Emekli Tuğgeneral Erdoğan Baykal yazdı…
25 Haziran 2025 tarihinde İsrail ve ABD ile İran arasında yaşanan 12 gün savaşına yönelik Veryansın TV’de yayınlanan yazımda;
13 Haziran 2025 tarihinde İsrail ve ABD’nin Uluslararası Hukuku hiçe sayarak İran’a saldırdığını ve savaş başladıktan 12 gün sonra ise, ABD Başkanı Trump tarafından gerekli hedeflere ulaşıldığı gerekçesiyle sonunun nasıl biteceği kestirilemeyen bu savaşın, hiç beklenilmediği bir şekilde saldırgan taraflardan birisi olan ABD’nin arabuluculuğu ve ateşkes ilanı ile garip bir şekilde bitirildiği ifade etmiştim.
Aynı yazımda,
İsrail’in teknolojik avantajını kullanarak ve baskın sağlayarak başlattığı saldırısı sonunda hava üstünlüğü ve inisiyatifi ele geçirdiğini,
Askeri stratejiye göre İsrail’in, bu avantajını kullanarak; İran’ın nükleer, askeri, stratejik, enerji ve altyapıyla ilgili tesislerini yok etme fırsatını yakalamışken, ele geçirdiği inisiyatifi ABD’nin araya girmesi ile kaybettiğini,
Bu durumun bölgede karar ve yetkinin sadece ABD’nin tasarrufunda olduğu gerçeğini bir kez daha ortaya çıkardığını,
Tarafların birbirlerini gerçekçi bir şekilde test ettiği 12 Gün Savaşından aldıkları derslerle bir sonraki raunt için çok geçmeden hazırlıklarına başlayacaklarını ancak ikinci raundun ABD’nin küresel ve bölgesel önceliklerine göre şekilleneceği değerlendirmesinde bulunmuştum.
ABD kendisi için öncelikli olduğunu değerlendirdiği Venezuela ve Grönland konularını belli bir aşamaya getirdikten sonra sıranın ikinci raunt için İran’a geldiği anlaşılıyor. ABD bir yandan askeri tedbirler alırken diğer yandan da İran’a yönelik diplomatik ve psikolojik baskıyı artırmaktadır. Bu kapsamda İran’ı vurmakla tehdit etmekte, bölgeye yığınak yapmakta, yaparken de güç gösterinde bulunmakta ve Hürmüz Boğazı çıkışında bir deniz ablukası yaparak deniz yoluyla İran’ın petrol ve doğalgaz sevkiyatını durdurmayı hedeflemektedir.
Bu tedbirler İran üzerinde ABD çıkarlarının gerçekleştirilmesini sağlar mı?
Güreşte köprü durumuna getirmek denilen bir tabir vardır. Alttaki güreşçi bazı durumlarda tuş olmamak için son çırpınış olarak köprü kurar. Bu durumdaki güreşçi genellikle tuş olur ya da müsabakanın sonucunu etkileyecek önemli puanlar kaybeder. 12 Gün Savaşında ABD ve İsrail tarafından köprü durumuna getirilen İran’ın ikinci rauntta kazanma şansı var mıdır?
13 Haziran 2025 tarihinde başlayan ve 12 gün süren savaş sunucunda İran’ın;
Hava kuvvetleri ve hava savunmasının çok yetersiz durumda olduğu ortaya çıkmış ve beka tedbirlerini alamamış,
Beka tedbirlerini alamayan bir ordunun caydırıcı gücü olamayacağı bir kez daha görülmüş,
İran Ordusunun Balistik Füze kabiliyetinin dışında stratejik başka bir yeteneği olmadığı ve konvansiyonel (klasik) bir savaşa hazır olmadığı sonucu net bir şekilde ortaya çıkarılmıştır.
Havada üstün olmayan ve hava savunması çok yetersiz durumda olan bir devletin karada ya da denizde üstünlüğü ele geçirmesi mümkün olabilir mi? Cevabını hemen verelim mümkün olamaz. Askeri stratejide denizde ve karada üstün olabilmenin temel koşulu öncelikle hava üstünlüğünü ele geçirmek ve etkili bir hava savunma sistemine sahip olmaktır.
12 Gün Savaşında ABD ve İsrail tarafından öncelikle İran’ın hava savunma sistemleri ve Hava kuvvetleri hedef alınmıştır. Hava üstünlüğü sağlandıktan sonra kritik askeri hedefler ve nükleer tesisler vurulmuştur. Sivil hedefler birkaç istisna dışında hedef alınmamıştır. Basra Körfezi ve Hürmüz Boğazındaki petrokimya tesisleri, rafineriler, limanlar, boru hatları vd. leri vurulmamıştır. Enerji hatları, barajlar, köprüler, viyadükler, havalimanları gibi sivil altyapılara yönelik bir saldırı olmamıştır. Sivil sanayi ve endüstri tesisleri hedef alınmamıştır. Daha doğrusu sıra bunlara geldiğinde 12 Gün Savaşı hiç beklenmedik bir şekilde ABD tarafından sona erdirilmiştir.
Oysa İsrail’in niyeti; Suriye’de 2013 yılından beri icra ettiği ve ağırlıklı olarak Beşar Esat’ın iktidarı kaybettiği 8 Aralık 2024 tarihinden sonra Suriye’de yaygınlaştırdığı hava saldırılarıyla yüzlerce hedefi yok ederek, Suriye’yi kısa ve orta vadede bir tehdit olmaktan çıkardığı gibi, İran’ın askeri ya da sivil, stratejik ve kritik ne kadar tesisi varsa vurarak İran’ı da orta ve uzun vadede tehdit olmaktan çıkartmaktır.
Kanımca 12 Gün Savaşı esnasında ABD ve İsrail’e ait keşif, gözetleme ve hedef tespit vasıtalarının, bizzat İran hava sahasında uçarak; yerinden, yakından ve çeşitli açılardan İran’a yönelik hedef tespiti ve planlaması sürecini hassas, ayrıntılı ve doğru bir şekilde tamamladıklarını düşünüyorum. Bu kapsamda İran’ın bütün stratejik ve kritik sivil endüstri ve sanayi tesislerine yönelik hedeflere ait bilgilerin toplandığı ve oluşturulan hedef listelerindeki hedeflerin önceliklendirilerek gerekli imha planlarının yapılmış olması kuvvetle muhtemeldir.
Bu planlama hava üstünlüğünü kaybetmiş ve hava savunması imkanları son derece kısıtlı olan İran karşısında mutlak hava üstünlüğünü ele geçirmiş ABD’ye çok büyük avantajlar sağlamaktadır. Etkili bir hava savunma sistemi hasım bir ülkeyi caydırabilmek için en önemli enstrümandır. Rusya Ukrayna Savaşının uzamasının sebeplerinden birisi, belki de en önemlisi Rusya’nın Ukrayna’da hava üstünlüğünü ele geçirememiş olmasıdır.
Bu savaş esnasında ABD sadece İsrail ve İran’ı test etmemiştir. ABD 12 Gün Savaşında Rusya ve Çin’in savaşa olan yaklaşımlarını ve tutumlarını da test etmiştir. Ukrayna ile savaş halinde olan Rusya, diplomatik tepkilerin dışında önemli bir destek sağlayamamıştır. İran’a yönelik en büyük desteği sağlayacağı düşünülen Çin ise ABD ve İsrail saldırısı karşısında sağlam bir duruş gösterememiştir. Çin ve Rusya’nın örtülü desteği maalesef İran’a önemli bir katkı sağlayacak ve ABD’yi saldırıdan vazgeçirecek bir düzeyde değildir. Kısacası İran çok güvendiği iki büyük ülkeden etkili bir destek alamamış ve yalnız başına kalmıştır.
Savaş çıkar mı çıkmaz mı? senaryoları tartışılıyor ve yorumlar yapıyor. Bana göre savaş çıkar ya da çıkmaz. İster savaş yöntemiyle ister güç gösterisi, abluka, baskı ve diplomasi yöntemiyle olsun, ABD İran konusunda konjonktürün kendisine sağladığı avantajı kendi milli menfaatleri ve hedefleri doğrultusunda kullanmak isteyecektir. 12 Gün Savaşında köprü durumuna getirdiği İran’ı tuş yapmadan bırakmak istemeyecektir.
TRUMP’IN HEDEFLERİ NELERDİR?
ABD’nin asıl hedefi Çin ve İran arasındaki mevcut iş birliği ve ittifak ilişkisini bozmaktır. Bu kapsamda ABD kısa vadede İran’ın Çin’e petrol satmasını engellemek istemektedir. Orta ve Uzun vadede ise İran’ın Çin’den ayrılması ve ABD’ye yakın olmasını hedeflemektedir. Kanımca ABD’nin bu hedeflerine ulaşması için rejim değişikliği de önemli değildir. Önemli olan ABD’nin menfaatleri ile uyumlu çalışabilecek bir İran Devletidir. Bu kapsamda ABD için en önemli konulardan birisi Basra Körfezindeki Ülkelerin Petrol ve Doğalgaz ürünlerinin akışı ve bunun ABD’nin kontrolünde dünyaya pazarlanmasıdır.
ABD’nin en önemli hedeflerinden bir diğeri ise İsrail’in güvenliği ve İran’ın İsrail’in güvenliği için bir daha tehdit oluşturamayacak hale getirilmesidir. Suriye’nin ABD’nin vesayeti ve kontrolü altına girmesi süreciyle bu amaç kanımca büyük ölçüde başarılmıştır. Öte yandan İsrail’in Gazze ve Lübnan’a saldırıları ile Hamas ve Hizbullah’ın etkisizleştirmesi büyük ölçüde sağlanmıştır.
İsrail 1981’de ilhak ettiği Golan Tepelerinin bir bölümünü Aralık 2024’te Esad’ın devrilmesinden sonra tamamen ele geçirmiştir. Aynı dönemde Katana ve Kuneytra ve Hermon Dağı’nın Suriye kontrolündeki bölümünü de ele geçirerek, Başkent Şam’a 25 km mesafeye kadar yaklaşmış ve stratejik açıdan büyük bir üstünlük ele geçirmiştir.
Ancak biraz önce yukarıda açıkladığım gibi yarım kalan işi ikinci rauntta tamamlama gayretleri ortadır. İsrail’in en büyük arzusu İran’ı birkaç ay sürecek hava bombardımanı ile vurarak askeri ve sivil bütün kritik tesislerini imha etmektir. İsrail bu yöntemle ekonomisi çökmüş ve en az 20-30 yıl belini doğrultamayacak bir İran hedefine ulaşmak istemektedir. Bu duruma getirilmiş bir İran’ın, bölgedeki vekil güçlerini (Hizbullah, Haşdi Şabi, Hamas ve Husiler) desteklemek imkânı da kalmayacaktır.
Belki de bu süreç İran’da on yıllar sürecek bir iç savaşın kapısını aralayacak ve İran’ın parçalanma sürecini başlatacaktır. Bölgenin kadim ülkelerinden birisi olan İran’ın parçalanması süreci ise sadece İran’ı değil başta Türkiye olmak üzere tüm bölgeyi on yıllarca etkileyebilecek stratejik bir kırılma ve yapılanma sürecine yol açabilecektir.
Bir diğer şart İran rejiminin zenginleştirmiş olduğu uranyumu üçüncü bir ülkeye vermesi ve nükleer çalışmalarını süresiz ve kalıcı olarak bırakması hususudur. Bu konunun ABD ve İran arasında çözülebilecek en kolay konulardan birisi olduğunu düşünüyorum. Zira İran için asıl önemli olan Nükleer Enerji ve Uranyum zenginleştirilmesi konusundaki elde ettiği tecrübe ve bilgi birikimidir. Bu tecrübe ve bilgi birikimiyle koşullar elverdiğinde tekrar süratle nükleer çalışmalarına devam edebilir. Ancak bu hususun gerçekleşmesi ABD ile savaşa girmeden ülkesini bir yıkımdan koruyabilmesine bağlıdır.
İran’ın balistik füze programına son vermesi hususu da önemli konulardan birisidir. İran’ın caydırıcılık konusunda yatırım yaptığı ve güvendiği en önemli silah sistemi uzun menzilli füzeleridir. Özellikle sesten 5 kat daha hızlı uçabilen hipersonik füze yapımı ile eriştiği teknolojik seviye inkâr edilemez büyük bir başarıdır.
Ancak bu gerçeğe ve 2500 km menzile yaklaşan hipersonik füzelerin çok etkili silah sistemleri olmasına rağmen, bu füzelerin İran’a muhtemel bir savaşı kazandırması ya da caydırması ihtimali çok düşüktür. Çünkü bu sistemler hassas vuruş kabiliyetine sahip sistemler değildir. Daha ziyade bölge hedeflerine karşı etkilidirler. Roket yakıtları ve bazı parçaları üretim bakımından Çin’e bağımlıdır. Sayıları sınırlı ve uzun menzilleri nedeniyle tespiti ve önlenmesi ihtimali yüksektir. Füze rampa ve depoları muhtemelen hedef listelerinde “öncelikli” olarak belirlenmiş ve “imhası planlanmış” hedeflerdir. Savaşın başlamasıyla birlikte öncelikli hedef olacağı dikkate alınarak, zamanla sayılarının azalması ve imhaları nedeniyle savaşın ilerleyen zamanlarındaki kullanılma yoğunluğu ve etkisinin azalması muhtemeldir.
Modern ve eğitimli bir hava ve deniz kuvvetlerine sahip olamayan İran’ın bu füzeler ile savaşı kazanması ya da önleyebilmesi tatbiki mümkün görülmemektedir. İHA ve Uzun menzilli roketler ile yapılan saldırılar günümüz klasik savaşlarının ya da yıpratma savaşlarının birer enstrümanı olabilir. Ancak kuvvet çarpanı yani savaşın kazanılmasına amil olabilecek stratejik silah sistemleri değildir.
Bu gerçeğin farkında olması gereken İran’ın bu konuda esnek ve müzakere edilebilir bir tutum içerisinde olabileceğini düşünüyorum. Ancak bu konu İran tarafından Çin ile stratejik ilişkileri ve ittifakı kapsamında değerlendirilebilecek önemli ve bir konudur.
Gelelim ABD tarafından yapılması planlanan muhtemel harekatın nevi ve stratejisi üzerinde tahminde bulunmaya…
ABD tarafından bölgeye sevk edilen birlikler ve yığınaklanma stratejisi muhtemel bir savaşın hava ve denizde olacağının emaresini veriyor. ABD’nin seçilmiş stratejik ve kritik hedeflere, önceliklerine uygun olarak, hava ve deniz platformlarını kullanarak ateşle taarruz yöntemiyle imha stratejisi uygulaması muhtemeldir. Harekatın süresi ABD’nin ulaşmak istediği “end state” yani nihai duruma göre değişebilir. Bir rejim değişikliği arzu ediyorsa bu süre birkaç yıla kadar uzayabilir.
BU SAVAŞ BİR KARA HAREKÂTINA DÖNÜŞEBİLİR Mİ?
Zor olmakla birlikte imkânsız değil. İran’ın asimetrik savaş yöntemlerini kullanarak ABD donanması, hava kuvvetleri ve askerlerine beklenmeyen bir zaiyat verdirmesi durumunda Trump yönetimi zor durumda kalabilir.
Bunu telafi etmek ya da savaşın tahmin edilen zamandan daha fazla sürmesi durumunda, İran dışındaki körfez ülkelerinin petrol ihracatlarını sürdürmelerini sağlamak ve güvence altına almak maksadıyla, ABD Hürmüz boğazını kontrol eden bazı adalara ve Hürmüz Boğazının İran tarafındaki kıyısının kontrol altına alınmasına yönelik sınırlı bir kara harekâtında bulunabilir.
Sonuç itibariyle ABD ister diplomasi yoluyla isterse savaş yoluyla hedeflerine ulaşmayı kafasına koymuş durumda gözüküyor. Dünya konjonktürü ve güç dengesi de kendisinden yana. Bu savaşın sonucunda bölgede meydana gelebilecek felaketler, kırılmalar ve istikrarsızlıklar çok umurunda da değil. 1979 yılından beri kötü ilişkiler içerisinde bulunduğu İran’ı bu kadar zor durumda yakalamışken, hedeflerine ulaşmadan bu krizi sonlandıracağını tahmin etmiyorum.
İran diplomasi yoluyla bu savaşı önleyebilir mi? Bu da çok zor gözüküyor. Çünkü İran’ın ABD’nin istediği her konuda taviz vermesi ideolojisi ve söylemlerini inkâr etmek anlamını taşıyor. Bu durum rejimin varlığını tehlikeye sokabileceği gibi İran’da bir eksen kaymasını da gerektirir. Şu haliyle hem rejimin hem de destekçilerinin bu durumu kaldırabileceğini sanmıyorum. Sözün kısası başta ekonomik problemler olmak üzere birçok sıkıntıyla uğraşan İran’ı ve bölgeyi çok zor günler bekliyor.