Mustafa Özgür Sancar yazdı…
Son yazımda, İsrail’in İran’a yenilmeye mahkûm olduğunu söylemiştim. Ben söyledim demek için yazmıyorum; sadece bir gerçeği vurgulamak istiyorum: İran’ın üstünlüğü su götürmez bir gerçekti.
Ateşkes, İran’ın İsrail üzerindeki üstünlüğünün galibiyete dönüşmesinin yalın sonucu oldu. Elbette, ateşkes mutlak bir barış değil ve tekrar çatışma başlayabilir ama müzakereye mecbur olan İran değil, ABD-İsrail’di. Ayrıca yeni bir çatışma uzak ihtimal olarak gözüküyor.
ATEŞKES İSRAİL’E ÇIKIŞ YOLU SAĞLAMAK İÇİN
İran 12 gün boyunca, hipersonik füzelerle, İsrail şehirlerini dümdüz etti, İsrail belediye başkanları ateşkes için yalvarmaya başladı.
Tüm müzakere çağrılarına, İran’ın nükleer silaha sahip olduğu propagandasına saklanarak kayıtsız kalan Trump, yenilgiyi mutlak biçimde gördüğü için, “kontrollü” bir saldırı ile İsrail’i kurtarmak istedi.
Ateşkes ABD-İsrail’in durumu kurtarma, İran’ın galibiyetinin ifadesi oldu; çünkü saldıranın rejim, nükleer silah argümanları tüm dünyanın gözü önünde çöktü; daha önemlisi İran’ın bir “kağıttan kaplan” olmadığı gerçeğini gösterdi.
KAĞITTAN KAPLAN
Mezhepsel gerekçelerle İran’a dudak kıvıran, bunun doğal sonucu olarak İsrail yandaşlığında kalan siyasal İslamcılar ve Arap ülkeleri en az siyonist İsrail kadar bu 12 günlük çatışmanın mağlubu oldu.
İran’ın savaş imkânları ve teknolojisinin İsrail’i durdurmaya yetmeyeceğini söylediler, yanıldılar. İran propaganda saldırısını da yendi. Ve tüm dünya, Alman Başbakanı Merz’in sözlerinde ifadesini bulduğu gibi İsrail’in Batı’nın Orta Doğu’daki “pis işlerini” yapan içi boş bir kağıttan kaplan olduğunu gördü.
İRAN BİRLEŞTİ, ABD VE İSRAİL ÇÖZÜLÜYOR
ABD, önce Irak’ta bataklığa gömüldü, ardından Afganistan dağlarında düştü, son olarak Suriye’de Esad yönetimini düşürdü; ama yarattığı savaş maliyeti ve itibar kaybı ile bugün iyice keskinleşen devlet içi çatışma, bölünme noktasına geldi.
Beyaz Saray yönetimi ile CIA, Pentagon başta olmak üzere stratejik devlet kurumları ile Eyalet yönetimleri arasında yüksek gerilim yaşanıyor. Trump, “İran’ın elinde nükleer silah yok” açıklaması yapan CIA başkanı için “Yanlış biliyor” diyor. Bu durum, ABD’nin temel dış politik kararlarda bile eşgüdümden uzak olduğunu kanıtlıyor.
İç çatışma içersinde olan İran yönetimi değil, Trump ve Netanyahu yönetimleri.
9 boyunca İsrail’in çelik kubbesini darmadağın eden füzeler, İran’ın Irak, Afganistan, Suriye olmadığını gösterdi.
İran halkı birleşti, İsrail kaçtı ve dağıldı.
ABD, İran ile topyekün bir savaşı göze alamaz. Konvansiyonel ya da başkar türden bir savaş, ABD devletinin içindeki çelişkiyi derinleştirir, onu Küreselleşen Güney karşısında mutlak çöküşe götürür.
BÜYÜK ORTADOĞU PROJESİNE, TÜRKİYE VE İRAN KARŞI KOYABİLİR
İran, sınırdaş olsa, İsrail’in bir ucundan girip, diğerinden çıkar. Konya’dan daha küçük yüzölçüme sahip İsrail’i dümdüz eder.
Beyaz Saray bu gerçekten hareketle, BM başta olmak üzere, İsrail’i bütün uluslarası kurullarda koruyor, kolluyor.
İsrail, Amerika’nın Ortadoğu’nun haritasını yeniden çizme projesinde bir araç işlevi görüyor.
Türkiye ve İran ise bu Büyük Orta Doğu Projesi’nin karşısındaki iki büyük güç.
Amerika, 1990’larda başlattığı harita çizme projesinde İran ve Türkiye’yi son durak olarak belirledi. Bu nedenle Türkiye ile İran’ın güvenliği birbirine sıkı sıkıya bağlı.
NATO BİR GÜVENLİK SORUNUDUR, ÜYELİKTEN ÇIKAN TÜRKİYE ÖZGÜRLEŞİR
Son olarak NATO’nun Hollanda Lahey’deki zirvesinde, birliğin üye ülkeleri bağlayan sözleşmesindeki 5. maddenin korunması konusu ön plana çıkartıldı.
5. madde, NATO ülkerinin güvenliği için yüzde 5’lik bir bütçe planlaması içeriyor; ki bu ulusal ekonomi açısından son derece ağır bir yük oluşturacak; İspanya’nın sosyalist başbakanı Pedro Sánchez’in yüzde beşi kabul etmiyor olması son derece anlaşılır. Fakat bundan daha fazla olarak herhangi bir NATO üyesine yapılacak saldırının, tüm üye ülkelere yapılmış sayılacağını kabul ediyor.
İşte bu son zirve bile Türkiye’nin NATO’dan çıkması gerekliliğine işaret ediyor. Neden (?)
NATO’DAN ÇIKARSAK ABD BİZE KARŞI DAHA SALDIRGAN OLAMAZ
NATO’nın birinci ülkesi ABD’nin ortadoğu planı final aşamasında Türkiye’yi hedef alıyor. Üstelik Batı Trakya, Güney Kıbrıs Rum Kesimi’ndeki Amerikan üst ve savaş gemileri namlularını Türkiye’ye doğrultuyor.
“NATO’dan çıkarsak ABD bize karşı daha saldırgan olur” türünden argümanlar, Amerikancılığın farklı türde ifadesinden öteye gitmez.
Türkiye, NATO gibi Batı’nın emperyalist amaçları için kurulmuş bir örgütten çıkarak, İncirlik ve Kürecik radar üstlerini kapatarak güvenliğini sağlayabilir. Ancak bunu yaparak çok kutupluluğun güvencesi olan Küresel Güney ile ittifak kurabilir. Bu türden bir ittifak Amerikan saldırganlığına karşı alınan en etkili idari tedbir olur.
Türkiye’nin güvenliği NATO dışında olmaktan geçiyor.
MİLLÎ HÜKÜMET, ATATÜRK’ÜN BÖLGE MERKEZLİ DIŞ POLİTİKASI
Bununla birlikte, Irak ve Suriye’de olduğu gibi ABD’nin işlerini kolaylaştırma yanlışına düşmemek gerekir. Uluslararası savaş hukukunda bir ülkede iç savaşa müdahil olmak savaş suçu olarak kabul ediliyor.
Sunni mezhepçi, dinci politikalar terk edilmeli. Tükiye’nin temel dış politikası bölge merkezlidir.
Atatürk, komşu ülkelerle çıkar iş birliği ve ortak güvenliğini esas alan Bölge Merkezli dış politikayı bir devlet politikası olarak kabul etti.
İran ile Cumhuriyet’in ilk yıllarında geliştirilen iyi ilişkiler, Balkan Antantı ve Sadabat Paktı bu temel devlet politikasının en rafine örneğini oluşturur.
NATO üstlerini kapatmak, daha ileri bir aşama olan üyelikten çıkmak, Bölge Merkezli Dış Politika’ya dönmek, hiç şüphesiz bir millî hükümet meselesidir.
NATO terörist bir örgüttür. Günümüzün haçlı ordusudur. Müslüman bir ülkenin üye olması ihanettir.