1. Haberler
  2. Analiz
  3. Cumhuriyetimizin geleceği

Cumhuriyetimizin geleceği

featured

Mustafa Solak yazdı…

Cumhuriyetimizin kazanımlarının önemini anlatmak için, cumhuriyetin kuruluşunu sağlayan tarihsel zorunluluğu anlamalıyız. Cumhuriyet ve Atatürk ilkeleri Altı Ok, Atatürk ve cumhuriyeti kuran diğer kadroların seçeneğinden çok tarihsel zorunluluk olarak ortaya çıkmıştır. Masa başında yazılmamış, tarihsel sürecin ürünüdür. Atatürk CHP’nin 1935 yılındaki 4. kurultayında bu ilkelerin, Türk devriminin tarihsel sürecini ve amacını şöyle açıklar:

“Uçurum kenarında yıkık bir ülke…Türlü düşmanlarla kanlı boğuşmalar..Yıllarca süren savaş…Ondan sonra, içeride ve dışarıda saygı ile tanılan yeni vatan, yeni sosyete [toplum], yeni devlet (sürekli alkışlar) ve bunları başarmak için arasız devrimler..

İşte, Türk genel devriminin bir kısa diyemi (ifadesi).”[1]

Cumhuriyetin temelinde Türkiye’nin iki yüzyıllık toplumsal-ekonomik zorunluluğu bulunuyor. Osmanlı Devleti, 1838 İngiliz Ticaret Sözleşmesi’yle Avrupa’nın mallarının pazarını doldurmasıyla sömürgeleşme sürecine girdi ve Türk Milleti vatansızlaşma tehlikesine karşı karşıya geldi. Kemalizm veya Altı Ok, emperyalizme karşı bağımsızlık, kamucu ekonomi ve ortaçağ unsurlarını (ağalık, tarikatlar, cemaatler) kaldırarak çağdaş uygarlığa yol almaktır.

Anadolu’ya dayanan “Türk Millî Devleti” kavramı, olmadık hayaller peşinden koşmanın getirdiği vatansızlaşma tehlikesine karşı ortaya çıkmıştı. Bunun için de ekonomide, hukukta, idarede bağımsız karar almak gerekiyordu ki bunun adı “Milliyetçilik” olacaktı. Bu milliyetçilik ırkçı, yayılmacı değildi. Atatürk, bunu The Saturday Evening Post” dergisi yazarı İsaac F. Marcosson’a şöyle anlatmıştı:

“Fetih ve yayılma fikri, Türkiye’de ebediyen ölmüştür.”[2]

Atatürk bu sözüyle ezen bir devletin milliyetçiliğinin işgalci olduğunu, ezilen millet milliyetçiliğininse vatan savunmasına dayalı olduğunu da anlatmaktadır.

Millî devlete dayanan devlet Türk Milleti’nin, egemenliği eline almasıyla olanaklıydı. İşte “Cumhuriyetçilik”, egemenliği padişah-halifeden alıp millete vermek ve feodal güçleri (ağa, şeyh, molla, cemaat, tarikatları) temizlemekti.

İslamcılık siyaseti, Müslümanları birada tutamadığı gibi bilimi, tekniği dışladığı için ekonomide, askeriyede gelişemeyen, tarikat, cemaat, mezhep temelinde bölünmüş bir toplumsal yapı bırakmıştı. Dahası din, padişah-halife, tarikat, cemaat şeyhleri elinde Kurtuluş Savaşı’nı baltalayıcı, toplumsal birliği zedeleyici bir araç olarak kullanılmıştı. Bugün Barış Pınarı Harekatı’na Arap ülkelerinin tepki göstermesi ümmetçilik siyasetinin iflasını ortaya koymuştur. İktidar Türk devletlerine yönelmeye başlamıştır.

Toplumun dinsel temelde ayrışmaması, “Türk Milleti” kavramının pekişmesi, aklın, bilimin gelişmesi için “laiklik” gerekliydi.

“Devletçilik” ilkesi, bağımsız karar verebilmenin, hızlı sanayileşmenin yoluydu. 1838 İngiliz Ticaret Sözleşmesi’nin, kapitülasyonların, Genel Borçlar İdaresi’nin (Düyunu Umumiye), Rejilerin neden olduğu sömürgeleşme akıllardaydı. Bağımsızlaşmak için üretmek, üretmek için Devletçilik şarttı. Atatürk liberalizmin esarete yol açtığını şöyle vurgulamıştır:

“Liberalizm müstemlekelerde [sömürgelerde] uygulanmış bir sistemdir. Halbuki biz müstemleke değiliz ve olmayacağız. Liberalizmi düşünmek inkılâbı inkar etmektir.”[3]

 1923-1931 arasında özel sektöre dayalı ekonomi modeli uygulansa da İktisat Bakanı Celal Bayar, Kemalist önderliğin sekiz yıllık deneyim sonunda geldiği noktayı şöyle özetler:

“Milletin muhtaç olduğu refahı, bazı özel girişimlere ve bu girişimin dayandığı sermayeye bırakmak gerekirse, en az 200 yüzyıl daha bekleme dönemi geçirmekliğimiz gerekir.”[4]

Tarikat, cemaat şeyhlerinin, ağaların, sermayenin otoritesini kırmak için “Halkçılık” ilkesi uygulandı. CHP 1935 Programı’nda Halkçılık şöyle açıklanmıştır:

“İrde [irade] ve egemenlik kaynağı ulustur…Kanun nazarında saltık [mutlak] bir eşitliği kabul eden ve hiç bir ferde, hiç bir aileye, hiç bir  klasa [sınıfa], hiç bir cemaata, ayrıcalık tanımayan yurddaşları halktan ve hakçı kabul ederiz.”[5]

Görüldüğü gibi, Halkçılık hem halk egemenliği hem de yasalar önünde eşitlik ve bütün sınıflar arasında işbirliği ve dayanışma anlamında kullanılmıştır. CHP 1935 Büyük Kurultayında, programa Toprak Reformu maddesi konmuş, Efendi, Bey, Paşa gibi lakap ve unvanları kaldırmasına dair yasa hazırlanmıştır.

Devrimcilik oku, yönteme; yani diğer okların nasıl uygulanacağına ilişkindir. Amaç sadece vatanı kurtarmak değil, egemenliği millete vermek ve milleti laik temelde çağdaş uygarlığa ilerletmekti. Bu, padişahlığı yıkmak, Ortaçağ ilişki ve kurumlarını temizlemekle olanaklıydı. Atatürk, devrimciliği şöyle tanımlamıştı:

“İnkılap mevcut müesseseleri zorla değiştirmek demektir.

İnkılap Türk milletini son asırlarda geri bırakmış olan kurumları yıkarak yerlerine, milletin en yüksek medeni icaplara göre ilerlemesini sağlayacak yeni kurumları koymuş olmaktır.”[6]

Cumhuriyet devrimizin sembolü Altı Ok özetle;

Milliyetçilik emperyalizme karşı bağımsızlık, Atatürk’ün “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk Milleti denir” tanımındaki millet tanımında birleşmektir. Kültüreldir; ırki, yayılmacı değildir.

Cumhuriyetçilik, ağaya, şeyhe, tarikatlara karşı milletin egemenliğidir.

Laiklik, din ve dünya işleri ayrılığı, din, vicdan ve ibadet hürriyetidir, eleştirel aklın egemenliği,

Devletçilik, devletin öncülüğünde ve planlamasında üretim ve sanayileşmedir.

Halkçılık, emekçinin emeğinin korunması, halkın sosyal hususta gözetilmesi, hukuk önünde eşit olmasıdır.

Devrimcilik, diğer ilkelerin yaşatılması, üniter, laik, emekten yana ve sosyal devlet olmak noktasında halkı seferber etmektir.

KAVRAMLARIN BAĞIMSIZLIK VE MİLLİ BİRLİKLE BAĞI KURULMALI

Bugün “demokrasi”, “adalet, “basın susturulamaz”, “ifade özgürlüğü” kavramları tılsımlı etkiye sahiptir ama başlı başına anlam kazanamazlar. Çünkü bunlar tehlikeli ve soyuttur. Tehlikelidir, çünkü her şeyi demokrasinin, ifade hürriyetinin içine koyup istediğinizi savunabilirsiniz. Soyuttur, çünkü herkese göre tanımı değişik olabilir. Bunlardan ne anladığınızı belirtmeliyiz.

Atatürk 1 Mart 1923’te TBMM’de şunu demiştir:

“Toplumda en yüksek özgürlüğün, en yüce eşitlik ve adaletin yerleştirilmesini ve korunmasını sağlamak ancak ve ancak tam ve kesin anlamıyla ulusal egemenliğin kurulmuş olmasıyla sürekli olur. Bundan dolayı özgürlüğün de, eşitliğin de, adaletin de dayanak noktası ulusal egemenliktir.”[7]

Ne demektir ulusal egemenlik?

Özgürlüğün, demokrasinin ölçütü emperyalizme, bölücülüğe ve dinle aldatanlara tavırdır. Örneğin müritlik ilişkisine dayanan cemaat ve tarikatların varlığı demokrasi adına doğru bulunamaz. Anayasanın 10. maddesinde hukuk önünde yurttaşların eşit olduğu ifade ediyorken, hala anayasaya “eşit yurttaşlık” ifadesini koymak doğru değildir. Bu durum anayasanın 10. maddesini kabul etmemektir ki etnik kimlikleri milletle eşit seviyede görüldüğü kaygısına neden olmaktadır. Oysa Anayasanın 10. maddesi “Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir” diyerek çözümü ortaya koyuyor.

Atatürk 20 Mart 1923 tarihinde Konya Türk Ocağı’nda gençlere “bozgunculuk yapacak insanlara hoşgörü göstermek, büyüklük göstermek terbiye eseri değil, belki bir milletin mutluluğuna, şerefine, namusuna göz dikmiş insanlara hoşgörüdür ki, hiçbir vakit, hiçbir birey buna izin veremez.”[8] demiştir.

Atatürk bireysel hürriyeti, toplumsal hürriyetten üstün tutmamış, aksine toplumsal hürriyete, milletin ve devletin ortak çıkarına bağlı tuttuğunu şu şekilde açıklamıştır:

“Bireysel hürriyeti düşünürken, her bireyin ve elbette ki bütün milletin ortak menfaati ve devletin varlığı göz önünde bulundurulması zorunludur…bireysel hürriyet derecesi, devletin çalışmasını zayıflatmaması gerekir.”[9]

O, “tekke ve zaviyeleri kapatmayayım, bunlar bireysel hürriyet, fikir hürriyeti kapsamındadır” demedi. Atatürk Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası (Partisi) ve Serbest Cumhuriyet Fırkası’nı milletin bölünmez bütünlüğüne aykırılıktan kapattırdı. Kimilerin dediği gibi “gasp edilen halk iradesidir”, “şu kadar oy aldı, halkın iradesi” demedi.

Bu bakımdan ifade özgürlüğü, demokrasi, adalet, özgürlük, eşitlik, halk iradesi gibi kavramlar soyuttur ve ancak millî egemenlikle anlam kazanır. Dahası millî egemenliğe; yani bağımsız, laik, üniter devlet şeklinde çağdaş uygarlığı geçme hedefi içinde yaşama iradesini bozucu yönde yorumlanamaz.

HER İFADEYE HÜRRİYET TANIMAK, DEMOKRASİ MİDİR?

Fikir özgürlüğü adına Voltaire’e atfedilen “fikirlerinize katılmıyorum ama fikirlerinizi ifade edebilmeniz için canımı bile veririm” sözü her durumda doğru mudur? Örneğin “çok eşlilik olmalıdır, anayasadan Türk Milleti ifadesi, üniter devlet yapısı, laiklik kalkmalıdır” şeklindeki anayasaya, yasalara, insan onuruna aykırı, fikirlerin başkalarınca ifade edebilmesini savunur musunuz? Savunacaksanız anayasa, yasalar niye var?

Atatürk, 30 Kasım 1929 tarihinde Vossische Zeitung muhabiri Emil Ludwig “neden basın da hür değil?” sorusunu yönelttiğinde “prensiplere; Cumhuriyet’e ve laik devlete saldırmadığı sürece hürdür” yanıtını vermiştir.[10]

1925 yılı içerisinde çıkan Şeyh Sait isyanı üzerine çıkan Takrir-i Sükun Kanunu ile basın üzerindeki denetim artırmıştır. Kanun ile “irtica ve isyana ve ülkenin sosyal düzenini, huzur ve sükununu ve emniyet ve asayişini ihlale yönelen örgüt, kışkırtma, özendirme, girişim ve yayını hükümet Cumhurbaşkanının onayı ile doğrudan doğruya ve idareten yasaklamaya yetkilidir.”

CUMHURİYETİMİZİN GELECEĞİ İÇİN…

Atatürk’e göre en büyük düşman, düşmanların düşmanı, ne falan, ne de filan millettir. Bilâkis emperyalizmdir.[11] Erzurum Kongresi esnasında Mazhar Müfit Kansu’ya, “Cumhuriyet’i kuracağız, padişahlığı, halifeliği, fesi, çarşafı kaldıracağız, Latin harflerini kullanacağız” demişti ama mücadelede şu öncelik sıralamasını yapmıştır:

  1. Bağımsızlık:Bugünün meselesi emperyalizme karşı milletimizi birleştirmektir. Üretim, bilim, çağdaşlık (laiklik, kadın-erkek eşitliği, şeyhin müridi olmamak, vb) ancak vatan bağımsız olursa olanaklı olabilir.

Atatürk Amasya Genelgesi’nde “padişahlığı kaldıracağım, cumhuriyeti kuracağım, laikliği sağlayacağım” deseydi mücadelenin başında yanında kimse olmazdı.

  1. Türk Milleti ile başarmak: Emperyalizme, padişaha, halifeye, tarikatlara değil Türk Milleti’ne yaslanarak bağımsızlığı sağladı.
  2. Emperyalistler arası çelişmelerden yararlanmak: Emperyalizme karşı mücadele de bile sıralama yaptı. En zayıf halka Yunandı. Çünkü İngiliz, Fransız, İtalyan emperyalistleri arasındaki anlaşmazlıktan yararlanmaya ve emperyalist ülkelerin halkını kendi yanına çekerek yöneticilerinin yanlışlarına tepki göstermelerini sağlamaya çalıştı. Fransız, İtalyan ile ayrı ayrı görüşerek İngilizlerin kendilerine yaptıkları haksızları ve Yunanın zulmünü anlatarak aralarındaki zıtlıklardan yararlandı.
  3. Milli egemenlik ve laiklik: Millî mücadelenin başarısıyla millet nazarındaki ve devletteki konumunu artırdıktan sonra padişahlığı, halifeliği kaldırmak, cumhuriyeti ve çağdaş ilişkileri kurmak için gerekli yasaları çıkardı.

Son birkaç yıldaki tehdit ve tehlikeleri gösterelim ve bunların arasında öncelik sıralaması yapalım. ABD’nin piyonu PKK’nin Hendek siyaseti başarısızlığa uğratılmış, ABD’nin “kara gücüm” dediği PYD’ye karşı 24 Temmuz 2015’te başlayan Fırat Kalkanı Harekatı ile ABD Koridoru’na kama sokulmuştur. Yine ABD tertipli FETÖ darbesi başarısızlığa uğratılmıştır. ABD-İsrail-Yunanistan ve Güney Kıbrıs, 19-29 Mart 2018 tarihlerinde Doğu Akdeniz’de askerî tatbikat yaptılar. 8 Mayıs 2018 İsrail Başbakanı Netanyahu, Yunanistan Başbakanı Çipras ve Güney Kıbrıs Rum Kesimi Cumhurbaşkanı Anastasiadis, Doğu Akdeniz doğal gazını birlikte Avrupa’ya taşımak için buluştular. ABD’nin maaşa bağladığı PYD’li sayısı 10 binden 65 bine çıkartıldı, PYD’ye verilen silahlar 50 bin tırı aştı. ABD “ekonominizi mahvederim” diyor ve savaş gemilerini Akdeniz’e gönderiyor. Akdeniz’de sondaj çalışmamızı engelliyorlar. Ege’de 152 ada ve adacıkın Yunanistanca işgaline sessiz kalındı. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile meclis önemli ölçüde devre dışı bırakılmıştır. Tarikat ve cemaatlerin eğitimdeki ve toplumsal yaşamdaki rolleri artmıştır. Petrol aramamıza karşı çıkıyor.

İç cephede ise tek adama dayalı rejim ile tarikat, cemaat yapılanması millet üzerinde baskı unsuru oluşturuyor. İktidar ABD’nin kendisine yönelik FETÖ kalkışmasından sonra cephesini önemli ölçüde ABD’ye dönerek FETÖ, PKK, PYD’nin üzerine gidiyor ama milleti birleştiremiyor. Böyle bir durumda meseleler arasında öncelik sıralaması yaparsak ilk sıraya tüm milletimizi tehdit ettiği için ABD’ye karşı mücadeleyi yazmalıyız. İktidar ve muhalefet tabanını önce ABD sonra AB emperyalizmine karşı bir olmaya çağırmalıyız. Emperyalistler arasındaki çelişmelerden de yararlanarak Asya ile işbirliği kurmaya çalışanları ABD’den koparmaya uğraşmalıyız. İçte de tarikat, cemaat unsurunun toplum üzerinde baskı ve darbe kaynağı olduğu hatırlatılarak bu yapıların tasfiyesinin millî birlik ve emperyalizme karşı mücadele için şart olduğunu belirtmeliyiz.

Önceliği iktidara veya herhangi bir partiye verdiğinizde iktidar ve muhalif taban, gücünü birbirine harcayacak, emperyalizm ise her iki taraftan da yandaşlar devşirerek amaçlarını gerçekleştirecektir. Oysa iktidar ve muhalifi emperyalizme karşı tavır üzerinden değerlendirerek tabanları emperyalizme karşı mücadeleye yöneltmek gerekir.

Cumhuriyetimizin geleceğini, cumhuriyetimizin kurulmasının ve Atatürk ilkelerinin zorunluluğunu anlatarak ve emperyalizme karşı mücadele içinde çeşitli sendika, dernek, parti gibi kurumları millî birliğe yönelterek sağlam temellere oturtabiliriz.

Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun.

NOT: Cumhuriyetimizin geleceğine yönelik bağımsızlıkçı aydın ve kurumların yapması gerekenlere dair yeni çıkan “ATATÜRKÇÜLÜK (100 SORU-YANIT)” kitabım incelenebilir. 3 Kasım’da İstanbul Tüyap Kitap Fuarı’nda Kaynak Yayınları masasında görüşmek dileğiyle.

 

Tarihçi

Mustafa Solak

 

[1] Atatürk’ün Bütün Eserleri, c.27, s.205.

[2] Atatürk’ün Bütün Eserleri, c.16, Kaynak Yayınları, İstanbul,  2005, s.38. Ayrıca bakınız lsaac F. Marcosson, “Kemal Pasha“, The Saturday Evening Post, 20 Ekim 1923, s.8-9, 141-149; Ergun Özbudun, “Türkiye’nin Kuruluş Yıllarında Bir Yabancı Gazeteci’nin Ankara Yolculuğu ve Atatürk’le Görüşmesi”, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, Kasım 1984, c.I, Sayı 1, s.167-191.

[3] Mustafa Solak, Atatürk’ün Bakanı Şükrü Kaya, Kaynak Yayınları, İstanbul, 2013, s.365.

[4] Doğan Avcıoğlu, Milli Kurtuluş Tarihi, C.4, S.1394.

[5] CHP 1935 Programı, s.7-8.

[6] Atatürk’ün Bütün Eserleri, c.26, Kaynak Yayınları, İstanbul,  2009, s.181.

[7]  Sami N. Özerdim, Atatürkçü’nün El Kitabı, 2. Baskı,  ADD Yayınları, 2014, s.159.

[8] Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, C.2, 3. Baskı, Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü Yayınları, Ankara, 1997, s.146.; Hâkimiyeti Milliye, 26.3.1923.

[9] Atatürk, age, s.82-83.

[10] Atatürk’ün Bütün Eserleri, c.23, Kaynak Yayınları, 2008, s.271.

[11] Kurtuluş Savaşı’nın İdeolojisi/Hâkimiyeti Milliye Yazıları, yay. haz. Hadiye Bolluk, 2. basım, Kaynak Yayınları, İstanbul, 2004, s.79.

 

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!