Emekli İstihbarat Albay Erhan Ata yazdı…
Son dönemde, istihbarat servisi ve İsrail Silahlı Kuvvetlerinde görev yapmış eski personel ile Türkiye’deki sözde güvenlik uzmanları, tesadüfen eşgüdümlü olarak İsrail’in İran’dan sonraki hedefinin Türkiye olduğu tezini işliyor ve bunu gündemde tutmaya çalışıyorlar.
İşte tam bu noktada insanın aklına sihirbazların “ilgiyi başka yöne çek ki asıl amaç belli olmasın” taktiği geliyor.
Bunun bir kaç nedeni var ancak mevcut konjonktür ve askeri imkan kabiliyetler ile fayda zarar analizi İsrail’in Türkiye’ye olası bir saldırı tezini zaten geçersiz kılıyor.
Bunun yerine ön plana çıkan ve daha gerçekçi gözüken tez ise, ABD desteğini sorgusuz arkasına almış olan İsrail’in Kıbrıs’ı bir sonraki hedef olarak görmesi kuvvetle muhtemel olan tezdir.
Peki neden Kıbrıs?
Bu soruya cevap vermek için öncelikle bir kaç hususu hatırlamakta fayda var.
1. Non-government bir ülke olmasına rağmen, geçtiğimiz yıl içerisinde İsrailli münderit alıcılar ile İsrail lobisinin KKTC’de yoğun bir mülk alımına başlaması ve bunun kolonileşmeye doğru evrilme ihtimali tespit edildiğinde, kuzeyde yabancı alımlarına getirilen sınırlamalar sonrasında, bahse konu İsrail lobisi ve sözde israilli bireysel mülk alımcıları yönlerini Rum tarafına çevirmiş, yoğun emlak ya da arsa alımlarına güneyde devam etmiştir.
2. Black Cube; Eski Mossad üyelerininin çalıştığı ve yönlendirdiği bir şirketsel örgüt olan Black Cube, Rum tarafında ki emlak alım/satım faaliyetlerinde siyasilere verilen rüşvetler, rüşvet kayıtları ve şantajlar ile anılırken güneyin gecelerinde örgütün gölgesi daha görünür olmaya başlamıştır.
3. Rum yönetimi, son bir yıl içerisinde, İsrail öncelikli olmak üzere birkaç NATO üyesi ülke ile beraber İsrail’in kontrol ve baskı alanında olan diğer bölge ülkeleri de dahil olmak üzere ikili askeri anlaşmalar imzalamış, ayrıca taaruz içerikli ortak askeri tatbikatlar da gerçekleştirmiş/gerçekleştirmeye devam etmektedir.
4. Akdeniz’de doğalgaz kapsamında var olan enerjinin çıkarılması ve enerjinin sevki kapsamında başta İsrail olmak üzere yine İsrail’in kısmi kontrolü altında olan diğer bölge ülkeleri arasında ekonomik münhasır bölgeler çerçevesinde ikili işbirliği anlaşmaları imzalanmıştır.
5. Rum tarafında, kuruluş amacının “Kıbrıs’taki Türk askeri unsurları ile Türklere yönelik silahlı eylemler gerçekleştirmek” olduğunu açıklayan “Devrimci Özgürlük Savaşçıları” adlı bir örgüt kuruluşunu ilan etmiş, ne EOKA ne de GKRY hükümeti konuya ilişkin herhangi bir açıklama yapmayarak örgütün varoluşuna sessizlikleri ile katkı ve destek sunmuştur.
6. Uzun zamandır pasifize durumda olan ve sesi cılız çıkan EOKA’nın sesi ve eylemlerinde artış gözlemlenmeye başlanmış, artan özgüven ile birlikte Paskalya kutlamalarını seneye Girne’de yapmaya yönelik ütopik hayaller basın ile paylaşılmış, Türkiye ve KKTC bayraklarının yakılması bu yıl ki Paskalya kutlamalarına damga vurmuştur.
7. Rum milislerinin, anlam ve amaç yüklenemeyecek şekilde ara bölge ağırlıklı olmak üzere eylemlerinde artış göstermesi ve bunun artan bir ivme içerisinde olduğu gözlemlenmektedir. Kaldı ki benzer bir durum karşısında, beklenmeyecek bir tepki olarak Türk Tankları sınır hattına yönlendirilmiş, BM’ye ve Rum tarafına mesaj verme ihtiyacı duyulmuştur.
Sonuç olarak, yukarıda belirtilen ve birbirinden bağımsız gibi gözüken husuların aslında birbiri ile ilişkili ve senkronize olduğunu söylemek, MOSSAD’ın kendi emel ve amaçları doğrultusunda, adanın güneyinde, ince bir işçilik ile EOKA ve benzeri örgütleri ve siyaseti şekillendirmeye çalıştığını görmek gerekir.
Bu kapsamda, olası senaryo ise;
İsrail’in, Akdeniz’in tek hakimi ve büyük İsrail olma hayalini gerçekleştirmek için Türkiye ile sıcak çatışmaya girmesine gerek olmayıp, BM kontrolündeki ara bölgede başlayacak ufak çaplı gerginlikleri EOKA ve hamisi olduğu terör örgütleri vasıtasıyla manipüle ederek genişletilmiş bir çatışma ortamı yaratıp, ikili anlaşmalar ile GKRY’nin üs verdiği NATO üyesi ülkeleri de devreye sokarak, bundan da istifade ile NATO’nun da denklem dışı kalmasını sağlayarak, ön cephede Rum’un arka planda ise ABD desteği ile kendisinin olduğu bir oldu bitti ortamı arayışında olacağını söylemek yanlış olmayacaktır. Bu bağlamda güvenlikten taviz vermeden saha istihbaratına azami önem verilmeli, olasılık risk değerlendirmeleri yapılmalıdır.