1. Haberler
  2. Gündem
  3. 25 yılda milyonlarca mağdur yarattık her yaştan!

25 yılda milyonlarca mağdur yarattık her yaştan!

Köyler mahalle oldu, imar rantı kentleri de siyaseti de yuttu. İmar affı, 2/B, sosyal konut talepleri her seçim öncesinde iktidarın oy deposuna dönüşen toplumsal sorun alanları oldu.

featured

YUSUF YAVUZ/VERYANSIN TV

Türkiye’nin son çeyrek yüz yılına kısaca üç harften oluşan kısaltmalarla anılan mağduriyetler damgasını vurdu. Ülke sosyolojisinin ve toplum psikolojisinin önemli bir parçası olan bu gerçeklik; aynı zamanda patinaj ve kısır döngü nedeni. Şimdi de ‘hobi bahçeleri’ adıyla anılan ancak bir hobiden çok planlama ve yönetim krizine dönüşen sorunun biriktirdiği öfke, toplumsal bir grizuya dönüşmek üzere. İmar Affı Mağdurları, milyonlarca insanı kapsayan yeni üç harfli mağdurlar kitlemiz oldu…

ÇEYREK ASRIN ÖZETİ: MAĞRURLAR VE MAĞDURLAR TOPLULUĞU

14 Ağustos’ta iktidar partisi AKP’nin yıldönümü etkinlikleri yapılacak. Ülke gündemine uzaktan bakıldığında, bir yandan mağrurluk, bir yanda mağdurluk görülüyor. İktidar mensupları 25. Yıldönümünü kutlayacak olmanın kendilerince haklı mağrurluğu içinde, büyük çoğunluğu bu iktidara oy vermiş olan halkın belirli bir kesimi ise mağduriyet içinde önünü görmeye, geleceğini güvence altına almaya çalışıyor. Bir başka deyişle söyleyecek olursa, iktidarın popülist politikaları 25 yılda milyonlarca mağdur yarattı, her yaştan!

İMAR RANTI VE SİYASETİN FİNANSMANI

Çeyrek asırdır ülkeyi yöneten partiye yeni katılımların olacağı iddiaları da gündemde. Bu iddiaların başında, bir süre önce CHP’den istifa eden İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay’ın adı geçiyor. Daha Aydın, Afyonkarahisar gibi illerde yaşanan partiler arası geçişler, bu iddiaların artık toplumda çok da önemsenmediğine işaret ediyor. Bir sabah uyanıyorsunuz, oy verdiğiniz bir başkan, başka bir siyasi kimliğe bürünmüş. Don değiştirir gibi parti değiştirmiş. Yerel yönetimlerin elde ettiği rantın merkezi siyaseti finanse eder duruma geldiği ülkede tüm bu yaşananların bu coğrafya üzerindeki tasarruflarla doğrudan bir ilgisi var: İmar rantı yerel siyaseti, yerel siyaset merkezi siyaseti, merkezi siyaset de makro düzeyde yine imar rantını besliyor. Bu zincirin ortasında kalan halk ise tenis maçı izler gibi olup bitenlerin seyircisi konumunda.

 

PARSEL BAZLI KENTLEŞME: KİM GÜLÜYOR, KİM AĞLIYOR?

Ülke siyasetinin ve toplumsal psikolojinin seri uzun süredir böyle. Önce halka umut ve hayal dağıtılıyor, ardından pat diye elinden alınıyor. İktidarı da muhalefeti de bu konuda birbiriyle yarışır durumda. Bu kısır döngü, önce tek tek insanları, ardından kitleleri, son olarak da bütün ülke toplumunu ilgilendiren ortak sorunlara dönüşüyor. Birçok büyükşehirde, belediye CHP’li, Müteahhit AKP ya da MHP’li, dev konut projeleri, rezidanslar, lüks villa projeleri havada uçuşuyor. Belediye meclisleri çoğu yerde büyük bir uyum içinde çalışıyor, parsel bazlı ve kişiye özel imar plan revizyonları matbaa makinesi gibi ardı ardına imzalanıp onaylanıyor. Bütüncül planlamadan uzak, parsel bazlı bu kentleşme dönemin özeti. Ancak kimin ağlayıp kimin güldüğü konusu çok konuşulmuyor. Daha çok ağlayanların yutkunması, gülenlerin yutması arasında gidip gelen bir sinir savaşı yaşanıyor.

YENİ ÜÇ HARFLİ MAĞDURLARIMIZ: İMAR YASASINA TAKILANLAR

Tablonun diğer yanında ülkenin üç harfli mağdurları var: Emeklilikte Yaşa Takılanlar, Çıraklık ve Staj Sigortası Mağdurları, Atanamayan değil, ‘Atanmayan’ Öğretmenler, Mahalleye Dönüşen Köyler… Son dönemde yeni mağdurlar da listeye ekleniyor. Yapı Kayıt Mağdurları ve İmar Yasasına Takılanlar gibi yeni üç harfli mağduriyetlerimiz var.

BAHÇELER HOBİYE İNDİRGENDİ, SAPLA SAMAN KARIŞTI

Özellikle bu son andığım iki grup, aslında milyonlarca insanı ilgilendiriyor. Yapı Kayıt Mağdurlarının 5 ila 15 milyon arasında olduğu söyleniyor. İmar Yasasına Takılanlar dernek kurup örgütlenmiş, hukuk bürolarında, Meclis’te, siyasi partilerin kapılarını aşındırarak çözüm arıyorlar. Hobi bahçeleri konusu da tüm bu kaotik düzenlemelerin yarattığı mağduriyetlerin bir parçası. Hobi bahçesi gibi bir genelleme aslında bu konuyu bütünüyle resmetmeye yeterli değil.

YARA DA YARABANDI DA AYNI ANLAYIŞIN ÜRÜNÜ

Son günlerde daha çok hobi bahçeleri üzerinden konu tartışılsa da aslında sorunun temelinde iktidarın seçim vaadi ve ek gelir kapısı olarak her dönemde ortaya koyduğu uygulamaların yarattığı sonuçlar var. Aslında yarayı açan da, yara bandı dağıtan da aynı anlayış. Yara kangren olunca o uzvu kesmek için ‘yıkım’ yoluna giden de aynı. Açılan yarayı pansuman yapma çabalarıyla geçiştiren de aynı anlayış. Bu yeni bir sorun da değil. Orman arazileri için 2/B düzenlemesi, kaçak ve imara aykırı yapılaşmalar için ise imar affı çıkararak hem seçmenin gönlünü okşayan, hem de bu çarpıklık üzerinden ek kaynak yaratmayı hedefleyen iktidarın uygulamaları sosyal bir grizu patlamasına dönüşmek üzere. 

İmar affı mağdurlar özellikle büyükşehirlerde yoğunlaşıyor

‘ELLERİMM KIRILSAYDI DA OY VERMESEYDİM’

Bursa, İzmir, Antalya, Konya, Ankara, Kayseri ve ülkenin birçok başka kentinde benzer feryatlar var: “Oy verdim, evimi yıkıyorlar! Elim kırılsaydı da oy vermeseydim!” Yıkım, İsrail’in Gazze’de yaptıklarıyla özdeşleştiriliyor. Bu özdeşleştirme büyük ölçüde iktidara oy vermiş seçmen kitlesinden geliyor. Seçim vaatlerinin bir yasal teminat olmadığını anlamanın hayal kırıklığı yaşanıyor.

BÜYÜKŞEHİR YASASI SORUNU BÜYÜTTÜ

Bu feryatların en önemli nedeni, iktidarın 2012’de çıkardığı Büyükşehir Kanunu, 2018’de çıkardığı İmar Affı düzenlemesi ve özellikle büyükşehirlerdeki vatandaşları doğrudan ilgilendiren bu yıl gündeme getirilen Hobi Bahçeleriyle ilgili düzenleme. Hobi bahçeleriyle ilgili düzenleme geçtiğimiz ay TBMM’den geçerek yasalaştı. Tartışmanın yeniden alevlenmesi de tam da bu yüzden başladı. Belediyeler, geçmişte su, elektrik verilen yapıları yıkmak için sahaya çıktı. Jandarmalar, kamu görevlileri, bağırış çığırış isyan eden ve kandırıldıklarını düşünen insanların feryatları arasında halkla karşı karşıya bırakıldı.

MAĞDURİYETLER OY VE MALİ KAYNAK YARATMA ARACINA DÖNÜŞTÜ

Oysa yukarıda andığım üç ayrı düzenleme de bu iktidar döneminde çıkarıldı. Birbiriyle doğrudan ilintili, özellikle kentlerin kırsal bölgelerinde yıllarca görmezden gelinen ve günden güne büyüyen bir imar sorunu, önce halktan para ve oy toplayarak meşrulaştırıldı, ardından ise Anayasanın eşitlik ilkesi de göz ardı edilerek tıpkı emeklilik konusunda olduğu gibi “şu tarihten öncekileri kapsamıyor” denildi. Toplumsal kaosu körükleyen, kamuya olan güveni zedeleyen bu ikircikli tutum, bütüncül bir planlama anlayışına dayanmayan, günü kurtarmaya yönelik adımlarla ‘havuç-sopa’ taktiği ile yol yürümeye çalışan iktidara olan tepkileri de büyütüyor. Bursa, Muğla, İzmir ve Konya gibi kentlerde yoğunlaşan tepkilerin odağında iktidarın uyguladığı bu ikircikli tutum var. Aslında bu sorun, her iki yönüyle birbirini besleyen bir kısır döngüye işaret ediyor.

Muğla’da yıkım ekiplerine karşı direnen köylüler

YIL, 2018: ‘CUMHURİYET TARİHİNİN EN ÖNEMLİ İMAR BARIŞI’ GELDİ

Şimdi filmi biraz geriye saralım. Haziran 2018 seçimleri öncesinde iktidar “Cumhuriyet tarihinin en önemli imar barışı” sloganıyla seçmenin gönlünü okşayan bir düzenleme yaptı. Plansız, kaçak ve imara aykırı yapılara af getiren düzenleme, dönemin Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki’nin seçimlere iki ay kala yaptığı açıklamaya göre seçimlere 15 milyon ihtilaflı yapıyı kapsayacaktı. Özhaseki, toplam 26 milyon yapının yüzde 60’ını ilgilendirdiğini belirtmişti. İktidar, bu dönemdeki imar affı başvurularından 40-50 milyar TL’lik kaynak beklendiğini duyurmuştu ancak başvuruların sonunda beklenen rakamlara ulaşılmayınca, iki kez süre uzatmaya gidilmişti.

6 YIL ÖNCE NEDEN ‘İMAR AFFI GELECEĞE İHANETTİR’ BAŞLIĞINI ATTIK?

İmar affıyla ilgili süre uzatımının gündemde olduğu Kasım 2018’de bu konuyu ele alan kapsamlı bir yazı yayımlamıştık. “İmar Affı Geleceğe İhanettir” başlığını taşıyan bu yazıda, Şehir Plancıları Odası’nın konuyla ilgili çekince ve önerilerine de yer vermiştik: https://gazeteciyazaryusufyavuzcom.wordpress.com/2018/11/15/imar-affi-gelecege-ihanettir/

Bugün milyonlarca insanı ilgilendiren ve yeni üç harfli mağduriyetler yaratan bu düzenlemenin neden geleceğe ihanet olarak altının çizildiğini yaşananlardan daha iyi anlıyoruz. Toplumun enerjisi ve gelecek beklentisi bu kaosun içinde kaybolup gidiyor.

YIL, 2011: ‘2/B’DE CUMHURİYET TARİHİNİN EN BÜYÜK AFFI’

Çeyrek asırdır ülkeyi yöneten iktidar, 2011 genel seçimleri öncesinde de benzer bir uygulamayı 2/B konusunda yapmıştı. Yine aynı şekilde “Cumhuriyet tarihinin en büyük affı” diye duyurulan bu düzenlemenin uygulaması sırasında da Antalya, İzmir, Muğla gibi orman yoğun illerde benzeri sorunlar yaşandı. Başvuru ve talepleri artırmak için süreler uzatıldı, hatta Antalya’da Defterdarlık tarafından camilerde Cuma hutbeleri okutuldu, halk teşvik edildi. Yine Antalya’da 2/B konusunda mağdur edildiğini savunan halk, Defterdarlık önünde eylemler yaptı, öfkeli kalabalık yolu trafiğe kapattı.

İMAM NİKÂHLI EVLİLİĞİN RESMİ NİKAHLA YASAL HALE GELMESİ GİBİ

O dönem 2/B mağdurlarından biri konuyu şöyle özetlemişti: “İktidar bize önce göz yumdu şimdi sorunu çözmek için para istiyor. İmam nikâhlı karısını resmi nikâhına almak isteyen bir adamın karısından resmi nikâh karşılığında para istemesi gibi bir şey bu. O zaman en başından resmi nikâh kıysaydın…”

YIL, 2022: ‘CUMHURİYET TARİHİNİN EN BÜYÜK SOSYAL KONUT PROJESİ’

İktidarın 2023 Cumhurbaşkanlığı seçimlerine giden süreçte bir kez daha benzer yolu seçtiğini gördük. Bu kez konu sosyal konutlardı. TOKİ eliyle yapılacak olan projeler, yine aynı sloganla, “Cumhuriyet tarihinin en büyük sosyal konut projesi olarak” duyuruldu. 13 Eylül 2022’de duyurulan projede başvuruların 28 Ekim’de sona ereceği belirtildi. İki günde başvuruların 1,5 milyonu aştığı açıklanmış, daha sonra sürenin uzatılabileceği vurgulanmıştı. Bu süreci de bir başka yazıda ele almıştık: https://yusufyavuzhaber2022.com/2022/09/16/orman-isgalleri-ve-kacak-yapilara-af-evsizlere-toki-hayali/

KAÇAK YAPILAR, 2/B VE KONUT SORUNUNUN TEMELİ AYNI

Kaçak ve plansız yapılar, orman işgalleri ve konut sorunu. Her üç sorun da önce seyirci kalınan, denetim altına alınamayan, plansız alanlara elektrik, su, yol ve altyapı getiren yönetim anlayışının doğrudan sorumluluğu olan konular. Ancak çözümsüzlüğe itildiği için giderek kangrene dönüşen bu sorunlar, her seçim öncesinde sömürü aracı haline getirilerek seçmenin önüne çeşitli vaatlerle yeniden konuluyor. Bir süre sonra da tam tersi bir uygulamaya gidiliyor; yasalar, mevzuat hatırlanıyor, göz yumulduğu ve kısmen de teşvik edildiği için büyüyen sorunlar yıkım ile çözülmeye çalışılıyor.

BİRBİRİNİ BESLEYEN SİMBİYOTİK İLİŞKİ KISIR DÖNGÜYE GİRİNCE

Bu, iktidarla seçmen arasında bir tür ‘aşk-nefret’ ilişkisi de yaratıyor. Barınmanın temel bir insan hakkı ve ihtiyaç olmasının dışına çıkarılarak, rant aracına dönüştürüldüğü bu dönemde yerel yönetimlerden merkezi idareye hemen her kurumun sorumluluğu var. İmar affı sürecinde uyduyu bile yanıltmak için yapı kayıt belgesi uğruna insanımızın yaptığı kurnazlık örnekleri ise şeytana pabucunu ters giydirecek düzeyde. Birbirini besleyen bu simbiyotik ilişki, daha çok iktidarın gerektiğinde ipi gevşeten, gerektiğinde ise ipi sıkılaştırarak bir af, bir yıkım, bir ödül, bir ceza ile sürüp giden uygulamalarıyla sonuçlanıyor.

YAPI KAYIT VE İMAR AFFI MAĞDURLARI NE İSTİYOR

Bugün kısaca yapı kayıt mağdurları diye anılan ve sayıları milyonlarla ifade edilen insanlar ne istiyor? Özetle, 2018’de çıkarılan ve yukarıda süreci özetlenen imar affı düzenlemesinde yapı kayıt belgesi almasına rağmen belgeleri iptal edilen ya da tapu sisteminde sorunla karşılaşan vatandaşların yaşadığı mağduriyetleri kapsıyor. Milyonlarca insanın yaşadığı bu sorunlar için dernekler, platformlar kurulmuş. Yasal şartları taşımayan belgeler iptal ediliyor. Vatandaş yapı kayıt belgesi almasına rağmen yıkım kararıyla karşı karşıya kalıyor. Tarım arazileri üzerindeki hobi bahçeleri de özetle imar barışı kapsamından çıkarılan ya da tapuda tescili bulunmayan yapıları kapsıyor. Ama bu kapsamın içinde havuzlu lüks villalar da var, emekli Ahmet amcanın domates yetiştirme hayalini, Ayşe teyzenin köyünde çocuklarına sağlıklı gıda üretebilme kaygısı da var. Sapla saman birbirine karışmış. Tüm bu kaotik durumun ortasında yapı sahipleri hukuki güvence talep ediyor. Özetle, bu konuda kapsayıcı, ihtilaftan uzak ve mülkiyet hakkının koruma altına alınacağı yasal düzenlemeler yapılmasını talep ediyorlar.

MESELE SADECE HOBİ BAHÇELERİ DEĞİL

Gündemde hobi bahçesi öne çıkıyor ancak konunun sadece hobi bahçesi olarak anılması da doğru değil. Özelikle büyük şehirlerdeki kırsal yerleşimlerde yaygınlaşan, pandemi sonrasında adeta patlama yaşanan konutlar da bu kapsamda görülüyor. Büyükşehir Yasası gereği mahalleye dönüşen köylerde imarla ilgili sorunlar kangren olmuş durumda. Belediyeler imar planı olmayan yerleşimlerde kırsal yerleşik alan planlarını hazırlamakla yükümlü. Ancak illerin büyüklüğüne ve mahalle (köy) sayılarının çokluğuna bakılınca bunun çok küçük bir yüzde için tamamlandığı görülüyor. Kent merkezlerindeki imar ve inşaat rantı çok daha büyük olduğu için kırsal yerleşimlerin sorunları öncelik haline getirilmiyor. Bunun tek istisnası, Antalya, Muğla, İzmir, Aydın, Mersin gibi büyükşehir statüsündeki illerin sahil kesimlerindeki yüksek imar rantı bulunan alanlar. Bazı bölgelerde yaylalar da bu kapsamda.

MEVZUAT VAR, PLAN VAR AMA PİLAVI HEP RANT ÇEVRELERİ YİYOR

Bunun dışında emekli olmuş, köyüne bir ev yapmış, ya da bir hobi bahçesi oluşturmuş, yıllarca emek vermiş; bu arada mülküne elektrik, su bağlanmış, seçim öncesi gönlü okşanarak türlü vaatler ve beklentilerle avutulmuş devasa bir halk kitlesi planlı, imarlı ve çağın gerekliliklerine uygun koşullarda yaşamını huzur içinde sürdürme hakkından yoksun bırakılıyor. Bir ayağı merkezi idareye bir ayağı da yerel yönetimlere dayanan bu sorunun faturasını tek başına halka kesmek doğru değil. Bütüncül arazi planlaması yapmadan, kentlerde parsel bazlı plan değişiklikleri, kırsalda kişiye özel mevzi imar planları yaparak bu sorun çözülmez. Anayasa, kanunlar, imar kanunu, toprak koruma kanunu, mera kanunu, orman kanunu ortada. Mera komisyonları, toprak koruma komisyonları ortada. Ancak mevzuat yeterince çalışmıyor, denetim mekanizması sağlıklı işlemiyor. Tüm bu yetersizlikler hayatın hızına yetişemiyor. Arazi üzerindeki yaşam, araziyle ilgili plandan daha hızlı deviniyor, iktidar, yerel yönetimler bu hıza yetişemiyor. Sonuç; yeni üç harfli mağduriyetler.

TÜRKİYE BU KISIR DÖNGÜYE DAHA NE KADAR KATLANABİLİR?

Ülkenin, toplumun artık iyice yorulduğu bu sorunların faturası tek başına halka yüklenemez. Biriken bu tepkilerin, 2027’de seçim atmosferine girilmesiyle yeniden “Cumhuriyet tarihinin en büyük projeleri” ile çözülmeye çalışılacağı, iktidarın üç harfli mağdurlara yeni umutlar, yeni beklentiler sunacağı ve bütün bunlar için yeni başvuru ücretleri yeni kaynak yaratma çabalarının olacağını söylemek çok da yanlış olmaz. Bu kısır döngüye daha ne kadar katlanabilir bu toplum?

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!