ERDEM ATAY
Bildiğiniz gibi, geçen ay Serkan Öz ile birlikte Veryansın Tv Youtube kanalında yaptığımız Ne Varsa Dilimizin Ucunda programında, ilk olarak Türkiye gündemine Sedat Peker’in soktuğu, Paramount Otel’de yaşanan bir durumu aktarmıştık. Ayrıntılı bilgiler verdiğimiz programdan çok kısa bir süre sonra haber kaynağımız Vietnam kodlu bir telefon numarasından ‘kafana sıkarız’ ifadelerinin kullanıldığı tehdit mesajları almaya başladı.
Bu tehdit mesajları üzerine kaynağımız önce Muğla ili Bodrum ilçesinde kolluk kuvvetlerine aldığı tehditlerle ilgili suç duyurusunda bulundu. Hem silah taşıma ruhsatı talep etti hem de koruma. Birkaç gün beklendi, ses çıkmadı.
Biz de bir sonraki programda haber kaynağımızın tehdit edildiğini, bunun kabul edilemeyeceğini ve savcıların bu tehditleri dikkate almaları gerektiğini vurguladık.
Malum, savcılarımızdan hiç ses çıkmadı…
Haber kaynağımıza tehditler yağmaya devam ederken, bir gece yine bir Vietnam kodlu numaradan Serkan Öz’ün özel cep telefonuna bir tehdit mesajı geldi.
Bu mesajın hemen arkasından bir kez daha Veryansın Tv Youtube kanalına çıktık ve bize yapılan tehdidi izleyicilerimize ve kamuoyuna aktardık.
Programda yine savcılarımızı göreve davet ettik.
Yine ses çıkmadı…
Yaklaşık 3 hafta sonra haber kaynağımız aracıyla Türkbükü’ne doğru giderken ormanlık bir alandan atılan üç el silah ateşine maruz kaldı. Ölümden kılpayı kurtulan kaynağımız aracını hemen jandarma karakoluna çekti.
Adli mercilere yaşadıklarını anlattı, ifade verdi ve suç duyurusunda bulundu. Kendi ayağıyla karakola gidip şikayetçi olmak isteyen kaynağımız, oradaki görevliler tarafından sanki suçlu gibi 4 saat sorguya çekildi. Kaynağımız ’nereden bilelim senin yapmadığını’, ‘parmak izi alalım, barut var mı bakalım’ gibi garip sözler ve taleplerle sıkıştırılmaya çalışıldı.
Halbuki çok basitti…
Bir önceki suç duyurusuna bakılacak, tehditler araştırılacak, HTS kayıtlarına bakılacak, MOBESE kameraları incelenecek ve gerçek ortaya çıkacaktı. Ancak bu 4 saatlik süreçte, kaçan kaçmış, giden gitmişti. O saate kadar tek bir adım atılmamıştı.
Aksilik o ya! Saldırının olduğu yerde MOBESE kameraları bulunmuyordu. Olay mahalinde mermi çekirdeği de bulunamadı…
Karakolda yaşadığı garip anlar sırasında kaynağımız durumu bizlere açıkladı. Ve bizler de bu saldırıyı haber yaptık.
Veryansın Tv’ye çok sayıda geçmiş olsun mesajları geldi. Ama devlet yetkilileri hâlâ sessizdi.
Haber kaynağımız bu saldırı sonrası hem suç duyurusunda bulundu hem de silah taşıma ruhsatı talep etti.
Aradan birkaç gün geçti…
Karakolda gördüğü muamele nedeniyle oradaki görevlilerle ilgili CİMER’e şikayette de bulundu.
İşte bu şikayet sonrası ne hikmetse, görevliler kaynağımıza, bulundurma ruhsatlı silahların taşıma ruhsatına dönüştürülebilmesi için silahların incelemeye girmesi gerektiğini bunun için silahları almak zorunda olduklarını söylediler. Balistik inceleme sonrasında kendisini koruması için bu silahlar için taşıma ruhsatı alabilecekti. Öyle söylenmişti kendisine…
İşte bu silahlar alındıktan birkaç gün sonra, kaynağımızın kapısına iki jandarma geldi. Savcılık talebiyle kaynağımız karakola davet ediliyordu. Ancak yine aksilik o ya, zaman kaybı olmasın diye(!) savcılık bu talebi şifahen vermişti. Yazılı bir emir yoktu.
Kaynağımızın avukatı, savcılıktan yazılı emir talep etti, bu emir çıkana kadar da kolluk kuvvetleri kaynağımızın evinin önünden ayrılmadı. Belli ki ‘kaçmasını’ istemiyorlardı.
Yazılı talimat çıktı ve kaynağımız karakola gitti.
Duyduklarına inanamayacaktı çünkü kendisine saldırı yapılan ormanlık alanda 3 mermi kovanı bulunuş, bir de bir aracın lastik izleri tespit edilmişti! Karakolda kaynağımızı şoke edecek bilgiler(!) paylaşıldı.
Ormanlık alanda bulunan mermi çekirdekleri balistik incelemeye göre, haber kaynağımızın silahından çıkmış, ormanlıkta bulunan tekerlek izi de yine haber kaynağımızın aracının tekerlek izleriymiş! Kolluk kuvvetleri bunu söylemişti.
Kaynağımız duyduklarının şokunu atlatamadan bir suçlamayla karşılaştı: ‘Suç uydurma’!
Önce karakolda ifadesi alındı…
Orada kaynağımıza ana konunun haricinde iki garip soru da soruldu… ‘Siz suç duyurusunda bulunurken herhangi bir basın yayın organıyla görüştünüz mü’ ve ‘Koruma talebi ve silah taşıma ruhsatı için herhangi biri size bir telkinde bulundu mu?’ diye…
(Bu soruların neden sorulduğunu anladığınızı varsayıyor ve devam ediyorum.)
Karakoldaki ifadesinin ardından kaynağımız savcılığa sevk edildi. Bir sorgu da savcılık tarafından yapıldı.
… ve savcılık haber kaynağımızı ‘tutuklama talebiyle mahkemeye sevk’ etti.
Şaşkındık!
Hemen konuyla ilgili ayrıntı öğrenebilmek için hukukçuların fikrine başvurduk. Hukukçularımız, bir kişiye ‘suç uydurma’ suçundan tutuklama talep edilemeyeceği konusunda hemfikirlerdi. Ama Bodrum’daki savcılık için bu tutuklama için yeterliydi demek!
Bir anda kendisini mahkemede hakim karşısında buldu. Mahkeme kararını verdi, adli kontrol ve yurtdışı yasağı verilerek serbest bırakıldı.
*
Evet, şu anlattıklarım bir film senaryosu değil.
Öncelikle şunu söylemek gerekir….
Bir insan kendisine ‘suikast’ yapma senaryosunu neden oynar? Silah taşıma ruhsatı almak için mi?
Evet, bunun içinmiş! Kaynağımız taşıma ruhsatı alabilmek için suç uydurmuş! Kendisine tehdit mesajları yazmış, sonra belli ki Veryansın Tv’yi de tehdit etmiş, ardından aracıyla hareket halindeyken, kendisine kurşun sıktırmış!
Hem de kendi silahıyla!
Hatta o silahtan çıkan mermi çekirdeklerini toplama gereği bile duymamış!
Olaya bakın siz!
SON NOT:
Haber kaynağımız adliyede sorgudayken, kendisinin cep telefonuna Almanya koldu bir telefondan bir tehdit mesajı daha geldi. Şimdi hareket halindeki aracını kurşunlama yeteneğine sahip olan (!) haber kaynağımıza buradan soruyorum: Sen mahkemede hakim karşısındayken, kendi kendini nasıl tehdit edebildin(?)



Eşkıya Dünyaya Hükümdar Olmaz!!!
Nedense Ergenekon ve kumpas davalarını hatırlattı. Tezgah aynı tezgah, piyonlar değişti.