Muhsin Türkseven yazdı…
Nepal bugün, modern siyasi tarihinin en kritik eşiklerinden birinde. Geçmişte on yıl süren Maoist isyan, 2006’da krallığın sona ermesi ve 2008’de cumhuriyetin ilanı, 2015’te anayasal dönüşüm… Tüm bunlar ülkenin siyasal kimliğini kökten değiştirdi. Ama değişmeyen bir şey vardı: Devlet ile halk, özellikle gençlik arasında büyüyen uçurum. Ve işte bu uçurum, 2025’te bir sosyal medya düzenlemesiyle patladı.
Başbakan KP Sharma Oli’nin hükümeti, sosyal medya platformlarına kayıt ve denetim şartı getirerek dijital alanı kontrol etmeye çalıştı. Kimilerine göre bu, “yanlış bilgiyle mücadele” çabasıydı. Ama genç kuşak bunu özgürlüklerine doğrudan bir saldırı olarak algıladı. Katmandu’da başlayan gösteriler kısa sürede tüm ülkeye yayıldı. Binlerce genç sokaklara döküldü, güvenlik güçleri sert müdahale etti, ateşli silahlar kullanıldı. Parlamento binası hedef alındı, siyasetçilerin evleri kuşatıldı. Nepal bir anda kontrolsüz bir isyanın içinde buldu kendini.
Gençlerin öncülük ettiği Z Kuşağı aktivizmi, sokaktaki öfkeyi siyasetin merkezine taşıdı ve yıllardır iktidarı paylaşan eski, yozlaşmış aktörleri sahneden aşağı itti. Nepal bugün, siyasetin çöktüğü ve ordunun bir adım öne çıktığı günlerden geçiyor. Sokakta gençliğin talepleri yankılanırken, saraylarda ve karargâhlarda iktidar boşluğunu doldurmak için pazarlıklar yapılıyor. Başbakan Oli’nin istifası bu öfkeyi dindirmedi. Gelinen noktada protestocular, yalnızca isimlerin değişmesini değil, sistemin dönüşmesini talep ediyorlar. Sosyal medya yasağı bir kıvılcım oldu; esas mesele, adalet, özgürlük ve fırsat eşitliği.
Nepal’in geleceğine dair senaryolar artık tek bir merkezde toplanıyor. Reformcu bir geçici hükümet, gençliğin enerjisini demokratikleşmeye kanalize edebilir. Otoriter geri tepme ise ordu ve güvenlik aygıtının öne çıkmasıyla, ülkeyi yeni bir baskı dönemine sürükleyebilir. Dış faktörler, özellikle Çin ve Hindistan’ın rekabeti, krizi daha da derinleştirebilir. En olası senaryo ise yarım yamalak bir geçiş: Bazı talepler karşılanır ama yolsuzluk, ekonomik sıkıntılar ve fırsatsızlık sürer. Öfke periyodik olarak geri döner, gençlik siyasetin baskı aracı olmaya devam eder.
Gençliği bir tıkanmışlıkla karşı karşıya kalan tüm ülkeler Nepal’de yaşanan bu olaylardan ders çıkarmalıdır. Ülkemizde; ekonomi dipte, işsizlik ve enflasyon gençlerin geleceğini karartıyor ve üniversite mezunu işsizliği her geçen gün artıyor. sadece yetenekli gençler değil vasat nitelikteki gelecek kaygısı çeken gençler ülke dışında bir yaşam tasarlıyorlar. Liyakat ve ehliyet yerine sadakat veya mensubiyetler öne çıkıyor. Bu çürüme, sadece bireylerin değil, devletin de geleceğini tehdit ediyor. Bu durumda özellikle gençlerde öfke ve tepkileri biriktiriyor!
Bu dijital ve siber teknolojinin zirve yaptığı, her insana ulaşılabildiği insanla verilmek istenen mesaj arasında engellerin olmadığı bir düzen içinde en fazla dış müdahalelere açık kitleler gençlerdir. Şu anda devletin güç ve otoritesi yerindedir lakin her sessizlikte geçicidir. Çünkü ülkenin sorunları büyüyor. Dünyadaki bu tip kitlevî hareketlerin bulaşıcı olma gibi bir özelliği de var. Birde işin içine hasım ülkelerin provokatif müdahaleleri devreye girerse işler daha da kötüleşebilir. Bunu en son örneklerini yakın bir zamanda İran’da da gördük.
HÜLASA
Genç kuşaklar, bu toprakların aslî unsurlarıdır; onları görmezden gelmek, gelecekte milli güvenlikten toplumsal istikrara kadar her alan için tehdittir. Devletin asli görevi açıktır: Ekonomiyi ayağa kaldırmak, liyakati temel ilke hâline getirmek ve gençliğe —yani ülkenin geleceğine— güven ile adalet sunmaktır. Çünkü gençlerin devlete, siyasete ve siyasetçiye duyduğu güven ve saygı arttıkça, ülkenin ortak motivasyonu da güçlenir.
Nepal, bize bir kez daha gösterdi ki gençlik, sistemin yozlaşmış köşelerini hedef alır. Türkiye ve benzer ülkeler, bu dersi almazsa, önümüzdeki yıllarda hem ekonomik hem de sosyal bir krizle yüzleşmek riski tehdidi altında yaşar durur!
Gençleri görmezden gelen; eğitim, istihdam ve toplumsal katılım alanlarında yüzeysel ve popülist önlemlerle sorunları perdelemeye çalışan yönetim anlayışı, orta ve uzun vadede kendi sürdürülebilirliğini de tehlikeye atar.