Orkun Özeller
Orkun Özeller
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Manşet
  4. Açılım stratejisi: PKK’yı şirin gösterme çabası

Açılım stratejisi: PKK’yı şirin gösterme çabası

featured

Orkun Özeller yazdı…

Son günlerde Duran Kalkan’ın Ruşen Çakır ile yaptığı röportajı ve sonrasında Ruşen Çakır’ın bu röportaja ilişkin değerlendirmelerini izledim. Edindiğim izlenimler doğrultusunda dikkatimi çeken bazı hususları paylaşmak istiyorum.

Öncelikle röportajın kurgusu ve soruların yönü itibarıyla planlanmış bir iletişim stratejisinin parçası olduğu izlenimini edindim. Bana göre röportaj boyunca, terör örgütüne yönelik toplumdaki tepkinin yumuşatılması, örgüt mensuplarının “onlar da bizim gibi insanlar” düşüncesiyle daha insani bir çerçevede değerlendirilmesinin amaçlandığı hissediliyordu.

Röportajda ayrıca örgütün hâlâ güçlü olduğu vurgulanırken, bugün çatışmaların yaşanmamasının temel sebebinin yürütülen süreç olduğu ifade ediliyordu. Verilmek istenen mesajın; “Bu sürecin kıymetini bilin, aksi hâlde yeniden kan ve gözyaşı yaşanır.” şeklinde olduğu izlenimine kapıldım.

Duran Kalkan’ın açıklamalarında, PKK’nın kurulduğu günden bugüne Abdullah Öcalan’ın örgütün lideri olduğu yönündeki ifadeleri dikkat çekiciydi. Bu değerlendirmeler, kamuoyunda Abdullah Öcalan’ın cezaevinde bulunduğu dönemde de örgüt üzerindeki etkisi ve sorumluluğuna ilişkin tartışmaları yeniden gündeme getirmesi gerekir. Bu konuya hukukun gerektiğini yapması açıktır. Bu vesileyle tekrar ifade etmek isterim ki terörist başı Abdullah Öcalan hakkında verilen suç duyurularının gereği yapılarak derhal yargılanması gerekir. On binlerce insanımızın katili için umut hakkı diye bir hususun söz konusu olması mümkün değildir. Ona umut hakkı vermek isteyenler de suçluya destek olmamalıdır.

Röportajda öne çıkan bir diğer başlık ise hazırlanması beklenen çerçeve yasaya ilişkin beklentilerdi. Açıklamalardan, Abdullah Öcalan’ın durumuna ilişkin düzenlemeler ile örgüt mensuplarının siyaset yapabilmesinin öncelikli talepler arasında görüldüğü anlaşılıyor. Sanki Meclis’te hiç Kürt kökenli siyasetçi yok gibi teröristlerin Meclis’e gelip kimi temsil etmeleri isteniyor? Bu toplumumuza nasıl bir huzur getirir?

Bunun yanında “demokratik entegrasyon” kavramına yüklenen anlam da dikkat çekiciydi. Yapılan açıklamalarda, tarafların ortak bir siyasi ve hukuki zeminde buluşmasını öngören bir modelden söz edilirken; Türk bayrağı, İstiklal Marşı ve Türkçe resmî dil gibi Türkiye Cumhuriyeti’nin temel niteliklerine yönelik birliktelikten bahsedilmiyor. Çünkü kendi bayrakları kendi marşları ve kendi resmi dillerinin de kabul görmesini istedikleri anlaşılıyor. Bu açıklamalar doğal olarak kamuoyunda nasıl birlikte yaşanacağı yönünde endişeleri ve imkansızlığı göstermektedir.

Röportajda ayrıca, tüm örgüt mensupları için olmasa bile Abdullah Öcalan’ın siyaset yapmasının önünün açılması gerektiği yönünde ifadeler kullanıldı. Bunun yanında örgütün fesih kararı aldığı ancak uygulamaya geçilmediği bunun için Abdullah Öcalan’ın özgürce yaşayabileceği bir ortamda onun talimatıyla gerçekleşebileceğini anlatıyordu .

Ruşen Çakır ise daha sonraki yayınında, örgütün hâlâ güçlü olduğu ve sürecin bozulması hâlinde yeniden şiddetli çatışmaların yaşanabileceği yönündeki değerlendirmeleri öne çıkardı. Bana göre bu söylem, kamuoyunda kaygı ve endişe oluşturabilecek bir mesaj niteliği taşımasına yönelikti.

Açıkçası yukarıda bahsettiğim konuları kaleme alırken bile rahatsızlık duyuyorum. Örgütün Bu taleplerini gerçekleştirmek isteyen siyasi partiler sandıkta karşılığını görecektir. Türk milleti asla sahada kazanılan mücadelenin masada kaybedilmesine müsaade etmeyecektir.

Terörsüz Türkiye olacak diye ortaya konulanların bedelini umarım Mehmetçik ödemek zorunda kalmaz.

Bununla beraber bu süreci savunan ve kendilerini milliyetçi olarak nitelendirenler toplumu yalan ve yanlış ifadeler ile manipüle ettiği görülmekte. Bunun em son örneğini gazeteci Ceyhun Bozkurt yaptığı paylaşımda örgütün kendini feshettiğini ifade etti. Oysa Duran Kalkan bile örgütün fesih kararı aldığını fakat uygulamaya koymadığını söyledi.

Duran Kalkan yeni bir evreye geçtiklerini amaçlarına silahlı değil silahsız ulaşmak istediklerini açıkça söyledi. Bizim kıt akıllılara sormak isterim terör örgütü amaçlarına silahsız ulaştığı zaman yine kimse ölmedi diye mutlu olacaklar mı bunu bir başarı gibi görecekler mi? Bu yaklaşımı akıl eksikliği mi yoksa ihanet olarak mı görmeliyiz?

EYLEMLER

Geçtiğimiz hafta Cumartesi aynı gün Ankara’da üç farklı hak arayışına destek vermek amacıyla düzenlenen üç ayrı etkinliğe katıldım. Kurtuluş Parkı’nda, UHDER tarafından organize edilen etkinlikte evlatlarını kaybetmiş aileler ve acılı anneler vardı. Suçluların hak ettiği cezayı zamanında almalarını istiyorlardı. Ulus’ta, Kartalkaya otel yangınında yakınlarını kaybeden vatandaşlar, ihmali bulunduğunu düşündükleri bakanlıkta görev yapan sorumluların da yargılanmasını talep ediyordu. Güvenpark’ta ise er gazilerimiz, hak ettikleri yaşam koşullarına kavuşabilmek için seslerini duyurmaya çalışıyordu.

Ortaya çıkan tablo düşündürücüydü. İnsanlar en temel haklarını elde edebilmek için meydanlarda eylem yapmak ve kamuoyu oluşturmak zorunda kalıyor. Buna karşılık ülkeyi yönetenlerin en önemli gündeminin kendi siyasi gelecekleri olduğu yönünde ciddi bir algı oluşmuş durumda

GAZİLERİMİZ

Güvenpark’ta nöbet tutan gazilerimiz için söylenecek söz bulmak gerçekten zor. Son yıllarda yüksek enflasyon karşısında eriyen aylıkları nedeniyle büyük bir geçim mücadelesi veriyorlar. Protezleriyle ilgili sıkıntıları var. Çok bir şey istemiyorlar Rütbeli gazilerle aynı statüde değerlendirilme talepleri ise son derece doğal değil mi?.
Ne Millî Savunma Bakanlığı, ne iktidar, ne de Cumhurbaşkanlığı bu insanların sesini duymuyor . Oysa bunlar bu ülke için fedakârlık yapmış gazilerimiz. Günlerdir parklarda, çimlerin üzerinde yaşam mücadelesi veriyor; temel ihtiyaçlarını dahi büyük zorluklarla karşılıyorlar. Bu manzara karşısında vicdanların sızlamaması mümkün müdür? Keşke toplum olarak çok daha güçlü bir dayanışma sergileyebilsek ve onların sesine daha fazla ses katabilsek. Sorumluların onların sesini duymalarını sağlayabilsek. Türk milleti olarak bu sınavdan başarıyla geçmek istiyorsak hep beraber gazilerimizin sesi olmak için elimizi taşın altına koymak zorundayız. Aksi takdirde bu utanç hepimizin olur

TUTUKLAMALAR

Neredeyse her hafta yeni tutuklamaları konuşur hâle geldik. Haluk Levent hakkında yürütülen süreç, toplumdaki güven duygusunu ciddi şekilde sarstı. Ardından Oğuzhan Uğur’un gözaltına alınması da kamuoyunda çeşitli tartışmalara neden oldu ve birçok kişi olayların arka planını sorgulamaya başladı. Masum olanla suçlu olan bir birine dolanmaması gerekir. Haksızlıklara sesimizi çıkarabilmemiz gerekir. Aksi taktirde sanmayın sıra size hiç gelmeyecek

Bunun en çarpıcı örneği ise Nasuh Mahruki hakkında verilen tutuklama kararı diyebiliriz. Bu kamuoyunda en çok tartışılan gelişmelerden biri oldu. Hukuk devletinde esas olanın, tutuklamanın istisnai bir tedbir olarak uygulanması ve mümkün olduğunca tutuksuz yargılamanın tercih edilmesi gerektiği yönündeki görüşlerin dikkate alınması gerektiğini düşünüyorum. Ayrıca Nasuh Mahruki’nin tutuklanmasına sebep olan paylaşımında yer alan satranç oyunu benzetmesi nasıl tiyatro olarak görüldü aklım almıyor. Hangi satranç oyunun başı ortası ve sonu tüm hamleler senaryo gibi bilinebilir?

Bir tarafta bu gelişmeler yaşanırken, diğer tarafta iktidarın terör örgütüyle yürütülen müzakere süreci kamuoyunda rahatsızlık yaratıyor fakat süreci millete rağmen yürütme gayretinde olan siyasetçilerin gözü bir şey görmüyor.

Son olarak, ülkemizde kurulması gündeme gelen NATO kolordusu konusunun da yakından takip edilmesi gerektiğini düşünüyorum. Böyle önemli bir güvenlik ve egemenlik meselesinin tüm yönleriyle şeffaf biçimde kamuoyunda tartışılması, ülkemizin geleceği açısından büyük önem taşımaktadır.

 

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!