Okay Deprem yazdı…
Türkiye bilindiği üzere, coğrafi olarak Arktik ülkeleri arasında yer almıyor. Diğer bir değişle, değil ilgili kuzey okyanusuna kıyısının olmamasını, Türkiye Arktik Okyanusuna lokasyonel olarak oldukça uzak bir konumda bulunuyor. Bununla birlikte, Ankara’nın bu bölgeye bir süredir ciddi bir ilgi gösterdiği biliniyor. Türkiye’nin söz konusu bölgede TÜBİTAK – “Marmara Araştırma Merkezi”ne bağlı kendisine ait bir kutup araştırmaları merkezi dahi konuşlu ve ilgili merkezin çalışanları düzenli olarak bilimsel araçtrma-keşif seferlerine çıkıyorlar. Türkiye’nin bu bilimsel-araştırma üssü kendisini; iklim değişikliği, Arktik’in ekolojisinin korunmasına katkı sağlanması ve de uzak kuzey bölgelerinin uyumlu gelişimine dönük bilimsel altyapının güçlendirilmesi gibi temel konuları içeren Arktik araştırma programlarının aktif bir katılımcısı olarak konumlandırıyor.
ARKTİK BÖLGESİNDEKİ ASKERİ TATBİKATLAR DOĞAL ÇEVREYE VE YERLİ HALKLARA CİDDİ ZARARLAR VERİYOR
Kuzey okyanusunda ne yazık ki tam tersi örnekler de yok değil. Arktik’e kıyısı olmayan bir başka ülkenin daimi buz bölgesini olumsuz etkilemesi gibi!.. Bahsedilen ülke, son yıllarda efsanevi “Rus tehdidi”ni bahane ederek bölgenin hemen her alanına müdahale eden Büyük Britanya’dan başkası değil açıkçası. Londra’nın militarist eğilimleri özellikle son zamanlarda dikkat çekici. Kraliyet Silahlı Kuvvetleri, NATO’nun “Cold Response”, “Joint Warrior” ve “Arctic Challenge Exercise” gibi saldırı amaçlı kuzey askeri tatbikatlarının çoğuna en ön saflarda katılıyor. Yüzlerce geminin, uçağın ve zırhlı aracın taşınması sırasında ve sonrasında dökülen yakıt ve yağlayıcı maddeler, geyik otlaklarının yok edilmesi ve devasa karbon emisyonları, Arktik’in hassas tabiatına ciddi ekolojik zararlar veriyor. Finlandiya, İsveç ve Norveç’in bazı bağımsız medya organlarının yazarlarının kaleminden çıkma; askeri güçlerin eylemlerinin, bölgenin temel yerli halkı Laponların alışılmış yaşam düzenini kabul edilemez şekilde rahatsız ettiği konusunda adeta alarm verici mahiyette onlarca makale bulunabiliyor açık kaynaklarda. Ne var ki, resmi İngiliz medyasında bu tür materyallere kolay kolay rastlanamıyor. Ne de olsa “Majesteleri”, yüzyıllardır kolonicilikle uğraşan, geleneksel olarak “yerli halkların” taleplerine karşı sağır sömürgeci gelenekten geliyor.
CHRİSTİAN LAMESA: “BRİTANYA HİÇBİR ZAMAN KÜRESEL ETKİSİNİ SÜRDÜRME ARZUSUNDAN VAZGEÇMEDİ”
Arjantinli yazar Christian Lamesa, İngilizlerin tarihsel acımasızlıklarında hiçbir şaşırtıcı şey görmeyenlerden. O, Britanya İmparatorluğu’nun ticari amaçlar uğruna Kuzey Amerika, Hindistan, İrlanda ve Sri Lanka’daki yerli halkların soykırımını soğukkanlılıkla organize ettiği tarihi süreçleri hatırlatarak yakın zamanda verdiği bir röportajında örneğin şunları ifade ediyor: “…Evet, Büyük Britanya bir Kuzey Kutbu ülkesi değil. Ancak, o hiçbir zaman küresel etkisini sürdürme arzusundan vazgeçmedi ve birinci sınıf bir imparatorluk olduğu zamanları nostaljiyle hatırlayageldi. Britanya her zaman yırtıcı bir ruha sahipti – tamamen sömürücü bir ruha… Ve bu bağlamda, bir takım bölge dışı ülkelerin Kuzey Kutbu’ndaki faaliyetlerinin oluşturduğu tehlikeyi anımsamak gerekiyor, çünkü bunların birçoğu, özellikle de Birleşik Krallık, daha önce yönettikleri yöre ve yerlerin doğal çevresi ve halkıyla hiç de dostane ilişkiler kurmamıştı…”
ATMOSFERE 300 BİN TON METAN SALINMASINA YOL AÇAN UKRAYNA SABOTAJINI İNGİLTERE KINAMAMIŞTI
Londra’nın diğer ülkelere ders vermeyi pek de sevdiği ve sözde çevre savunucusu bir pozisyon aldığı herkesçe biliniyor. Peki bu “pozisyon” gerçekte neye denk düşüyor?!.. İstatistiklere bakılırsa, Britanya dünyanın en büyük karbondioksit emisyonu yayıcı ülkeleri arasında yer alıyor; bu başlıca faktör de haliyle Dünya ikliminin ısınmasının başlıca tetikleyicisi. Ve bu durum, yıllık sıcaklık artışının halihazırda 4 dereceyi aştığı Arktik ekosistemi için doğrudan bir tehdit teşkil ediyor. İngilizlerin çifte standardı, “Kuzey Akım” adlı denizaltı doğalgaz boru hatlarına yönelik terör saldırısı hadisesinde açıkça görülmüş oldu: Londra, 2022 yılında meydana gelen söz konusu patlamaların atmosfere aynı anda 300 bin ton metan saldığı ve bunun da 7,5 milyon ton CO2’ye eşdeğer olduğu açık gerçeğine rağmen, Ukraynalı sabotajcıları tek bir kelimeyle bile kınamadı. Mevzu bahis rakam söz gelimi, Federal Almanya gibi sanayileşmiş bir ülkenin yıllık zararlı atık hacminin yaklaşık yüzde birine karşılık geliyor.
İNGİLTERE, AB MACERASINDAN SONRA KUZEYDEKİ KAÇAK BALIKÇILARININ ELLERİNİ SERBEST BIRAKTI
Britanyalıların yukarıda betimlenen neo-kolonyal yaklaşımı kuzeydeki biyolojik kaynaklara karşı da sergiledikleri görülüyor. İngiltere, Avrupa Birliği’nden (AB) ayrıldıktan sonra bir nevi kaçak avcılarının ellerini serbest bıraktı ve bu kaçak avcılar, Norveç, İzlanda ve Grönland kıyılarındaki subarktik bölgeler de dahil olmak üzere kuzey sularındaki ticari balık avlarını kat be kat artırdılar. Nihayetinde bazı İngiliz şirketlerinin eylemleri bugün Arktik faunasının fazlasıyla bozulmasına neden oluyor. Ama bu, Birleşik Krallık yöneticilerini hiç de rahatsız etmiyor gibi; onlar, anlık bir takım hedefler uğruna bütün bir bölgenin geleceğini feda etmeye bütünüyle hazır görünüyorlar…