Prof. Dr. Semih Güneri yazdı…
Berna Bridge’nin geçen günkü Aydınlık’taki köşe yazısından öğreniyorum ki, Klasik arkeolojiden kimi hocalarımızdan sonra Phokaia antik kenti kazıcısı Prof. Dr. Ömer Özyiğit de Türk Luviciler kervanına katılmış.
Terminolojiden başlayalım. “Klasik arkeoloji” Türk-Altay Kuramı’nda şöyle tanımlanıyor:
“…Bu dal, 1938’i izleyen yıllarda, hiç vakit kaybetmeden Türk yükseköğretimine emperyal güçler tarafından dayatılmış, yerli işbirlikçilerince alınmış, kabul edilmiş bir modeldir. Klasik arkeoloji “Pan-Helenizmin”/“Hint-Avrupacılığın” kendisidir.
Ulusal hiçbir yanı yoktur ve dahası ulusal tarihe karşıdır. Hiç şüphesiz dünyanın her yerinde klasik arkeoloji eğitimi ve araştırmaları yapılır. Ama gelişmiş ülkelerin ulusal arkeolojisi önceliklidir. Bunu unutmayalım.
Savunucularına göre Pan-Helenizm evrensel uygarlığın temelini teşkil eder. Diğer antik kültürler ona göre alt kültürlerdir.
Pan-Helenist yetişen arkeolog hâliyle örneğin ‘Sümer’ ile ‘Türk’ sözcüklerinin yan-yana getireni de adam yerine koymaz. Pan-Helenistliğinin farkında olmadan, adamla alay bile eder.

Dolayısıyla Türkiye arkeolojisinde yıllar öncesinden dayatılan Pan-Helenist eğitim sistemi ülkemize Pan-Helenist arkeologlar yetiştirmiştir.
Bu sistemin başındaki kişi bugün hayatta değildir. Dünyanın en büyük Pan-Helenistlerinden biri olan Ekrem Akurgal’dan söz ediyorum.
Cumhuriyet’in ilk yokluk yıllarında yurtdışına öğrenime gönderilen birkaç kişiden biridir. Atatürk Cumhuriyeti Ekrem Akurgal’ı, Türkiye’nin en zeki insanlarından biri olan benim sevgili hocam Sedat Alp’i ve aynı niteliklerde bir diğeri Halil Demircioğlu’nu ve o kuşaktan şanslı (esas anlamda zeki) daha birkaç kişiyi Türkiye arkeolojisine, Anadolu kültür tarihi araştırmalarına yön vermelerini umarak öğrenim görmeleri için yurtdışına göndertmişti.
Ancak hemen hepsi ülkelerine yabancılaşmış olarak döndüler. Dört yıl DTCF’de hocam olmuş, kazılarına beni kabul etmiş Sedat Alp de, Pan-Helenistlikte, Hint-Avrupacılıkta ondan asla geri kalmamıştır.
İlginç olan şudur: Örneğin Adıyaman Üniversitesi ya da Erzurum Atatürk Üniversitesi yoğun biçimde ülkeye Pan-Helenist arkeologlar yetiştirme çabasındadır. Nerede Adıyaman, nerede Pan-Helenizm. Henüz üniversite bile olamamış kurumlarda iddialı klasik arkeologlar, ne olduğunun farkında bile olmadan Pan-Helenisttir…” (Güneri 2023: 270-272).
***
İşte böyle. Ülkemizin Pan-Helenist klasik arkeologlarından sadece biri ya da ikisi Pan-Helenist ideolojik fikre şu ya da bu şekilde karşı gibidir. ‘Gibidir’ diyorum, çünkü o karşı duruşu ortaya koyanlar, detaylardan, malûm terminolojiyi dile getirmekten, tanımlamaktan kaçınırlar.
O nedenle klasik arkeolojinin tam ortasında olup da Pan-Helenizme karşı hipotezler geliştirmenin ne anlama geldiğini ben yıllardır anlayabilmiş değilim. Beni ilgilendirmediği için anlama çabasına asla girmedim.

Amma konu Luvi’ye gelip dayanınca iş değişti. Her fırsatta söylüyorum, bir kez de burada ifade edeyim: Luvi hadisesi, “Proto Hint-Avrupacı” hipotezlerin iyice çöktüğü bu son yıllarda Luvici localarının, dört elle sarıldığı Hint-Avrupacılığı yeniden diriltme umududur. Bunu bir köşeye koyalım.
***
Son birkaç yıldır kitaplarımda, köşe yazılarımda, söyleşilerimde değiniyorum:
1) Luvi bir etnik grup adı değildir.
2) Luvi, Hititçe çivi yazılı metinlerde URU Lu-u-i-ya (Luvi şehri)’dan gelir. Ülke değil şehir ya da kasabadır. Orijinal yazılı kaynaklarda ülke (KUR) determinatifi barındırmaz.
3) Luvi, Batı Anadolu’da bir Son Tunç Çağı şehrinin adıdır.
4) Öncesinde de zaten böyle bir kent/kasaba her neyse yoktur.
5) O şehirde yaşayan halkın adı da örneğin LÚ MEŠ URU Lu-u-vi-ya (Luvi şehri ahalisi) diye dile getiriliyor, olabilir.
6) Luvi bir etnisite değildir.
7) Luvi arkeolojik-kültür değildir.
8) Son anılan ikisi olmayınca da zaten ortada bir etno-kültürel fenomen olmaz.
Dolayısıyla Hititçe çivi yazılı belgelerde anılan yüzlerce Anadolu şehrinin/kasabasının her birini bir etnik küme olarak ele alamayız. Alacak olursak, avuç içi kadar Orta Anadolu coğrafyasında farklı dilleri konuşan yüzlerce etnik gruptan söz etmemiz gerekir. Ki bu bilimsel araştırma yöntemlerine aykırıdır, bu bir.
***
Diğer konu. Luvi kenti, binlerce Hititçe çivi yazılı belgelerde ‘en az’ anılan sayısız coğrafya/yer adlarından biridir. Yazılı kaynaklardaki anılış sıklığına bakılırsa, ‘önemli’ bir yer değildir.
Bu bakımdan, örneğin Batı Anadolu’nun bir kısmını anlatan “Arzava ülkesi” coğrafyasıyla eş tutulacak denli abartılması anlamsızdır. Buna rağmen son zamanlarda Luvi’nin ne büyük, ne muazzam bir kültürel yapılanma olduğu, ‘Deniz Kavimleri’ hadisesinin öznesi olduğu yazılmış-çizilmiş-konuşulmuştur.
Luvi, bir Anadolu Tunç Çağı kültür tarihi konusudur. Luvi konusunda ahkâm kesebilmek Hitit dili ve Eski Çağ Anadolu kültür tarihi formasyonuna sahip olmayı gerektirir. O alanın araştırma yöntemlerinden anlamayı gerektirir. Hitit dönemi Anadolu’sunun arkeolojik kültürünün uzmanı olmayı gerektirir: Mevcut zengin arkeolojik malzemeye bakarken hangisi Hatti, hangisi Hurri ya da hangisi “Luvi” değil? Bilmeyi gerektirir. Hiyeroglif konusunda bilgili ve/veya ilgili olmayı gerektirir. Bu formasyonlara sahip olmadan, bir (ya da bir buçuktan iki) mühür ve baskısı üzerinden Luvi’nin sözde arkeolojik kültürünü tanımlamaya kalkarsanız, çuvallarsınız.
***
Köşe yazarı Berna Bridge’nin yazısına tekrar dönelim: “Prof. Dr. Ömer Özyiğit, Batı merkezli antik tarih algısını (medeniyetin sadece Yunanistan kaynaklı olduğu iddiasını) yıkarak Anadolu’nun özgün kültürlerini savunan bir ekolün temsilcilerinden biri” imiş: Ne “ekol” ama. Sözde Luvi halkları, Hititler, sözde Pelasglar ve sözde diğerleri antik Helen kültürünün/sanatının asıl yaratıcılarıymış. Hemen hatırlayalım: Hitit’in kendine özgü sanatı mı vardı da İyon kültürünün oluşumuna katkıda bulunacaktı? (Güneri 2024) Luvi temelinde gelişmiş bir kültür olarak “Anadolu kültürü” Helen kültüründen çok daha önce Anadolu’da yaşayan yerli halkların kültürüymüş. “Anadolucu” hocalara sorumdur: O ki baskın bir yerli kültürü temsil ediyor bu “Anadolucu kültür”, hangi dili konuşuyordu? İnsanları yanıltmayınız. Bilgiye susamış saf insanların kafalarını yanlış bilgilerle doldurmayınız. Çok güveniyorsanız, bilgilerinizi uluslararası toplantılarda tartışınız. O fikirlerinizi uluslararası platformlarda kabul ettiriniz.

İyon mimarisini, sanatını, felsefesini, matematiğini, deniz ticaretini, kısaca Helen kültürünü Helenlere öğreten Luviler imiş. Troya Tunç Çağı kültürü, zaten doğrudan Luvi kültürü imiş. Herodotos, Hippokrates, Homeros, Pithagoras, Thales gibi ünlü tarihi kişiliklerin hepsi Yerli Anadolulu Luvi halklarından imiş. Ve nihayet dillerine doladıkları “Işık Doğu’dan Yükselir”miş. Artık biraz yorum yapmanın zamanı geldi:
Sondan başlıyorum: ‘Işık doğu’dan yükselir’ formülü bir Yahudi yaklaşımıdır. Biraz daha ileri gideyim, bir Siyonist formüldür. Buradaki “Doğudan” lafı bizim saf klasik arkeologlarımızın zannettiği gibi “Mısır-Mezopotamya” değil, “vadedilmiş topraklar”dır. Vadedilmiş toprakların sözde haritalardaki yansımalarına baktığınız zaman ne demek istediğimi anlarsınız. O haritalar Mısır’ı da Sümer’i de içine alır, bütün Yakın Doğu’yu da. Bilmem anlatabiliyor muyum? Dolayısıyla Işık Doğu’dan yükselir lafını unutunuz. Deyim yanlıştır. İdeolojiktir. Irkçıdır. “Anadolucu” klasik arkeologlara hatırlatmam olsun, doğru deyim şudur: ‘Işık Sümer’den yükselir’.
***
Dünya arkeolojisinde ‘Eneski Yakın Doğu Medeniyeti/Ancient Near Eastern Civilization’ diye bir tanım vardır. Bu, Eneski Dünya Tarihi/Ancient World History kavramının merkezidir. Bu merkez Dicle ve Fırat’ın körfeze boşaldığı Ur-Uruk-Eridu-Oveyli-Obeyd yerleşmelerinin yan-yana yer aldığı daracık bir alandır. Bu uygarlık merkezinin Doğu uzağında uzanıp giden erken yerleşmelerin çoğu ‘uydu noktalar’ niteliklidir. Batı uzağındakiler ise benim kabaca deyimimle ‘Sümer’de keşifler yapılırken Avrupa’da ağaçlarda sallanan’ birbirinin kafasını tunç savaş baltalarıyla kıran ilkel-barbar toplulukların yerleşmeleridir. Bilimde, sanatta, edebiyatta, yazıda, resimde, hukukta, teknolojide, matematikte, geometride, astronomide, mimaride, şehircilikte, tarımda, fende ve sairde ilk keşifler, icatlar, yaratımlar işte o daracık Sümer coğrafyasında olmuş-bitmiştir. Kayda geçmiştir. Tarih, maddi verilere göre MÖ 8. bin Neolitik’tir. Hipotetik olarak MÖ 12.-11. bin Son Epi-paleolitik’e kadar uzanır. MÖ 1. bin Demir Çağlarına kadar yayılır gider. Yayılan gelenektir. Gelenek Sümer gelenekselliğidir. Sümer uygarlığı Dünya Tarihi içinde böylesine parlayan yıldızdır. Neymiş? Işık Sümer’den yükselirmiş.
Yahudi araştırmacıların bir özelliği, Hint-Avrupa hipotezleriyle ilgilenmezler. Destek vermezler. O tezlere yeri geldiğinde karşı da çıkarlar. Bana Hint-Avrupacı ya da Pan-Helenist bir Yahudi araştırmacı gösteremezsiniz. Çünkü o grup araştırmacı ışığın “vadedilmiş topraklar”dan yükseldiğine inanır. Kara Athena’nın yazarı Yahudi Martin Bernal Helen kültürünün köklerini Mezopotamya-Mısır antik kültürlerinde ararken, ortaya koyduğu gizli özne antik “Yahudi kültürü”dür: Bunu “Sâmî” lafı ile perdeler. Sâmî/Semit de zaten en az yüzde elli Yahudi, ya da İbranice konuşan halkların kültürü değil midir?

Burada Sâmî etnik kodu üzerinden ima edilen de sözde vadedilmiş “Kenan”topraklarıdır. Tüm Mezopotamya’dır. Kriptik bir Yahudi olan ünlü Hititolog Annelies Kammenhuber’ın, Mitanni fenomenini tanımlarken sarf ettiği anti-Proto Hint Avrupacı iddialar gene gizli Yahudi öznesi barındırır. Anti-Proto Hint Avrupacı iddiaları nedeniyle yazar Batılı meslektaşlarının çok ağır baskılarına, aşağılamalarına bir süre göğüs germek durumunda kalmıştı. Tabi ki bunu babasının hayrına yapmamıştı. Ünlü Assiriyolog Yahudi Benno Landsberger Türkçüleri memnun eden Mezopotamya tarihine değgin bazı tarihi saptamalarda, tavsiyelerde bulunmayı hiç sorun etmemiştir. Bunları çoğaltabiliriz.
***
“Anadoluculuk”a gelince. Bazı hocalarımız kusura bakmasın da bu biraz “romantik” ve esas anlamda uyduruk bir terminolojidir. Bilimsel değildir. Antik çağın Türkiye coğrafyasını üç kültürel bölgeye ayırırız: Doğu, Merkezî ve Batı. Merkezi Anadolu ve Doğu Anadolu’da, örneğin Neolitikten Demir Çağlarına kadar farklı kültürel yapılanmaları inceliyoruz. İlki Mezopotamya etkisinde gelişen kültürleri barındırdı. İkincisi hem Mezopotamya hem Orta Asya kültürlerinin etkilerinde gelişen hibrit kültürlere vatan oldu. Fırat nehri bu iki kültürel coğrafyanın sınırlarını teşkil etti. Göller bölgesinden Batıya uzanan Batı Anadolu (-adalar-kıta Yunanistan) ise kadim Yunan kültürünün yoğun biçimde yayıldığı topraklar oldu.
Helenistik dönem dediğimiz en çok iki yüz yıllık kültürel birikimin arkasında, tarihi MÖ 12. yüzyıllara giden koskoca Klasik, Arkaik, Geometrik kültürel evreler uzanır: Bu zengin kültürel birikimin öncesinde ise Miken (MÖ 2. bin) ve Minos (MÖ 3.-2. binler) ardışık kültürleri uzanır. Yunan medeniyetinin, MÖ 3. binin Kiklad kültürü evresine giden yolu vardır. Bu durumda MÖ 2. binin sonunda ortaya çıkan sözde Luvi kültürü, ya da adı her ne ise bu “Anadolucu” kültür nasıl oluyor da varlığı MÖ 3. bin öncesine uzanan kadim Yunan kültürünü yaratıyor?

Bir Pan-Helenist elbette değilim ama bir kültürü tanımlarken önce onun kayıtlı diline sonra o dilin belirlediği özgün arkeolojik stiline bakarım. Luvi’de bakılacak hiçbir şey yoktur. Sözde Luvi dilinde yazılmış bir belge yoktur. Var olduğu iddia edilen birkaç önemsiz yazıt, mühür baskısındaki ifadeler Hitit hiyeroglifi yazıtlarıdır. Hititler de o yazı biçimini MÖ 2. binin sonlarında Mısır’dan almıştır. Dolayısıyla Luvice diye bir dili var edecek kanıta sahip değiliz. Luvi arkeolojik varlığı diye bir kavram zaten bu koşullarda olamaz.
Arkeolojik kültürün stilini belirleyen konuşulan dildir. Miletos, Ephesos, Fokaia, Smyrna, Samos gibi şehirlerde kurulan İyon şehir devletlerinin kurucuları Antik Yunanca konuşan halklar değil midir? İyon kültürü, Antik Yunan kültürünün bileşenlerinden biri değil midir? İyonyalı halkların dili antik Helen dilinin lehçelerinden biri değil midir? Yoksa “İyon Batı Anadolu kültürü” diye tanımlanan etnik grubun Yunancadan farklı bir dili mi söz konusudur? Smyrnalı (İzmirli) Homeros, İlyada ve Odysseia destanlarını antik Yunanca ile yazmamış mıdır? Bütünüyle Yunan dili ve kültürünün yarattığı İyon fenomenini bu koşullarda aklı başında bir arkeolog “Luvi” denilen belirsizliğe neden ve nasıl bağlamak ister?
***
Ben şöyle bağlamak isterim: 1) Batı Anadolu’da Tunç Çağı sonlarında kurulan İyon şehir devletleri, özgün mimarisini, özgün sanatsal tarzını, özgün düşünce biçimini yaratmış sıra-dışı bir kültürel oluşumdur. İyon’un etno-kültürel kökleri MÖ 3. binin öncesine giden Yunan/Helen kültüründedir. Yunan/Helen kültürü de hiç şüphesiz Mezopotamya-Mısır medeniyetinden beslenip filizlenmiştir. 2) Romantik, felsefî, edebî bir deyim olabilir ama “Anadolu kültürü” diye etno-kültürel bir terminoloji yoktur. Anılan kültürün Türklerle ilgisi de yoktur. “Anadolu kültürü” denilirken bunun Türklerle ilgisi olmadığı özellikle belirtilmelidir. Karambole getirilmemelidir. 3) “Luvi” tanımlanmış bir etno-kültürel oluşum değildir. 4) Tanımlanmamış bir yapı hayalî bir yapıdır. Yazılı tarihiyle, edebiyatıyla, özgün arkeolojik kültürüyle tarihe damgasını vurmuş İyon kültürünün “Luvi” gibi bir belirsizlik ile açıklanması kabul edilemez. 5) Bilim insanının ufku elbette geniş olmalıdır ama esas anlamda herkes kendi işine bakmalıdır. Bakılacak işi bitmişse, şartları zorlamamalıdır. Aynı şeyleri tuhaf soslarla süsleyip tekrarlamaktan vaz geçmelidir. Asılsız, temelsiz, onaylanmamış bilgilerle, saf Türk halkının kafasını karıştırmamalıdır. 6) Köşesine çekilip alanları gençlere bırakmalıdır. Mümkünse evde oturup torun sevmeli, arta kalan boş zamanlarını ise anılarını yazmaya ayırmalıdır. Hiç şüphesiz daha faydalı olacaktır.
_________
KAYNAKÇA
Güneri, S. 2023. Türk-Altay Kuramı: Türklerin Kuzey Asya’da Erken Kültür Tarihi, Kabalcı, 2023, İstanbul.
Güneri, S. 2024. Hurri Kültürünün Tunçtan Tanrısal Heykelcikleri: Anadolu Tunç Çağı Arkeolojik Kültürel Geleneğinin Yeniden Analizi, Kabalcı, 2024, İstanbul.