Serkan Arslan yazdı…
ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta İran’a yönelik saldırılarında Minab’da bir okul vuruldu ve 170 kız çocuğu hayatını kaybetti. (Çok yaşa Efendi, biz ölürüz)
Tarih bir ibret vesikasıdır;
Yahudiler, Babil İmparatorluğu ve Roma İmparatorluğu tarafından Kudüs’ten sürüldüğünde Hz. Ömer onların Kudüs’e yeniden girebilmesine imkan verdi. Müslümanlar sayesinde Kudüs’e girebilen Yahudiler şimdi ise Müslümanlara bomba atıyor.
Onlar cennete gitti diyenler şunu bilsin ki cehennemin dibine gidecekler. Ben demiyorum Bakara suresi 281. Ayeti açıp bakın. Yaratanın Son Emri;
‘O günden sakının ki, onda Allah’a döndürüleceksiniz, sonra kimseye zulmedilmeden herkese hak ettiği tam olarak verilecektir.’
‘Bana Kalırsa Önce Arap Coğrafyası Gidecek.’
Not: Bizim Hz. ALİ ile imtihanımız da budur. Ali, Muaviye’ye karşı (onun gibi hile yaparak) kazansaydı bu kadar değerli olur muydu? Ali kaybedeceğini bilse de kötünün karşısında durdu. Bu Müslüman alemi dediğiniz kim diye soranlara Emevî’nin köpekleri diyenler olacaktır. İmam Azam 12 gün kırbaçlanıp zindanda zehirlenirken Abbasi zulmüne boyun eğmeyerek inancıyla kalmayı tercih etti. Efendiye köle olacağına inancına kul olmayı tercih etti. Neyse putları kırmanın kimseye bir faydası yok. Bırakın tapınsınlar Efendilerine…
Hadi bu dünyanın yapay tanrılarına geri dönelim. Gerisini RAB halledecektir.
Kaderini Seven Köle (Efendisinin isteğini tanrının emri kabul eder)
Yetinmek, yetersizlik düşüncesini yok eder. Köle kaderini severse Tanrı ile arasındaki ebedi ibadetinin sonunda huzura ereceğini kabul eder. Karşısına çıkan sorunları üstesinden gelinmesi gereken değil, sırtında taşınması gereken yük olarak görür. Acının evrelerinden geçerken Tanrıyla birlikte olduğunu düşünür. Çünkü acıyı olgunlaştırmak ve onun üstesinden gelmek, Tanrıya olan inancını utandıracaktır.
‘Efendinin ruhu kutsaldır’ ve bunun devamlılığı için önüne çıkan her canlı bir mahluktur.
Milgram’ın itaat deneyleri;
“İtaat” deneyinin mucidi ve uygulayıcısı Stanley Milgram, 1961’de, yani Nazi savaş suçlusu Adolf Eichmann’ın İsrail’de yargılanmaya başlamasından kısa bir süre sonra bu deneylere başlamıştı. Milgram deneyi, insanların otorite sahibi bir kişi veya kurumun isteklerine, kendi vicdani değerleriyle çelişmesine rağmen itaat etmeye ne ölçüde istekli olduklarını ölçme amacını güden bir deneyler dizisinin genel adıdır. Stanley Milgram’ın itaat deneyleri, otoriteyi anlamaya yönelik sosyokültürel oluşumları da dikkate alan son derece etkili ve aynı zamanda tartışmalı sosyal psikoloji temelli deneylerdir ve kişilerin durumsal uyma davranışını ölçmeyi amaçlar.
Köleler, Efendilerinin verdikleri emirler karşısında oluşan sorunlardan kendileri sorumlu tutmaktan kaçınırlar. (Vicdan kaçakçılığı nedir sizce?)
Bunu somutlaştıralım biraz…
Mao’nun Kuşları, ABD’nin Bizonları, İngiltere’nin Kedi ve Köpekleri…
- 1870 yılında ABD “Bizonları yok ederek Kızılderilileri açlığa mahkûm etme” stratejisini hayata geçirdi. Çünkü 30 milyon Kızılderili’yi katlederek yok etmek çok masraflıydı. Büyük göç ile dünyanın en kadim soylarından birini ortadan kaldırmayı böylece masrafsız halledeceklerdi. “Her ölü bizon bir Kızılderili’nin gitmesi demekti”
İkinci dünya savaşı başladığı sırada kıtlık korkusuyla İngilizler Evcil Hayvan Katliamını başlattı. Yaklaşık 750.000 kedi ve köpek (İngiltere’deki evcil hayvanların %25’i) sahipleri tarafından yok edildi.
- 1958 yılında tüm Çin halkı (köylüler, çocuklar, işçiler) seferber edildi:
- Tencereler, tavalar, davullar, gonglar çalınarak gürültü yapıldı → Serçeler yere konamadan saatlerce uçtu, yoruldu ve açlıktan ve yorgunluktan öldü.
- Yuvalar yıkıldı, yumurtalar kırıldı, yavrular öldürüldü.
- Sapan, tüfek ve zehir kullanıldı.
- Ölü serçe getirenlere ödül verildi (rekabet yaratıldı).
Sonuç; 2 yıl içinde yaklaşık 2 milyar serçe (bazı kaynaklar 1-2 milyar arası) öldürüldü. Serçeler Çin’de neredeyse yok olma noktasına geldi. 1960’ta Mao kampanyayı durdurdu ve serçelerin yerine tahtakurularını koydu, ama iş işten geçmişti. Oluşan kıtlıkta 15 ila 55 milyon kişi açlıktan öldü.
Şimdi yoksul çocuklardan biri kara tahtaya ‘taş’ sözcüğünü yazar yazmaz
Çevredeki bütün ağaçlardan kuşlar uçup gittiler…Füruğ”
Masumiyet bile (çocuk) farkında olmadan bu yıkıma katıldı.
Efendisinin ona verdiği isimden ibaret olan ve yaşamda kim olduğunu kanıyla yazan köle, bedeni sınırlı sorumlu, ruhu sınırsız sorumluklarla donatılmış olarak bildikleri karşısında susar. Çünkü yaşama ezberlediği emirler ile tutunmuştur. Değer kendine, yeterlilik başkalarına verilir. Kendini yetersiz gören köle, efendisini değerli görür.
Gerçeğin arka penceresi vardır, hakikati görünce oradan kaçar…