Av. Devrim Nur Kayabalı yazdı…
Ülkemizde bazı kelimeler veya kavramlar ne yazık ki yanlış kullanılıyor. Bunlardan bir tanesi de, son dönemlerde sıklıkla kullandığımız “mülteci” kavramı. Yanlış bilgiden veya bilgisizlikten kaynaklanan bu kullanım hatası, gömleğin ilk düğmesini yanlış ilikledikten sonra diğer düğmelerin yanlış iliklenmesine yol açmakta.
Ülkeler, bazen siyasi bazen dini nedenler ile gayri iradi yer değiştirme hareketlerini kabul etmekte istekli davranabilmekteler. Türkiye’de gerek jeopolotik yapısı, gerek dünya içerisindeki dini ve siyasi konumu nedenleri ile göç hareketlerinde aktif rol oynamaktadır.
Türkiye’nin iltica ve göç alanında kabul ettiği ilk yasal düzenleme 6458 Sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu (YUKK) . Kabul Yılı; 2013. Daha sonra ardından gelen 2014 yılında kabul edilen ‘’ Yabancıların Geçici Koruma Yönetmeliği.’’
Ne Suriyeliler ne Afganlar ulusal veya uluslararası düzenlemelere göre ‘’ Mülteci’’ değiller.
Mülteci kavramı ilk olarak Birleşmiş Milletler’de 1951’de “ Mültecilerin Hukuki Durumuna Dair Sözleşme” ile bir kavram olarak ortaya atıldı. Ve bu kavram, o dönemin gerektirdiği kitlesel göç hareketlerinin bir yansıması olarak ‘’ Doğu Avrupa’da meydana gelen olayları baz aldı ve mülteci kavramı için Avrupa’dan gelen göçmenleri ‘’ kullandı. Türkiye’de belli çekinceler ile bu sözleşmeyi kabul etti. Aradan geçen yıllar hukuksal olarak statüde bir değişiklik meydana getirmedi. Dolayısıyla, mülteci kavramı “Avrupa’dan gelen sığınmacıları” karşılayan bir kavram olarak kaldı; Suriyelilerin de bu doğrultuda mülteci olarak tanımlanmasına imkan bulunmadı. Ancak, 2014 yılında kabul edilen ‘’ Yabancıların Geçici Koruma Yönetmeliği’’ kapsamında Suriyeliler, “ Geçici Koruma altındaki sığınmacılar” olarak tasvir edilebildi.
Ama Afganlar için bu durum geçerli değil. Mevcut mevzuatta Afganlar hiçbir hukuki tasvire girmiyorlar. Evet, ne yazık ki şuan ki mevcut mevzuat içerisinde Afganların hukuki statüsü yok.
Afganlar neden Türkiye’deler?
Afgan erkeklerin ülkemize girerken verdiği görseller ve hukuki platformda bir altyapısının bulunmuyor olması, bu kişilerin masum sığınmacılar mı başka bir amaç doğrultusunda mı hareket ettiği ile ilgili birçok farklı endişeyi de beraberinde getirdi. Burada tartıştığımız konu geçmişten bu güne belli safhalarda Türkiye’nin yanında yer alan Afgan halkını eleştirmek değil; kitlesel göç hareketinin nedenleri ve ilerleyen zamanlarda ülke içerisinde sosyo-ekonomik etkilerinin üzerimizde yaratacağı yansıması ve durumun ne kadar kontrollü yönetilip yönetilmediği hususu.
Türkiye’nin doğusunda yaşanan son dönemdeki sıcak hareketler, güvenlik konusunda birden çok cephe de yaşadığımız sorunlar, terör, sığınma talep eden kişilerin fazlalığı ve uluslardaki çeşitlilik, hukuki düzenlemelerdeki zayıflık ister istemez güvenlik endişesi yaratmakta. Üstelik Afganistan gibi bir ülke de, yani, Türkiye ile taban tabana zıt bir yönetim anlayışı benimseyen bir ülke de, yaşayıp o kültürü içselleştirmiş insanların akın akın Türkiye’ye gelmesi ve ailelerinin ( kadınlar-çocuklar) başka ülkelerde bırakılıyor olmasına ilişkin duyumlar, soru işaretlerini alevlendiriyor.
Öte yandan, Afgan halkı elbette ki ülke içerisinde yaşamlarını idame ettirecekleri sosyal haklarını talep edecekler. Yaşayacaklar, çalışacaklar, üreyecekler. Bunlar içinde pek tabi, istihdam ve belli yaşam alanları ikame edilecek.
Peki, bunu hangi yasal formata göre yapacaklar?
Ülke içerisinde, yasal izinlerini almış olanlar hariç, yeni gelen Afgan sığınmacılar, hangi yasal dayanaklar ile varlıklarını sürdürecekler?
Vatandaşlık izni bulunmayan tek bir yabancının bile tespit edildiğinde deport (sınır dışı) edildiği ülkemizde bu belirsizlik neye kadar sürecek, Türk halkının endişelerine nasıl yanıt verilecek?
Hukuki olarak, bizlerin bu soruya verecek cevapları yok. Zira, Afganların mevzuatlarımızda ve tarafı olduğumuz uluslararası sözleşmelerde bir statüsü hali hazırda yok.
Zamanın netleştireceği bu olgu da, zamanın aleyhimize işlememesi temennisi ile…
turkiye de akepe yanasmasi olmayan hic kimsenin hukuki statusu yok.
Hukuki olarak sevindirici bir yazı.
Ancak, son cümle içimdeki kaygıları artırdı. Güvensizlikten kaynaklanıyor herhalde. Uluslararası hukuk alanında ülke hak ve menfaatlerini çetin bir şekilde savunacak hukuk adamları, bürokrat ve siyasilerle olur bu iş..
Mülteci ya da şartlı mülteci statüsüne girmeyen ancak vatandaşı olduğu ya da geldiği ülkeye geri gönderilemeyen kişiler bakımından ikincil koruma statüsü öngörülmüştür. İkincil koruma statüsünün uygulanabilmesi için geri gönderilecek kişinin,
-Ölüm cezasına mahkûm olma ihtimalinin olması ya da ölüm cezasının infaz edilecek olması,
-İşkenceye ya da insanlık dışı onur kırıcı ceza ya da muameleye maruz kalacak olması,
-Uluslararası ya da ülke çapında silahlı çatışma durumları sebebiyle hayati tehlike altında olması,
Durumlarından birinin varlığı gerekir. Bu halde kişinin yabancı ya da vatansız olması önem arz etmez. Sadece yukarıda ifade olunan tehlikelerden ikamet ettiği ülkede korunamayacağının ortaya konulması yeterlidir. Bu halde bu kişilere ikincil koruma statüsü verilir.