Serkan Arslan yazdı…
Siyonizm, uluslararası kuralları hiçe sayar. Politik yaklaşımı meşum uygulamalarla yürütürken tahrif edilmiş Tevrat yerini Talmut’a oradan da Siyon Protokolleriyle de bunu sistematik bir şekilde kurumsallaştırılmıştır. Dünya üzerinde devletleşmeden bütün ülkeleri kontrol atına almanın protokolleri 19. Yüzyılda hayata geçirilmiştir.
Arz’ı Mevud yani Filistin’de dünya üzerindeki bütün Yahudileri toplayıp Siyon Dağı’nın üzerine Hz. Süleyman Mabedini inşa etmek idealindedir. Çünkü bilinenin Aksine ‘İsrail Devleti’ Yahudi Şeriatı üzerine yazılmış son derece katı kaideler ile yönetilir.
Tevrat;
‘O zaman Rab bütün milletleri önünden kovacak ve sizden kuvvetli milletlerin mülkünü alacaksınız. Ayak bastığınız her yer sizin olacak. Önünüzde kimse duramayacak, Allah’ın size söylediği gibi dehşetinizi ve korkunuzu ayak bastığınız bütün diyarda koruyacaktır.’
Politik Siyonizm, dini emellerin hayata geçirilmesi için yüzlerce yıllık bir plandı. Thoder Herzl’in yani Siyonizm’in babasının tam olarak da emeli buydu. Köleyi efendisine kavuşturmak…
Herzl, 1896 yılında Yahudi Devleti adıyla bir risale yayınlayarak Siyonist teşkilatlanmanın fitilini ateşledi. Siyon dağında Kutsal Ev yani Süleyman Mabedi inşa edilecek ve ayak bastıkları her yer onların olacaktı. Bu sebeple Siyon Protokolleri katı bir şeriat hükmü ile eksiklik olarak uygulanacaktı.
Siyonist teşkilatlanma ve ulus olma yolunda Theodor Herzl, Yahudi ulusunu kavramsal olarak ne olduğunu şu sözlerle ifade etti;
‘Müşterek düşmanlara karşı birbirlerine kenetlenen tarihi bir üst insan topluluğudur.’
Ve bu ulusun (Yahudiler) ortak fikrini ifadesi de şöyledir;
‘Düştüğümüz zaman, devrimci, işçi sınıfı, memur oluruz. Fakat kalktığımız zaman korkunç gücümüz ortaya çıkacaktır. Liberalizm ve nasyonalizm, Yahudi mahallerine kapılarını açtı. Ve Yahudiler artık eşitlik adı altında vatandaşlıklar elde etti.’
Bu iki temel düşünceden yola çıkarak şunu söyleyebiliriz. Yahudiler kendi çıkarlarına olmayan her türlü düşüncenin muhalifi olacaklardır. Monarşiye karşı cumhuriyetçilerin yanında yer alacaklar. Ancak bir cumhuriyetçinin yanında sosyalist olacaklardır. Bir sosyalisti gördüklerinde Bolşevik’in yanında saf tutacaklardır. İşte bu kaosun nasılda besin kaynakları olduğunun en açık örneğidir.
Birinci Dünya savaşı öncesi yapılan Siyonist kongresinde şu karar göze çarpmaktadır.
‘Artık bir Yahudi devleti kurulması için gerekli şartlar olgunlaşmıştır. Biz dünyayı bunun için savaşa soktuk ve bir servet kazandık. Böylece satın alacağımız topraklar için gerekli sermayemiz vardır.
Şu unutulmadan altını özenle çizmeliyiz. Bu protokoller 1897 yılında Dr. Theoder Herzl başkanlığında İsviçre’nin Basel şehrinde tartışılmış ve kesin karara bağlanmıştır.
Yaratılış kanunlarına göre ‘Hak Kuvvetten doğar’ . Siyonizm mutlak bir güç ile insanlığı kendi krallığının kölesi yapmak için Siyonizm’i harekete geçirmiş ve yaratıcının tek varisi olduğunu savunmuştur.
Günümüzde liberal yönetimler artık yerini servetin gücüne bırakmıştır. Devletleri borçlandıran sermaye gücü istediği her şeyi yapmakta herhangi bir evrensel ölçüyü umursamamaktadır.
Tabiatta hiçbir şekilde eşitlik yoktur. Her şeyin bir denklik ile var olduğunu bunun tanrının buyruğu olduğunu konuşurken, vazgeçmemiz gereken bir kelime olduğunu kabul etmeliyiz. Hürriyet asla tam sağlanamaz. Yaşamın bizzat bir karakteri ve zekâsı olduğunu bu bağlamda hürriyet kelimesinin bir bağlılıktan ziyade bir tamamlayıcılık içerisinde varlığını sürdürebileceğini bilmeliyiz. O zaman insanoğlunun oluşturduğu her akım ya da düşünce tarzı bir eksikle kendini var eder. Silahsız Peygamberler yok olmaya Mahkumdur.
Darvinizm, Marksizm ve güç-güçtür kuramları içinde yaşamın dengesini sağlayan tek gerçek Tanrının iznidir. Bu buyruk vahi yolunu terk ederek, basın eliyle şekillendirildiği gün kaos düzeni bir kuram- teori olmaktan çıkmıştır. İhtiyaçların, şikayetlerin ve hoşnutsuzlukların yönetildiği ve yönlendirildi bir dünyada hür ifadeler yönlendirilmiş arzularımız ile karıştırılmıştır. Yapılanların cinai sorumluluklarını örtbas etmeye ve kendi çıkarlarının propagandasını bütün uluslara dayatmanın yolunu Siyonizm ile birleştirmişlerdir. Bu sayede okyanuslar kadar kan dökseler de dereler gibi gözyaşı akıtsalar da dünyanın gözü kulağını başka tarafa çekeceklerdi. Sosyalistler anarşistler ve komünistler arasında çıkan çatışmalar içinde Yahudi olmayanlar ölecek ve ortaya çıkan sınıflar arasında kaosun sürmesi için kronik bir kıtlık yaratılarak insanlığı arzularının kölesi yaptılar.
İnsanlık Siyonizm’in tavsiyesi olmadan karar veremez hale geldi. Ve düşünme yetisini ona teslim etti.
Özgürlük, eşitlik, kardeşlik ile yola çıkan Fransız Devriminin en büyük sorunu neydi?
İnsanoğlunun düşüncesinde öyle bir hayal kırıklığı yarattı ki özgür olmak yerine tabi olmayı, eşitlik yerine üşütün olmayı, kardeş olmak yerine büyük olmayı tercih ettiler. Sonun da hürriyet adı altında savaştıklarının Tanrıdan başkası olmadığını fark ettiklerinde geri dönemeyecek kadar çok günah işlemişlerdi. Yahudiler yüzyıllardır inançların altını oyarak seküler yani tanrısız bir yaşamı zihinlere işledi. Matematiksel ve iktisadi hesaplar ile uyuşturulan toplumlar kazan- kazan düşüncesiyle birbirleriyle yarışa başladılar. Anlam ve irade ortadan kalktı. Lüks yaşam ile vurguncu ve hırslı bir sanayi ve iş düzeni yarattılar. Talep ettikleri her ne varsa önlerine öyle şartlarla sürüldü ki, eksikliğini her hissettiklerinde sahiplerinin tasmalarını aradılar. Siyonizm, bütün maddeyi kontrol ederken iktisadi bütün denklemler ile oynayarak bolluk ve kıtlık yaratma gücüne erişti.
Ekonomi artık Lüks ve Hırs Paradoksuyla yönetiliyordu.
Siyaset ise en kolay ele geçirilecek alandı. Siyonizm ile yapılan her anlaşmada tek koşul vardı. Her türlü girişimin gizliliği esas alınacak gerçek niyet asla konuşulmayacaktı.
Bakın bu konuya 9. Siyon Protokolünde nasıl açıklık getiriyor;
‘Herhangi bir devlet bize karşı bir kışkırtma veya protesto girişiminde bulunursa, bu bizim onlara önceden verdiğimiz emir ve yetkiler sayesindedir. Çünkü onların gösterdiği düşmanlık sayesinde gelecek nesilleri eğitmemizde bize yardımcı olacaktır. Bir boykotu ya da mücadeleyi devam ettirmek için para gereklidir. Ve oda binlerce yıldır bizim elimizdedir.’
İşte siyasetin ve politik fanatizmin tam karşılı budur. Halk kitleleri, politik dehalara özel bir sevgi besler ve onların bütün şiddet hareketlerini hayranlıkla karşılar. Bu ne kadar aşağılık bir durum olsa da Siyonizm için zekice bir yoldur. Halk her şeyin kötü ve çaresiz gittiği dönemlerde çektiği acıdan kurtulmak yerine onunla yaşamayı kabullenir hale geldiğinde kölelik düzeni daha da sağlam olarak Siyonizm’in önüne servis edilecektir. Bunun ilk şartı liberal devletleri ekonomileri ve düşünceleri desteklemektir. Bu liberalizm zehrini bir toplumun içine soktuklarında o topluma ait ne varsa satın alınabilir hale gelir. Onlar için Yahudi olmayanlar koyundur. Bir koyun sürüsüne istedikleri zaman kurt sokuyorlar. İşte kaos düzeni budur.
Siyonizm bütün değil dağınık bir yapıdır. Bütün toplumlara dağılarak varlıklarını terk bir amaç uğruna devam ettirirler. Yahudi Krallığı….
Mason locaları…
Hür Mason Localarını kurdular ve onları çoğalttılar. Onları Yahudi düşünceleriyle beslediler. Siyonizm, kendi düşüncesinden o kadar emindi ki Yahudi olmayanların biraz pohpohlanınca şuurlarını kaybedip budalaca hareket edeceklerini biliyorlardı.
1905 yılında Prof. Dr. Sergius Nilus Siyon Protokollerini yayınladı. Bu protokollerin ön sözünde şu sözlere yer verdi;
İnsanlık bilinçli ya da bilinçsiz Siyon’un bu azametli yapısına boyun eğiyor, çünkü tüm ülkeler bize ödemeyecekleri miktarda borçludur. Eğitim sisteminde tamamen materyalist bir düşünceyle tamamen Siyonizm’in düşüncelerine tutsaktırlar.
Psikoloji, sosyoloji ve antropolojide neden bu kadar ileri seviyedeler?
Siyon protokollerinde bu durumu şöyle ifade ediyorlar. Eğer ekonomik ya da eğitim konusunda istediğimize erişemezsek onları çeşitli aşılar ve su ile yapılan türlü karışım içeceklerle tımarhaneye ve hastaneye atacağız. Türlü fiziksel engeller ile karşı karşıya getireceğiz. Medeni haklarını yasal yollarla ellerinden alıp nesillerini tüketeceğiz.
Dünya hakimiyeti yolunda kullanılan liderler…
SSBC’de Lenin, Troçki olmak üzere bütün yönetim kadrosunun Yahudi ve Mason olması ve Rus ihtilalinin Siyonizm bankerleri tarafından karşılanması tesadüfi olamaz. Bu sadece bir örnek. Dünyayı idare edenler görünüşte iktidar mevkiinde olanlar görünse de kulislerin arkasında hep bir Siyonizm masası olmuştur. Devlet-i Aliye hariç…
Dip not;
‘Tarih, İstisnaları Sever Mi Bilemem Ama ‘İstisnaların’ bu durumu umursamadığını sanmıyorum.’
Türkler tarihin istisnalarıdır…