MERVE DUMAN / VERYANSIN TV
6 Şubat 2023’te Türkiye gözlerini büyük bir yıkıma açtı. 11 ili etkileyen ve 53 binden fazla vatandaşımızın hayatını kaybettiği Kahramanmaraş depremlerinin üzerinden tam bir sene geçti. Bu bir sene boyunca, ne acılar dindi ne de kulağımızda çınlayan yardım çığlıkları… Enkaz altından yükselen sesler yüreğimizi her gün paramparça ederken, deprem felaketinin ardından eksiklikleri giderilemeyen vatandaşlar da yaşam mücadelesi verdi.
Kahramanmaraş depremlerinin yıktığı Adıyaman’da 229 akrabasını depremde kaybeden Emine Bulut’un hikayesi yürekleri yaktı. Emine Bulut, kız kardeşinin enkazda üç gün ‘kurtarın’ diye yardım istedikten sonra hayatını kaybettiğini söylemişti. Bulut, kardeşinden geriye sadece kuşunun kaldığını anlatmıştı. 3 torununun çadırda yerler ıslak olduğu için hastalandığını söyleyerek isyan eden Emine Bulut, “Ne yapabiliriz, nereye gidebiliriz? Biz topraklarımızı terk etmek istemiyoruz” diye seslenmişti.
‘TEK KELİMEYLE YAŞAMIYORUZ’
Veryansın TV’ye konuşan Emine Bulut, büyük felaketin ardından 1 yıl boyunca Adıyaman’da verdiği yaşam mücadelesini anlattı. “Bizim adımıza yaşanma deniliyorsa biz yaşamıyoruz.Tek kelimeyle yaşamıyoruz” diyen Bulut, depremin 6. ayında çadırdan çıkıp konteynere geçtiklerini söyledi.
Türkiye Petrolleri’nin kurduğu konteyner kentte yaşayan Bulut, “Konteynere geçtiğimiz zaman bize bir koli erzak indirmişlerdi. Erzakların hepsi de kurtlanmıştı. Ben bunları hayvanlar yesin diye aşağı indirdim. Konteynere 2 sefer de çamaşır suyu verdiler. Konteynerde ısıtıcımız, klimamız, çamaşır makinemiz var ama bu sadece benim için geçerli. Türkiye Petrolleri’nin konteynerinde kaldığım için. Öbürlerinde sadece buzdolabı var” dedi.
‘HASTANEMİZ, DOKTORLARIMIZ YOK’
Emine Bulut’un ‘bir ihtiyacınız var mı?’ sorusuna verdiği yanıt, deprem bölgesindeki sağlık sorunlarını yeniden gün yüzüne çıkardı. Bulut, şöyle konuştu:
“Hastaneye gidemiyorum. Akşam tansiyonum düştü. Eşim burada olmadığı için araba çağırtıp hastaneye gittim. Devlet hastanesinde sıra bulamıyorum, kalp hastasıyım. Hastanemiz, doktorlarımız yok. Benim de buradan başka bir ile gitmek için param yok. Eşim emekli 4 bin lira evin kredisini veriyor, geri kalan da zaten bize yetmiyor. Bir kilo patates Adıyaman’da 25 lira olmuş. Konteynere geldiğim günden beri psikolojik destek almak istediğimi söylüyorum ama muhatap kimseyi görmedim.”
‘KEPÇEYİ BEKLEYEN, YIKILMAYI BEKLEYEN ENKAZIM’
“Seçim arifesi diye gelip bize ihtiyaçlarımızı soruyorlar. 4 tane milletvekili var birinin konteynerde kaldığını görmedim. Bir bakanımızı görmedim. Uçakla geliyorlar, uçağa binip geri gidiyorlar” diyen Bulut, “Ne yaptılar Adıyaman’a? Ben kepçeyi bekleyen, yıkılmayı bekleyen bir enkazım. Yalnız ben de değil çocuklarımızla beraber hepimiz öyleyiz. Maddi olarak da ihtiyaçlarımız çok. Zaten biz bitmişiz!” sözleriyle isyan etti.
Ekonomik olarak da zorluk yaşadıklarını anlatan Bulut, 63 yaşındaki emekli eşinin kredilerini ödeyebilmek için Lüleburgaz’a çalışmaya gittiğini aktardı. Bulut, “Ben hasta halimle yalnız konteynerdeyim. Sadece bir kızım bir torunum burada. 5 tane çocuğum il dışında. Bir kızım buradaydı, iş yeri yıkıldı, evi yıkıldı. Çocuklarımızı götürelim de okullarına devam etsinler, deyip gittiler” dedi.
‘HAYAT DEVAM ETMİYOR… HELALLİK VERMİYORUM’
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın depremde müdahalenin gecikmesi ile ilgili “Sizden ilk günler için helallik istiyorum” dediği Adıyamanlı depremzede, gözyaşları içinde isyan etti. “Hem maddi, hem manevi hem de psikolojik olarak bizim elimizden tutup kaldırmaları lazım” ifadelerini kullanan Bulut, sözlerine şöyle devam etti:
“Konteynerin içinde sabah uyanıyorum, ağlıyorum. Hepimiz öyleyiz, tek ben değil. Bütün komşularım öyle. ‘Hayat devam ediyor’ diyorlar ama etmiyor. Gerçekten hayat devam etmiyor. Sadece sabah oluyor, akşam oluyor. Ben ne A partisi ne B partisi ne de C partisindenim. Üç gün sonra benden helallik isteyenlere ben helallik vermiyorum.”
MEZARLIKLARA KAĞIT BIRAKTILAR: 600 LİRA ÖDEMENİZ VAR
229 canını kaybettiğini hatırlatan Bulut, “Mezarlıktan eve gelmiyoruz çünkü bir günde bitiremiyoruz hepsini” dedi. Bulut, kardeşinin mezarında gördüğü bir kağıtla bir kez daha yıkıldı. AKP’li Adıyaman Belediyesi’nin, kardeşinin mezarının üstüne “600 TL ödemeniz var” yazan bir kağıt astığını söyleyen Bulut, şöyle konuştu:
“Mezarlıklarımızın üstüne kağıt bırakılmış. ‘600 TL ödemeniz var. Ödemezseniz önümüzde sene daha pahalı olacak’ diye. Benimkinin kapısı kilitlenmiş. Ben onun ücretini kimden temin edeceğim. Benim durumum var da ben mi ödemiyorum! Bir de o bizi yaktı.
‘KAYBOLAN ÇOCUKLARIMIZI BULSUNLAR’
İnsanlarımızın ölüm sayısını çıkarsınlar ve kaybolan çocuklarımızı bulsunlar. Bizim daha kayıplarımız var, bir mezarları olsun istiyoruz. Kirvemin 11 yaşında oğlu ve onun annesi kayıp. Çıkarıyorlar, durumları iyi, ambulansla götürüyorlar ve bulamıyorlar. Bir yıldır bulamadılar. Varlar mı, yoklar mı? Yoklarsa bir mezarı olsun, bir Fatiha okuyalım. Malatya’da bir anıt yapıldı. Niye bir anıt da Adıyaman’a yapılmasın? Çünkü Adıyaman’da kayıplar çok, kayıplarımızı saklamak için… Biz de anıt istiyoruz, bize de bir anıt yapsınlar. Sayımızın belli olmaması için bir anıt bile yapmıyorlar bize. Gerçekten çok yazık bize.
‘BENİM ABLAM BAĞIRA BAĞIRA ÖLDÜ’
Benim eşim sağlık memuruydu, 30 yıl devlete emek verdi. Vergilerimizi gününde ödüyorduk. Benim ablam bağıra bağıra öldü. Hala sesleri kulağımda, bir yıldır gitmedi. Bir de onun mezarının üzerinde kağıt gördüğün zaman ne hale geliyorsun. Nasıl atlatacağız?
‘DAYIN VARSA ÇALIŞIRSIN, DAYIN YOKSA OTURURSUN’
Şimdi bakıyoruz sosyal medyaya bakanlarımız, yetkililerimiz hepsi Hatay’da. Niye Adıyaman’ı unutuyorsunuz? Kaldırın bizi. Yapma arkadaşım bana cami yapma. Ben müslümanım elhamdülillah. Bana iş ver. Beni kendine muhtaç etme. Fabrika aç Adıyaman’a. Adıyaman’ı kaldır. Sana vergi ödeyen bir insanım. Maaşımız kesildiği zaman, vergimizi kesiyorsunuz. Kesmeyin o zaman. Şimdiye kadar 8 bin lira alıyorduk. Nasıl geçineceğiz! Defalarca başvurdum, bir iş olsun. Şu konteynerin içinden çıkayım. Bana bir iş verin bedava da çalışırım. Yeter ki şu konteynerin içinden çıkayım. Dayın varsa çalışırsın, dayın yoksa oturursun!”
