Sefa Yürükel yazdı…
Abdullah Öcalan’ın son açıklamaları, neresinden bakarsanız bakın, tutarsızlıklarla dolu ve içi boş argümanlarla süslenmiş bir siyasi manevradan ibaret. PKK’nın kuruluşundan bugüne izlediği çizgi, onun ne sosyalist ne de özgürlükçü bir hareket olmadığını defalarca kanıtladı. PKK, var olduğu ilk günden itibaren mikro milliyetçi bir yapıya sahipti ve bu ideolojik tutumunu hiç değiştirmedi. Örgütün “sosyalist” olduğu iddiası, hem tarihsel gerçeklere hem de Marksist-Leninist temel ilkelerle taban tabana zıttır.
PKK: MİKRO MİLLİYETÇİLİK VE TERÖR ÜZERİNE KURULU BİR YAPI
PKK’nın ilk eylemlerinden itibaren en çok zarar verdiği kesim, yine Kürt ve Türk sosyalistler oldu. Örgüt, marksist söylemler kullansa da pratikte tamamen etnik milliyetçi bir siyaset güttü ve rakip gördüğü tüm Kürt sol örgütlerini acımasızca tasfiye etti. Mikro milliyetçilik, PKK’nın temel varlık sebebiydi ve sosyalist hareketleri hedef alarak onların yerine geçmeyi amaçladı. Gerçek sosyalist hareketlerin, emperyalist devletlerin taşeronluğunu yapan bir örgütle ortak bir noktası olamaz. Çünkü her dönemde sosyalist olabilmenin abc’si önce anti emperyalist olmaktır.
PKK’nın emperyalizm karşıtı olduğu iddiası ise tam anlamıyla bir safsatadan ibarettir. Bir hareketin sosyalist olabilmesi için anti-emperyalist olması gerektiği aşikârdır. Oysa PKK, kurulduğu günden itibaren emperyalist güçlerin bölgesel planlarının bir parçası olarak şekillendi. ABD ve Batılı ülkelerin Ortadoğu’daki çıkarları doğrultusunda hareket eden PKK, özellikle Soğuk Savaş sonrasında Batı destekli bir araç haline geldi. ABD’nin Irak işgali sonrası bölgede konumlandırdığı “kara gücü” olarak görev yapması, örgütün emperyalizm karşıtı olduğu iddialarını boşa çıkarmaktadır.
GLADYO’NUN ÜRÜNÜ OLAN BİR YAPI SOSYALİST OLAMAZ
PKK, yalnızca emperyalizmin bölgedeki çıkarları için kullanılan bir araç değil, aynı zamanda Türkiye’deki “derin yapıların” ve uluslararası istihbarat örgütlerinin bir operasyon aparatı olarak kurgulanmıştır. NATO’nun gizli yapılanması olarak bilinen Gladyo’nun Türkiye’deki ayağı, PKK’nın varlığını hem kontrol etmek hem de yönlendirmek için elinden geleni yapmıştır. Birçok eski devlet yetkilisi ve akademisyen, PKK’nın kuruluşunda bu tür istihbarat bağlantılarının rol oynadığını açıkça ortaya koymuştur. BOP çerçevesinde Türkiye’yi ve bölgeyi zayıflatmak ve içeride etnik bir çatışma ortamı yaratmak için dizayn edilen PKK’nın, bu misyonu bugüne kadar değişmemiştir.
ÖCALAN’IN TUTARSIZ ÇIKIŞLARI VE KCK GERÇEĞİ
Öcalan, zaman zaman “PKK bitti” diyerek yeni bir siyasi pozisyon alıyor gibi görünse de, aslında KCK yapılanmasını ve onun içindeki unsurları göz ardı ederek gerçeği çarpıtıyor. KCK, PKK’nın çatı örgütüdür ve doğrudan Öcalan’ın emirleriyle hareket etmektedir. PKK’nın sadece silahlı kanadından ibaret olmadığını, siyasi ve toplumsal örgütlenmeler üzerinden hâlâ aktif bir varlık sürdürdüğünü göz ardı etmek, gerçekleri çarpıtmaktır.
Bunun en somut örneklerinden biri, PKK’nın Suriye şubesi olan PYD/YPG’dir. Batı’nın desteğiyle Suriye’de bir “terör devleti” kurma girişiminde bulunan bu yapı, PKK’nın doğrudan uzantısıdır. Aynı şekilde, İran için PJAK ve Avrupa’da KNK (Kürdistan Ulusal Kongresi) gibi yapılanmalar da aynı çatı altındadır. Öcalan’ın, “silah bırakın” çağrıları, aslında PKK’nın gerçek anlamda silahsızlanmasını değil, silahları gizleyerek gerektiğinde yeniden kullanabilecek bir pozisyonda kalmasını sağlamaya yöneliktir.
Örgütün Türkiye’deki yasalar çerçevesinde hesap vermesi gerektiği gerçeği, Öcalan’ın söylemlerinde hiçbir zaman vurgulanmamaktadır. PKK’lı teröristlerin silahları teslim etmeden, bedel ödemeden serbest bırakılması fikri, Türk milletinin aklıyla alay etmektir.
DEMOKRASİ MASKESİ ALTINDA PKK’YI KOLLAMAK
PKK ve onun destekçileri, yıllardır aynı propagandayı kullanıyor: “Demokratik yollar kapalıydı, bu yüzden silaha sarıldık.” Oysa Türkiye, her dönem farklı siyasi akımlara alan açmış, demokratik mücadele için yeterince zemin sunmuştur. Silahlı terör faaliyetlerinin “çıkışsızlık” bahanesiyle meşrulaştırılmaya çalışılması, gerçeklerle bağdaşmaz.
Öcalan ve destekçileri, PKK’nın yıllardır demokrasiyi baltalayan bir yapı olduğunu unutturmaya çalışıyor. Türkiye’de her siyasi kesim “demokratik yollarla” mücadele edebilirken, PKK terörü seçmiş ve demokratik alanı bizzat kendisi daraltmıştır. Bunun en büyük örneği, bölgede kendisine biat etmeyen Kürt siyasetçileri, gazetecileri ve sivil toplum temsilcilerini hedef almasıdır ve katletmesidir.
Örgüt ve onun destekçileri, Türkiye’nin üniter yapısını hedef alırken “demokrasi” kavramını kalkan olarak kullanıyor. Türkiye’nin federal bir sisteme geçmesi gerektiğini savunanlar, aslında PKK’nın yıllardır sürdürdüğü ayrılıkçı söyleme hizmet etmektedir. Bu söylem, Türkiye’yi parçalama planının bir parçasıdır ve uluslararası aktörler tarafından da desteklenmektedir.
PKK, bir yandan “barış” ve “demokrasi” söylemleriyle kendisini meşrulaştırmaya çalışırken, diğer yandan Türkiye Cumhuriyeti’nin temel değerlerine ve üniter yapısına saldırmaya devam etmektedir. Bu çelişki, Öcalan ve destekçilerinin gerçek niyetini açıkça ortaya koymaktadır.
TÜRK MİLLETİ KANDIRILMAZ!
Öcalan ve destekçileri, yıllardır aynı taktiği uyguluyor: Bir yandan barış ve çözüm süreci gibi söylemlerle kamuoyunu etkilemeye çalışırken, diğer yandan Türkiye Cumhuriyeti’nin üniter yapısına saldırmaya devam ediyorlar. Ancak Türk milleti, bu oyunu defalarca gördü ve artık bu tür kurnazlıklara kanacak bir noktada değil.
Silahları gerçekten bırakmak, terörle arasına mesafe koymak ve Türkiye Cumhuriyeti yasalarına tabi olmak istemeyen bir yapının, “barış” ve “çözüm” gibi kavramları kullanarak kendisini aklamaya çalışması kabul edilemez. Emperyalizmin taşeronluğunu yapan bir örgütün, Türkiye’nin ulusal bütünlüğüne zarar vermek için yürüttüğü siyasi ve askeri faaliyetler göz önündeyken, “PKK bitti” söylemleri hiçbir anlam ifade etmez.
Öcalan ve destekçileri bilmelidir ki, Türk milleti kandırılacak bir topluluk değildir. Gerçek anlamda çözüm, ancak PKK’nın tamamen tasfiye edilmesi, silahlı unsurların tamamen etkisiz hale getirilmesi ve Türkiye Cumhuriyeti yasaları çerçevesinde yargılanmalarıyla mümkündür.
Hadi başka kapıya!