Açılım politikalarında yeni aşama

Ahmet Müfit yazdı...

Açılım politikalarında yeni aşama

80’lerde ANAP, 90’larda SHP, 2010’da AKP eliyle denenip başarılamayan şey yani ulusun siyaseten etnik ve dini/mezhepsel kimlikler esaslı olarak tanımlanmak/bölünmek suretiyle, “üniter devletin”(*) fiilen sonlandırılması çabaları, bu kez bizatihi cumhuriyeti üniter nitelikli olarak kuran parti eliyle ve “helalleşme” adı altında başarıya ulaştırılmaya çalışılıyor. (**) Etnik ve dini/mezhepsel kimliklerin kültürel olarak tanımlanıyor ve konuşuluyor olması ile devletin örgütlenme biçimini yani idari ve siyasi yapıyı yeni baştan şekillendirmeyi amaçlayan siyesi bir tanımlama olarak gündeme getiriliyor olmasının tamamen farklı şeyler olduğunu bir kez daha hatırlatıp devam edeyim.

Bu yazının konusu, yıllardır bu operasyonun parçası olmayı reddeden, CHP’nin, böyle bir açılım operasyonunun katılımcısı hatta öncüsü olamaya “ikna edilmesinin” niçin önemli olduğu ve bu ikna sürecinin ne şekilde gerçekleştiği?

Sorunun yanıtı için bakılması gereken yer, önceki açılım çabalarının niçin yarım kaldığı, ya başarıya ulaştırılamadığı.

Yazının devamında sizlerle paylaşacağım, farklı zamanlarda yazılmış iki farklı yazı sanırım bu kritik sorunun yanıtının yani “başarısızlığın” nedeninin, CHP’nin söz konusu operasyonlara karşı, geçmişteki kararlı duruşu olduğunu net olarak ortaya koyuyor.

1999 tarihli, Fatih Polat imzalı, günümüzden tam 22 yıl önce yazılmış ve Evrensel Gazetesinde yayınlanmış olan yazının başlığı 'Demokratik cumhuriyet'e parti arayışı.

Söz konusu yazı, "28 Şubat müdahalesinin ardından, kapatılan RP'de gözlenen "üslup değiştirerek" kabul edilebilir bir çerçeveye oturma arayışı, Öcalan'ın Türkiye'ye getirilmesinin ardından Kürt sorunu bakımından da yaşanıyor. Öcalan'ın PKK'ye yaptığı "silah bırakma ve demokratik cumhuriyete katılma" çağrılarıyla eşzamanlı olarak, Türkiye'de bazı siyasi çevrelerin katılımı ile başlatılan "demokratikleşme, Kürt sorunu ve barış" eksenli toplantılarda yeni bir oluşum tartışılıyor” sözleriyle başlıyor.

Katılımcılar tarafından HADEP merkezli olmaktan çok, ortak bir girişim gibi yansımasına özen gösterilen girişimin, "demokratik cumhuriyet" adlandırmasıyla birleştirmesinin daraltıcı olabileceği ve doğrudan İmralı sürecini çağrıştırabileceği için değişik çevrelerce olumsuz karşılanabileceği düşünülüyor” cümlesiyle devam ediyor.

Yanlış okumadınız, yazı tam da bu günlerde Kemal Kılıçdaroğlu ve ortakları tarafından dillendirilen şeyden yani Cumhuriyeti demokrasiyle taçlandıracak bir “demokrasi” koalisyonundan ve bu demokrasiye ulaşmak için “üniter devletin nasıl ortadan kaldırılabileceğinden bahsediliyor.

Söz konusu yazıda, oluşumun katılımcı ve destekçilerinin kimler olduğu da var. Ahmet Türk, Sırrı Sakık, Ufuk Uras, SHP ve CHP’den milletvekilliği yapmış olan Ercan Karakaş, o dönem Özgürlük ve Demokrasi Partisi (ÖDP) üyesi, şimdilerde CHP Genel Başkan Yardımcısı olan Yıldırım Kaya, AKP Milletvekilliği yapmış Mehmet Metiner ve HDP’den milletvekili olmuş olan Altan Tan ilk akla gelenler. Yazıda ismi geçen kişiler, hedef partilerin kimler olduğunu da net olarak ortaya koyuyor. Yazıda bahsedilen isimlere, geçmiş açılımların diğer destekçileri ile haleleşme açılımı destekçilerini de -gerek siyaset, gerekse medya dünyasından- kattığınızda ise “Voltran” yani bu günkü adıyla Demokrasi Cephesi oluşmuş oluyor.

Anberin Zaman imzalı olarak, 19.11.2010 tarihinde Haber Türk Gazetesinde yayınlanan ikinci yazının konusu da benzer. CHP ve HDP’nin bir önceki versiyonu Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) arasında işbirliğinin sağlanmasının, açılımın geleceği yani başarıya ulaşması açısından taşıdığı önemin ve bu amaçla izlenmesi gereken yolun, bu çerçevede kimlerin tavsiye edilip, kimlerin gelmiş olmasının başarı şansını arttırdığının net bir şekilde ifade edildiği yazının konusu bu olunca, başlığı da “CHP-BDP ittifakı: Hangi niyetle?” oluyor doğal olarak.   

Yazı, “Uzun zamandır bu köşede Kemal Kılıçdaroğlu liderliğindeki CHP'nin, BDP ile seçim ittifakı yapması gerektiğini dillendiriyorum” diye başlıyor. Aşağıda sizle paylaşacağım uzun bir

Geçtiğimiz salı günü yayımlanan köşemde Kılıçdaroğlu'nun Sosyalist Enternasyonal toplantısı için bulunduğu Paris'te Kürt kökenli Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani'yle yaptığı görüşmenin bölgede yarattığı heyecandan bahsetmiştim. Önder Sav ekibinin tasfiyesinin ardından CHP'de değişim umudu Güneydoğu'da da esmeye başladı. Bunun hemen akabinde Sosyalist Enternasyonal için Paris'te bulunan BDP'nin eşbaşkanı Selahattin Demirtaş, CHP, ÖDP ve EMEP'i içerecek "sol bloku" lafını ortaya attı. Ardından CHP'nin yeni Genel Sekreteri Süheyl Batum da "BDP'yle işbirliğine varız" dedi. BDP Muş Milletvekili Sırrı Sakık ise ‘Bu projeyi hayata geçiren parti iktidar olur. 1987,89, 90'lı yıllardaki SHP ruhunun içinde herkesin kendini ifade ettiği gibi bir platform olursa bu çok önemlidir’ dedi” şeklinde devam ediyor.

Yukarıda sizlerle paylaştığım yazılardan da anlaşılacağı gibi, başta sorduğum sorunun yani 1980’li yıllarda ANAP, 1991 SHP ve 2010 tarihli AKP açılımlarının yarım kalma nedeninin, ismiyle cismiyle Cumhuriyeti kuran partinin bu sürecin doğrudan ya da dolaylı destekçisi olma konusunda ikna edilememesi olduğunu söylemek mümkün.

Anberin Zaman, tam da bunu söylüyor, bununla da yetinmiyor Önder Sav’ın tasfiyesini, bu amaç doğrultusunda atılmış ileri bir adım olarak değerlendiriyor, Kılıçdaroğlu’nun Genel Başkan olması sonrasında CHP’nin ikna edilebilir, “yerel yönetimleri güçlendirmek” adı altında yutturulmak istenilen hapı yutabilecek kıvama geldiğinin düşünüldüğünü net olarak ifade ediyor.

Sonuç olarak, 1980’li yıllarda Özal önderliğindeki ANAP’ın taşıdığı açılım bayrağının, 1991’de SHP, 2002 sonrasında ise AKP tarafından devralındığını,  “helalleşme” adı altında piyasaya sürülen, gelen tepkiler nedeniyle geçici bir süreliğine dillendirilmekten vazgeçilen bu politikanın,  açılım bayrağının CHP tarafından devralınmasından başka anlamı olmadığını söylemeliyiz. Daha da ileri giderek, gelinen noktanın, Lozan Antlaşmasıyla rafa kaldırılmak zorunda kalınan Sevr projesinin yeniden canlandırılması işine, CHP’nin “yenilenerek” hazır hale getirilmiş olmasından başka bir şey olmadığını söylemek de mümkün.  

(*) Üniter devlet, ülke, millet ve egemenlik unsurları bakımından teklik özelliği gösteren devlet şeklidir.

(**) SHP kendisini CHP’nin doğal mirasçısı gibi görse ve toplumun bir kesimince o şekilde algılansa da, özellikle Bülent Ecevit’in kendisini bu oluşumun dışında tutmuş olması nedeniyle bu algı yeterince kabul görmedi. CHP’nin yeniden açılması, siyasi bir proje olarak önem kazandı.

Kaynakça

  1. https://www.sabah.com.tr/gundem/2009/05/15/ozaldan_ilk_cikis_anneannem_kurt
  2. https://www.evrensel.net/haber/118487/demokratik-cumhuriyet-e-parti-arayisi https://www.haberturk.com/yazarlar/amberin-zaman/572807-chp-bdp-ittifaki-hangi-niyetle
  3. https://www.cnnturk.com/turkiye/kilicdaroglu-ana-hedefimiz-cumhuriyeti-demokrasiyle-taclandirmak
  4. https://www.veryansintv.com/iktidar-olmak
  5. https://odatv4.com/makale/hdp-turkiye-partisi-olabilir-mi-19102034-194034 https://tr.wikipedia.org/wiki/Voltran