılara ne kadar karşı olsam da, erkeklerin de baskılanması (caydırıcı cezalarla) gerekmektedir. Doğada erkek cinsi gücü elinde tutandır. Bu gücü barbarlık için de kullanmaktadır, bunun önüne geçilmelidir.

    Cevapla
  2. 2 ay önce

    “ Partilerde Kadın kollarını ortadan kaldırmaya bu yazı ile başlamalı bence .
    Bütün partilerin kadın kolları başkanına ikinci kol faaliyetini yeterli bulamamaları gerektiği hatırlatılmış olur .

    Cevapla
Giriş Yap

VeryansınTV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!