Mustafa Özgür Sancar yazdı…
Hayatın olağan akışı dışında kalan olaylardan gayri, dünden bugüne büyük değişiklikler olmaz.
YILBAŞI UMUDU İMGELER
31 Aralık ile 1 Ocak arasında hiçbir fark yok; ama sayı değişip, tarih döndüğü için insan yılbaşına büyük anlamlar yükleme arzusunda oluyor.
Pratikte olmayan imgelemimizde gerçekleşir. Yeni yılda her şeyin daha iyi olacağını umut ederiz.
Pek çoğumuz için yeni bir başlangıcı ifade eder yıl dönümü; umuttur insanın yılbaşı imgelemini belirleyen. Umut olmadan yaşam devam etmez. Umutlu olan inanır, iyi ve mutlu bir geleceğe.
VATAN, EŞİTLİK, ÖLÜMSÜZLÜK
Ben bu yılbaşını Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Arslan’ın kısa ama inançla dolu yaşamlarını okuyarak geçirdim.
Bu sayede son dönemin en verimli yılbaşı akşamını geçirdim.
Bildiklerimin üstüne yeni şeyler öğrendim. Ve bir kez daha gördüm, umut toplumsallaşırsa anlamlı oluyor.
Asıl erdem vatan için, eşitlik için yapılan mücadeledir; kişisel mutluluklar uzun boylu değildir, olamaz. Toplum için yapılanlar ise sonsuza kadar yaşar; ölümsüzlük dedikleri bundan başka bir şey değil.
Deniz Gezmiş, Yusuf Arslan ve Hüseyin İnan, solcu sağcı fark etmez, bu ülkenin benliğinde her zaman canlı kalacak.
Çünkü onlar vatana ve bir ideale adanmışlığın en rafine örneğini oluşturuyorlar.
İnsan onlar gibi, inandığı değerler uğruna ölüme bir saniye bile tereddüt etmeden giderse büyük insan oluyor. Büyük insan para ile şöhretle olunmuyor.
Sabahın üçünde Ankara’da darağacına yürürken “Hadi bana eyvallah” diyen Deniz Gezmiş olunca büyük insan olunuyor.
DENİZ GEZMİŞ’İN SAVUNMASI: 68 MANİFESTOSU
Yılbaşı akşamını bunları düşünerek geçirdim ve Deniz Gezmiş’in 1971 Mart’ında yaptığı savunmayı yeniden okudum. Bir tam bağımsızlık manifestosuydu. Doğru tarihsel perspektif, var olanı analiz etme yeteneği ve doğrudan sonuca giden bir son söz.
Deniz Gezmiş ve 68 kuşağı Türkiye’nin anti emperyalist tarihinden besleniyorlardı.
Tam Bağımsız ve Gerçekten Demokratik Türkiye hedefi, Cumhuriyetin kuruluş felsefesi ile kurulan sarsılmaz kanıtı oluşturuyor. Eylemleri Türkiye’nin ikinci Kurtuluş Savaşı’ydı.
Deniz Gezmiş, 16 Temmuz 1971’de Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı 1 No’lu Mahkemesi’nde gerçekleri yerli yerine koyan tarihî bir savunma yaptı.
“Türkiye’nin bağımsızlığından başka bir şey istemedim. Bundan dolayı ölümden korkmuyoruz. Ve ben 24 yaşındayken kendimi Türkiye’nin bağımsızlığına armağan etmekten onur duyuyorum. Biz 50 sene evvel Kurtuluş Savaşı vermiş bir ülkenin çocukları olarak Kurtuluş Savaşı’nın gerçek tahlilini yapmaya her zaman için muktediriz. Mustafa Kemal’e gerçekten sahip çıkanlar varsa onlar da bizleriz. Onun istiklâl-i tam prensibini ve onun istiklâli tam Türkiye idealini yalnızca biz devam ettiriyoruz. Anayasa’yı en çok biz savunuyoruz. Bizim Anayasa’yı cebren ilgaya teşebbüs ettiğimiz iddia ediliyor. Anayasa’yı en fazla savunanlar bizleriz. Anayasa’yı ihlâl edenler ortada. Anayasa’yı ihlâl edenler bizim kellemizi istiyorlar. İddia makamı bizim vermekte olduğumuz Bağımsızlık Savaşı’na karşıdır. Süleyman Demirel hâlâ ortada gezmektedir. Kudreti yetiyorsa Demirel hakkında dava açsın. 36 milyonluk ülkenin bütün yükünü 20 gencin üzerine yıkmaya alışmışlar. Amerika sizin döneminizde ülkeye girdi ve hiçbiriniz ses çıkarmadınız. Demokrat Parti iktidarına 10 yıl ses çıkarmadınız. Bizi bağımsız bir ülkenin çocukları olmaktan siz mahrum ettiniz. Mustafa Kemal bugün sağ olsaydı çok şaşırırdı. İddianame baştan itibaren kelle almak için hazırlanmıştır. Şeklen de hukuk mantığından mahurumdur. Türkiye’nin bağımsızlığından başka bir şey istemedim. Bu sebeble Amerikan emperyalizmine ve işbirlikçilerine karşı mücadele verdik. Bundan dolayı ölümden korkmuyoruz. 24 yaşındayken kendimi Türkiye’nin bağımsızlığına armağan etmekten onur duyuyorum. Bağımsızlık düşüncesini mezara kadar götüreceğiz.”
EYLEMLERİNDEN DEĞİL, FİKİRLERİNDEN DOLAYI İDAM EDİLDİLER
Deniz Gezmiş, bağımsızlık yoluna çıkarken sonunda neyle karşılacağını biliyordu. Babasına yazdığı son mektupta bu gerçeği anlatırken, duygu yüklü bir vedadan çok ülke gerçeğini göz önüne seren bir politik analiz yapıyordu.
Deniz Gezmiş ve arkadaşları THKO (Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu) Davası’nda TCK’nın 146. maddesini ihlâl ettiği gerekçesiyle, 9 Ekim 1971’de 146/1 maddesi uyarınca idam cezasına çarptırıldı.
Türkiye’nin tam bağımsızlığını isteyen 24, 22 yaşlarındaki gençlere verilen idam cezası hem usül hem de esas açısından hukuka aykırıydı.
Yargıtay ve üst mahkemeler nezdinde yapılan hukukî başvurular, İsmet İnönü liderliğindeki CHP’nin Meclis’teki mücadelesi, toplumun idam kararlarının geri alınması konusundaki kitlesel eylemleri bu hukuksuzluğun önüne geçemedi.
Deniz Gezmiş, Yusuf Arslan ve Hüseyin İnan’ın doğal hâkimler önünde yargılanma hakları ellerinden alındı.
Amerikancı siyasal iktidara bağlı, emir komuta zinciri içerisinde hareket eden rütbeli askerlerden oluşan, mahkeme niteliği de bulunmayan bir kurul tarafından yargılama yapılmıştı. Bu hilkat garibesi durum, hâkimlerin bağımsızlığını şart sayan 1961 Anayasası’nın açıkca ihlâli anlamına geliyordu.
Meclisteki grubu ile birlikte idamlara “evet” diyen ve bu konuda belirleyici olan Süleyman Demirel, 10 yıl sonra verdiği demeçte, “Deniz Gezmişlerin idamı soğuk savaşın talihsiz olaylarından bir tanesi” diyerek suç ikrarında bulunuyordu.
Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının karıştığı adam kaçırma, banka soyma gibi suçlar 1490 sayılı yasaya göre cezalandırılıyordu.
Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının avukatı Halit Çelenk, bu ve benzer suçlardan cezaların ağırlaştırıldığını, fakat cezalar arasında idamın yer almadığını, daha fazlası, idam ile ilgili değinme bile olmadığını söylemişti.
Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Arslan eylemlerinden dolayı değil, düşüncelerinden dolayı idam edilerek öldürüldüler.
Onların kişliğinde Tam Bağımsız Türkiye ideali asılmıştı.
BÜYÜK İNSAN, ADANMIŞLIK, TAM BAĞIMSIZLIK VE GERÇEK DEMOKRASİ
“Mâceraperest davrandılar, daha mâkul hareket edebilirlerdi, yasal siyaset imkânlarını kullanmalıydılar, romantik devrimciliğe yöneldiler” türünden sözler, bugüne kadar soldan yapılan eleştiri olarak söylenegeldi. Sağ taraftan ise bildik asılsız “anarşist” suçlaması dışında kaydadeğer bir eleştiri çıkmadı, çıkmaz.
Maceraperest de diyebilirler romantik devrimci de… Ne söylenirse söylensin idam sehpasına bie adım tereddüt etmeden, en ufak bir korku belirtisi göstermeden gitmek, bir adanmışlığın, olağanüstü bir fedakârlığın sonucudur.
Kim ölüme böyle gidebilir hem de henüz 24 yaşındayken… Hayatın 3’te 1’ini bile yaşamamışken…
Kaç kişi inandığı değerler uğruna, 1971 Mart’ının dondurucu soğunda, Gemerek’te geceden sabaha, saatlerce insan üstü bir dayanıklılıkla hiç durmayacakmış gibi koşup, mücadele edebilir. Üstelik bunu yaparken kimseye bile isteye zarar vermeden…
Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan, Yusuf Arslan… Hiç kimseyi öldürmediler.
Deniz Gezmiş ve arkadaşları, Tam Bağımsız ve Gerçekten Demokrat Türkiye amacıyla sembolleşip, ölümsüzleştiler; fakat bundan daha fazla olarak, bir vatanseverlik mirası bıraktılar.
Deniz Gezmiş’in mirası, Cumhuriyet ve Tam Bağımsız Türkiye istyen herkesin, konforlu alanlarını terkedip, tüm varlıklarıyla vatana sahip çıkmasını gerektiyor.
Yılbaşı akşamı, Hüseyin İnan, Yusuf Arslan ve Deniz Gezmiş’i okudukça ve düşündükçe kesin bir sonuca ulaştım.
İnsanlığa, vatana, bilime inanmak; adanmışlık bir insanı büyük yapar.
İnanmak ve gerçek bir mücadele vermek gerekiyor.
Böylesine kusursuz bir adanmışlıkla vatan mücadelesi verirsek 68’in anti emperyalist tarihsel mirasının varisleri olabiliriz.
Ulusun büyük Kahramanlarnı bimiyenlere öğreten,bilenlere hatırlatan yazınız
İçin teşekkür, sevgi, saygı, varolunuz.
Deniz Gezmiş deyince aklıma ilk şu geliyor Filistine neden gitti (gerçekten gitti ise) şayet Filistine gitti ise burada bir sıkıntı var. Gercekten gitti mi gitmedi mi?