1. Haberler
  2. Analiz
  3. Azimliler ve arsızlar

Azimliler ve arsızlar

Öniz Özsoy yazdı...

featured

“Azim… Dünyada hiçbir şey azmin yerini alamaz. Yetenek alamaz. Hiçbir şey başarısız ve yetenekli insandan daha yaygın değildir. Zekâ alamaz. Ödüllendirilmemiş dahi bir klişedir. Eğitim alamaz. Dünya, eğitimli aptallarla doludur. Azim ve kararlılık ise tek başına bütün güce sahiptir. Hiçbir şey tarafından yenilmeyeceğinizi gösterin.”

Bu replikler 2016 yapımı bir Amerikan filminden. Filmin adı The Founder/ Kurucu. Biyografik bir yapım. Çek asıllı bir Amerikalı olan Ray Crock’un yaşam öyküsü.

“Kimdir bu Ray Crock” derseniz, kendisi, şimdilerde bir Amerikan devi olan McDonald’s şirketini olduğu şeye dönüştüren kişidir. Film, 50’sine kadar iş hayatında istediği dikişi tutturamayan bu satış elemanının (Crock), küçük bir kasabada yaşayan McDonald kardeşlerle tanışması ile birlikte talihinin(!) nasıl döndüğünü anlatır. Bay Crock’un yükselişi, McDonald kardeşlerin de çöküşü olur. Yol kenarında gelene geçene sosisli sandviç sattıkları ufak bir standı, ‘Hızlı Yemek Servisi’ konseptini icat ederek karlı bir restorana dönüştüren kasabalı bu iki kardeş, ‘kümeslerine kendi elleriyle soktukları bu kurt tarafından’, nihayetinde neredeyse dımdızlak bırakılarak kapının önüne koyuverileceklerdir.

Crock, tipik bir yırtıcı kapitalisttir ve ‘Bu tür ne menem bir şeydir?’ sorusunun cevabını, filmde Crock’u canlandıran aktör Michael Keaton’ın ağzından defalarca işitiriz. Örneğin, imzaladığı sözleşmelere uymayan Crock “Sözleşmeler de kalpler gibi kırılmak içindir.” der. Kanunlara aldırmaz; kendisine karşı yasal yollara başvurmak isteyen iki kardeşe “Muhtemelen kazanırsınız ama bana dava açmaya paranız yetmez. Ben 17 eyalette şubesi olan dev bir holdingin başındayım, siz ise çölde hamburger standı işleten kasabalılarsınız.’ cevabını verir. İçinde gerçek süt bulunmayan yapay içecekleri McDonald’s restoranlarına sokmak istemeyen kardeşleri ‘geri kafalı ve hanım evladı’ olarak niteler ve meydan okur: “İş dünyası bir savaş alanıdır. Köpekler köpekleri, fareler fareleri yer. Ben boğulmak üzere olan rakibimin boğazına hortum sokarım; siz bunu yapamazsınız. İş dünyasında sizin gibilere yer yok.”

Crock ile McDonald kardeşler arasındaki bu yapay içecek kavgası sanıyorum 1950’li yıllarda yaşanıyor. Günümüze dönecek olursak, hatırlayanlar muhakkak olacaktır; henüz birkaç yıl önce, ünlü bir İngiliz aşçı olan Jamie Oliver, artık uluslararası bir dev olan McDonald’s şirketine karşı bir dava açtı. Oliver’ın iddiası özetle şuydu: McDonalds’ın sattıkları et değil, hatta bu ‘şeyleri’ besin olarak tanımlamak da mümkün değil. Hamburgerlerin içine koydukları, besin kategorisinde sayılması mümkün olmayan, kasaplık hayvanların kesiminden arta kalan tendon, yağ ve bağ doku karışımından oluşan bir tür hamur ve amonyak. Jamie Oliver, bu davayı kazandı da.

Uzun lafın kısası, rakiplerinin boğazına hortum, restoran zincirine süt yerine paketlenmiş toz sokan Crock’un McDonald’s’ı, 60 yıl içinde, insanların midesine ‘İnsan yemez!’ cinsinden ‘şeyler’ soka soka ‘köşe dönen’, tee Vietnam’a kadar giren, 120’den fazla ülkede faaliyet gösteren dev bir şirkete dönüştü. McDonald kardeşlere ne mi oldu? Biri 69’unda göçüp gitmiş, diğeri bir huzurevinde ölmüş. ‘Hortumcu’ yırtıcı kapitalistimiz ise öldüğünde 82 yaşındaydı; göz kamaştırıcı bir servetle dünyaya veda etti ve Time Dergisi tarafından da ‘Yüzyılın En Önemli İnsanları’ listesine dahil edildi.
Hiçbir şey tarafından yenilmeyeceğini dünya aleme göstermiş değil mi? Hepimize günümüzü göstermiş! Ne azim ama ne kararlılık?!

Şüphesiz ki azim ve kararlılık fark yaratır. Ancak azim ve kararlılık, insani değerlerdir. İnsanı ve insanlığı daha ileriye taşımak konusunda gösterilen sebattır azim ve kararlılık. İnsanlığın onurunun çiğnendiği bir dünya pahasına, yalnızca bireysel çıkarları temin etmek için başvurulan ‘gözü karalık’ ise azim ve kararlılık değildir. Bunun adı arsızlıktır.

İnsanın tanımını, amacını, zihnini, ruhunu, tüm değer yargılarını, tüm insan ilişkilerini, insanların dünyayla olan ilişkilerini lime lime eden ve yerlerine eciş bücüş birtakım ‘şeyler’ yerleştiren bu çarpık dünya düzeninde, arsızlığı ‘azim ve kararlılık’ ambalajına sarıp piyasaya böyle sürüveriyorlar işte. Bay Crock hakkında ‘Muazzam bir başarı öyküsü’ temalı yazılar var. Hatta efendim hiçbir şey için geç değilmiş, yeterince azimli ve kararlı (!) olursak biz de 50’mizden sonra bir Bay Crock olabilirmişiz.

Ancak bu garabet düzenin, insanı şeddeli bir arsıza dönüştürmek için onun cebine milyarlarca dolar koymasına da gerek yok. Çok, çok daha azı yeterli; küçük hesaplar, küçük çıkarlar, küçük koltuklar…

Çukur aynı çukur; kimininki milyar dolarlık, kimininki üç beş kuruşluk; kiminin üstünde ‘sosyalist’ yazıyor, kiminin üstünde ‘muhafazakâr’… Ancak kişilerin kendini ne zannettiği, kendini ne olarak tanımladığı, hangi örgütün tabelasına ne çaktığı, tüzüğüne ne yazdığı, karıldıkları hamurun aynı olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Hakikatten utanmayı unutmuş, hakikat karşısında daha kendini devirmeye yüreği olmayan, sustuğunu, yuttuğunu mide almaz, küçük hesaplarla insanın önüne ‘Gerçek!’ diye çöp koyan sözüm ona devrimcilik (!) ile büyük hesaplarla insanın midesine yemek diye çöp sokan milyar dolarlık yırtıcılık arasında hamur farkı yok örneğin. Bu düzenin, görünürde bin bir çeşit ama ciğerleri bir, türlü türlü öz evladı var.

Daldan dala atlıyor gibi olacağım ama ilk kez 2002 yılında DL Paulhus ve KM Williams tarafından kavramlaştırılan bir kişilik tipi var: Karanlık Üçlü (Dark Triad). Bu kişilik tipini, narsisizm, psikopati ve Makyavelizm bileşeni olarak tanımlıyorlar. Karanlık Üçlü kişilik, klinik, sosyal, kişilik psikolojisinin yanında örgütsel psikolojinin de çalışma alanlarından biri. Bu kişilik tipini aşağı yukarı şöyle tanımlamak mümkün:

  • Kendi gerçeklerinin ötesinde bir kişilik yaratır, sahip olmadığı niteliklere sahipmiş gibi davranır ya da bu nitelikleri abartır.
  • İnsanlar üzerinde otorite kurmayı arzular, diğer insanları küçük görme eğilimindedir.
  • Güç elde etme ve ne pahasına olursa olsun gücünü korumayı arzular.
  • İlgi görmek, hayranlık uyandırmak ister.
  • Eleştiriye açık değildir.
  • Amaç odaklı davranır. Kişisel çıkarları doğrultusunda hareket eder.
  • Amacına ulaşmak için sıklıkla ve rahatlıkla yalan söyler, hileye başvurur.
  • Güçlü olana yağ çeker, önünde eğilir, büyük ya da küçük bir menfaat elde ettiği otoriteyle çatışmaktan kaçınır.
  • Gerçek işine gelmiyorsa onu insanları yönlendirebilmesini sağlayacak bir kılıf içinde eritir.
  • Kişisel çıkarlarına halel getirebilecek hiçbir şeyi başkalarıyla paylaşmaz, ibrenin ne yöne kayacağından emin olana kadar düşüncesini açıklamaz, susar, sorunu görmezden gelir.
  • Bireysel çıkarları için insanları manipüle ve provoke etmekten kaçınmaz.
  • Ahlak dışı davranmakta sorun görmez, başkalarının ahlak dışı davranışlarına tepki gösterdiği takdirde kişisel çıkarları zarar görecekse bunlara göz yumar, bu davranışlardan dolayı herhangi bir sorumluluk hissetmez, vicdan yükü taşımaz ve utanmaz.

Ürkütücü biçimde tanıdık değil mi? Bu kişilik tipinden ‘insanın karanlık yüzü’ olarak da bahsediyorlar. Fazlasıyla tanıdık, yaygın ve kanımca yeryüzünde örgütlenmeyi en iyi becerebilmiş olan bu tip, bu düzenin mayaladığı tipik insan hamurundan başkaca şey değil ve sanki bu kavga, kavgamız, her şeyden önce, bin bir çeşit ama ciğerleri bir bu arsızlarla, azimliler arasındaki kavga, başkaca şey değil.

 

 

 

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

1 Yorum

  1. Güzel yazıydı taşı gediğine koymaktır bu… Ahlak kavgası…

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!