DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, partisinin Merkez Yürütme Kurulu (MYK) gündeme ilişkin basın toplantısı düzenledi.
Doğan’ın konuşmasından satır başları şöyle:
“Barış ve demokrasi talebinden bahsediyoruz ve bu talebi gerçekleştirebilmekten bahsediyoruz. Türkiye’de bu konuda azımsanamayacak kadar çok büyük bir çaba var. Ve bu çabanın da bu kurullara akması gerekiyor. Bu katkının da görülmesi gerekiyor bu kurullarda. Ne demek istiyorum? Daha somut ifade gerekiyorsa, sivil toplumun katkısını almak bu konuda çalışmış deneyimi olan insanların yine bugüne kadar biriktirdiklerini o kurullara aktarabilmek için onların da bu sürecin takibini sağlayabilmelerinin olanaklarını oluşturmak gerekiyor. Yani yalnızca bürokratik bir alana sıkışmış bir koordinasyondan değil, toplumsallaşan bir süreçten ve toplumun farklı kesimlerini de bu kurulların içerisine dahil edebilecek mekanizmaların etkin bir biçimde devreye konulması iyi olur. Çünkü biz barış ve demokratik toplum süreci olarak adlandırıyoruz süreci. Bir inşa sürecinden bahsediyoruz ve toplumun desteğinin doğrudan burada görülür olmasının ne kadar kritik olduğunu hep birlikte yaşadık, gördük. Şimdi yine bir başka beklentimiz ve kritik bir konu. Sayın Öcalan’ın bu süreçte üstlendiği bu ağır ve tarihi sorumluluğu yürütebilecek imkanlara şartlara kavuşması gerekiyor.
Yalnızca silahsızlanmanın koordinasyonu açısından değil, Sayın Öcalan’ın kendi sözleriyle ifade etmek gerekirse Kürt-Türk tarihsel ittifakını ve birlikteliğini kalıcı bir hale getirmek için de bu sürecin içerisindeki pozisyonunun belirginleştirilmesi ve koordinasyonu sağlayabilecek bir hale getirmesi partimiz açısından oldukça kritik bir başka nokta. Yine Sayın Öcalan’ın kendi ifadesiyle, mesajından alıntıyla; sabırla bu yolu açmanın tarihi bir fırsat olduğunun bilincinde olarak basit, dar ve geleceğe hizmet etmeyen yaklaşımları terk ederek birlikte ortak yaşamı öğrenelim diyor. Biz de bunun altını önemli çiziyoruz. bunun altını çizerken yine bir dil hatırlatması yapıyoruz. Bu yeni dönemin dili yeni sözlerle, yeni kelimelerle olmalı. Sürekli itham eden, sorgulayan, yargılayan bir dil yerine empati yapabileceğimiz bir dili karşılık hassasiyetleri gözeterek geliştirebilmeliyiz. Bu da partimizin çok önemsediği konulardan biri. DEM Parti olarak bulunduğumuz her yerde, seslenebildiğimiz tüm kürsülerde hep şunu söyledik. Türkiye’nin ihtiyacı kalıcı ve onurlu bir barışın koşullarını yaratabilmek dedik. Üstelik en koyu karanlık zamanlarda da söyledik. Hiç vazgeçmedik barış ısrarımızdan ve talebimizden. Her ne olursa olsun bu talepten vazgeçmeyeceğimizi de tüm bedelleri göze alarak tüm riskleri göze alarak her zaman ifade ettik ve bunu ifade etmekten kaçınmadık.
Gördüğümüz anneler mezarısz ölülerini ağlayan anneler. Evlatlarının mezar taşlarına ulaşmak isteyen anneler. Kemiklerini arayan anneler. Barış istiyorlar. Ve diyorlar ki başka hiçbir anne aynı acıyla sınanmasın. Biz evlatlarımızı kaybettik, bu son olsun. Türk ya da Kürt, hangi etnik kimliğe sahip olursa olsun artık bu ülkede hiçbir genç toprağın altına düşmesin. Artık hiçbir genç hayatını kaybetmesin. Hepsi bu ülkenin insanları. Hiçbir ayrım gözetmeksizin anneler bunu yüksek sesle ifade ediyor. Bu sesi duymamız gerekiyor. Yalnızca Kürtlerin ya da yalnızca Türklerin acısı diye kategorize etmemek gerekiyor acıları da anneleri de.
Bir yandan tüm bunlar yaşanırken Suriye’deki gelişmeleri çok yakından takip ediyoruz. Birbiriyle bağlantılı olarak da bazı gelişmeleri değerlendirmek gerekiyor. Türkiye eğer barışını sağlayabilirse, bunu kalıcı hale getirebilirse tüm bu gelişmeler Orta Doğu’da da bir modele dönüşebilir. Suriye Kürtlerinin Suriye’nin geri kalanıyla bütünleşmesi için çok önemli bir eşik atlandı. SDG komutanı Mazlum Abdi bizzat duyurdu. DEM Parti olarak Suriye’nin bu büyük adımları atma cesareti göstermesini sağlayan herkesi tebrik ediyoruz ve bunların diyalog yoluyla çözülebilmesi için ortaya konan çabayı, gayreti çok önemli buluyoruz. Neredeyse tüm hayatını cephelerde, çatışma alanlarında geçirmiş olan Mazlum Abdi’nin Rojava meselesini hukuk ve siyaset zemininde çözme iradesi göstermesi hafife alınamayacak bir kararlılık örneği. Bunun da özellikle altını çizmek istiyorum. Yine bu sürecin önemli aktörlerinden biri olan İlham Ahmed, özellikle Kürt kadının, genelde de Orta Doğu kadının keskin zekâsı, mücadele azmi, diplomasi becerisi; bu kadınların yok sayıldığı ve yok sayılması için de o vahşetin yaşatılmaya çalışıldığı bir coğrafyadan çıkıp bütün dünyanın saygılı duyduğu bir siyasetçi ve diplomat haline gelmesi ve bunun için çaba sarf etmesi ıçok büyük bir başarı.
‘Mazlum Abdi Türkiye’ye gelecek mi? İlham Ahmed Türkiye’ye gelecek mi?’ diye soruluyor. Gelmeli. Davet edilmeliler. Biz DEM Parti olarak böyle bir çağrı yapıyoruz. Daha önce de yapmıştık. Tabii ki gelmeliler, buraya davet edilmeliler. Yakın zamanda belki Suriye parlamentosun üyesi olarak göreceğimiz İlham Ahmed, niye Meclis Başkanı tarafından Türkiye’ye davet edilmesin ve neden gelmesin? Niye dostluk ilişkileri geliştirilmesin?
Sayın Öcalan’la ilgili sızan metinlerin gerçek olmadığını hem İmralı açıklamıştı. Akabinde Kandil’den bir açıklama geldi. Sonra Öcalan’dan bir açıklama geldi. Dolayısıyla bunlar gerçek olmayan ımetinler. Ama Öcalan’ın mesajında’ bana yönelik komplo’ ifadesini sordunuz. Niye böyle değerlendiriyor? Buna aslında doğrudan sayın Öcalan yanıt vermeli. İşte bu yüzden gazeteciler görüşebilmeli. Bu yüzden toplumun farklı kesimleri Öcalan’la doğrudan temas kurabilmeli. Heyetimiz henüz gitmedi. Neden bunu böyle değerlendirdiğini doğrudan kendisine sorma imkânı da olmadı. Sizler de soruyu yöneltemiyorsunuz. Biz ancak yorum yapabiliyor oluyoruz bu durumda. O yorumu da Öcalan’ın barış ve çözüm arayışları bağlantılı bir biçimde yapmak gerekiyor.
Doğrudan niye kendisine yönelik bir komplo olarak değerlendirdiğini heyetimiz görüştüğünde belki açıklar. Ama ben buradan DEM Parti olarak sizin bir aracılığınız bir kez daha çağrımı yinelemek istiyorum. Gazeteciler artık özgürce sorularını Sayın Öcalan’a yöneltebilmeli, sorabilmeli. Sürece ilişkin merak edilenleri doğrudan kendisi yanıtlayabilmeli. Böylelikle hem bu tür provokatif girişimler ve riskler azaltılabilir. Hem de kamuoyunun merakı giderilebilir.
Sayın Bahçeli ya da Sayın Cumhurbaşkanı’yla yeniden bir görüşme planlaması henüz yok. Önümüzdeki dönemlerde, günlerde benzer planlamalar olabilir. Sonuç itibarıyla biz bu sürecin ivme kazanmasını istiyoruz ve önümüzdeki günlerde hızlı bir biçimde ülkeye dönüşlerinin sağlanabilmesi için gereken bütün o etkin mekanizmaların işlevlerini tamamlayabilmelerini de bekliyoruz. Riskler, provokasyonlar ve hep söylendiği üzere sürecin enfekte edilmesi riskine karşı çok da sarkıtmamak gerekiyor.”



