Burakhan Başaran yazdı…
Ankara sıcak. Haziran başı enseleri kavuruyor. Terle sulanan kalitesiz tişörtün boyası zehir gibi zerk ediyor insanın tenine.
İlk kez gidiyorum o hastaneye. Bayram tatilinden, yayladan yeni dönmüşüm. AŞTİ yine kalabalık, hep kalabalık. İğne atsan düşmez curcunadan sıyrılıp metroya, oradan da hastaneye, Gazi.
Kolayca bulup iniyorum eski duvarları ağlayan hastanenin merdivenlerini. Öyle Amerikan-İngiliz değil, aşık olduğu Türk devletinin hastanesinde “entübe” Nihat Ağbi.
Pandemiyle hayatımıza giren bu kelime ilk defa böylesine sert çarpmıştı yüzüme. Hiç entübe edilmemişti bir yakınım, nedir nasıl olur diye derinlemesine araştırmamıştım da haliyle. Anca kulaktan dolma bilgiler.
Vardım o hastaneye, az bir aramayla buldum bizimkileri bahçede. Herkes bir köşede gölgede. Sıcak akli melekelerini de eritirmiş insanın. Geçmiş olsun bile diyemiyorum. Bıçak açmıyor ağızlarımızı. Sarılıyoruz sadece.
Bizimkiler çay getiriyor misafirlere. Boğazım da yapışmış, ne kadar ihtiyacım var demli bir çaya. Misafirin hakkına göz dikmek olmaz, nerede bu değirmenin çayı diyorum.
Nihat Ağbi de “sıcak bir şeyler” istemişti bir keresinde, “çay mı kahve mi” diye sormuş, “sıcak bir şey işte ya!” narasıyla ağzımın payını almıştım.
Kahve mi çay mı götürdüm hatırlamıyorum, ama Nihat Ağbi’nin yattığı lanet binanın gölgesinde benim de “sıcak bir şeye” ihtiyacım vardı.
Göz ucuyla çocukları takip ettim, az ötede bir barakanın dibinden geliyordu çaylar. Gidip baktım, kartondan siper yapılmış iki mutfak tüpü, üstlerinde birer demlik.
Kantine para yetiştirememiş bizimkiler meğerse. Bir dandik çay 20 lira. Günde 100 misafir gelse, bizimkiler de 100 tane içse… bir haftada 30 kağıt gitti. “15’e veririm ağbi” diyen kantinci de kelek atıp 20’den kitleyince dandik çaylarını, bizimkiler hemen beyin fırtınası yapıvermiş: “semaver getirsek, arabadan elektrik çekip yapsak, termosa koysak” vs. bir akıllı da çok sonra çıkıp “tüp alalım” demiş.
İyi yapmış bizimkiler, para yok cepte. Üç kuruşun peşindeyiz. Daha 15 gün önce açtık avucumuzu izleyiciye, “sigorta” dedik “haciz” dedik. Anlattık yakamıza yapışan keneyi. Yoksa nasıl verilecek bu kavga. 3 kuruş dahi çok değerli. Nihat Ağbi emri vermişti nasıl olsa: Veryansın büyüyecek!
Tüp fikrine hak verirken çaya kavuştum, bir sigarayla hızlıca yuvarladım. Kesmedi bir çay daha. Bir sigara daha tellendi kendiliğinden.
Hava 30 derece. Çay sıcak. Bizimkilerin yüzü, içi, dışı, eksi 30.
Geleni gideni çok Nihat Ağbi’nin, sağ olsunlar. Duyuyor mudur acaba gürültülerini, istiyor mudur “sıcak bir şey”? Bilmiyorum ki nedir “entübasyon”? Uyanık mı değil mi haberim yok. Uyuyorsa bile sıcak mıdır ince bedeni?
Aklımda binbir soru. Dilimde hiçbir kırık kelime. Eziliyor bütün söylemek istediklerim. Bir yanım kızıyor, bir yanım hak veriyor ‘Gara’ya. Haykırıyor gaipten bir ses kulaklarıma: Memleketin bunca derdi tasası ciğer mi bırakır adamda? Hak verdim gaibe.
“Barış” diye sokmuşlar yılanı garibanın koynuna. Tutturmuşlar bir yalan türkü: Terörsüz Türkiye!
Nihat Ağbi çoktan belledi bunların ebesini. İlk günden bastı küfrü “umut hakkı”na. Kemoterapide, hasta yatağında dahi bilgisayar ve internet isteyip yazdı yazılarını.
Ama “terörsüz Türkiye” mavrasına estirecek “terörümüz” bitmedi daha. Kelimelerimizi kılıç yapıp analarından doğduklarına pişman edeceğiz. Biter mi hiç. Acırım veryansına uğrayanın haline.
Daha milletin koynuna soktukları o çıyana karşı “karayılan” olacağız. Biz haykıracağız haklı türkümüzü: Vuracağız namus günüdür.
Hadi kalk Ağbi. Hadi kalk daha ne söveceğiz bunlara. Kalk da gör koca Türk milleti nasıl seviyor seni. Yürü önümüzden de yırtıp atalım bize biçilen kefeni. Hadi kalk Ağbi basalım tekmeyi alayına. Tükürelim suratlarına. Hesabını soralım hemşehrin Eren Bülbül’ün. Hesabını soralım Fethi Sekinlerin, Aybüke öğretmenlerin. Unutturmayalım hatırlatalım herkese. Kalk haykıralım yine. Doğrul yatağından ara bizi sabahın köründe. Ara telefonla karga bokunu yemeden daha. Dakika başı arayıp sor: “Yazı noldu?”
Hadi kalk, Boşnak çocukları dinledi, Gazzeli bebeler de dinlesin Nihada’nın türküsünü.
Senin küfrün olmadan nasıl vuracağız namus gününde? Nasıl savunacağız yaylayı ve börtüyü ve böceği ve uçan kuşu, serçeyi?
Hadi kalk geç yazının başına, sür küfrü namluya. Bas tetiğe serpiştir virgüllerini yazının her yerine. Söz dokunmayacağız tek bir tanesine. Daha yazacak çok şey var.
Hadi kalk Ağbi, getirdim “sıcak bir şey”.
Ah be Burakhan. Ah be güzel kardeşim…
Kalemine yüregine saglik burakhan gardas. Allah Nihat Agbimize acil şifalar versin inşAllah
Ülkeyi bağımsız kılmadan bir yere gitmek yok Nihat abi.