Ahmet Yavuz: HTŞ bizim kucağımızda kaldı

İdlib ateşkes kararını değerlendiren Emekli Tümgeneral Ahmet Yavuz, 'HTŞ bizim kucağımızda kaldı. Eylemlerini engellemek durumundayız. Yoksa devreye Rusya girecektir' dedi.

Ahmet Yavuz: HTŞ bizim kucağımızda kaldı

Cumhuriyet’ten İpek Özbey’e konuşan Emekli Tümgeneral Ahmet Yavuz’a Moskova’da Rusya ile imzalanan ateşkes mutabakatını değerlendirdi.”Bu atılan adım; büyük bir kaosun engellenmesi ve işin doğru bir rotaya sokulması açısından önemli.” diyen Yavuz, HTŞ tehlikesine de dikkat çekti.

Türkiye’deki Suriyeliler konusunda uyarılarda bulunan Yavuz, “Hatay’da, Kilis’te nüfusun yarıdan fazlası Sünni Arap sığınmacılardan oluştuğunda, bu insanların 30-40 yıl sonra bugünkü mezhepçi yaklaşımlarının yerini ırk kökenli dar bir milliyetçilik aldığında yeni referandum talepleriyle yüz yüze gelebiliriz.” dedi.

O söyleşiden bir bölüm:

– Yaklaşık iki ay önce bir tweet attınız, “İdlib’te doğru olan M4 ve M5 karayollarının doğusu ve güneyinde kalan gözlem noktalarını anılan yolların batısına ve kuzeyine çekmektir. Çözüm de, olacak olan da budur… Bu kadar enerji kaybına ne gerek var?” dediniz. Geçen hafta Rusya’yla savaşa gireceğiz zannederken, sizin tavsiye ettiğiniz oldu. Türkiye taviz mi verdi?

Bence “Türkiye taviz verdi, aldı” şeklinde değerlendirmek doğru değil. Bu neticede bir dış politika adımı. Dış politika elinizdeki güçle yapılabilir. Bazen ileri adım atarsanız, bunun yanlış olduğunu görürseniz düzeltmeye çalışırsınız. Aynı bir doktorun hastasına yanlış teşhis koyması, arkasından da teşhisini düzeltmesi gibi bir şey. Taviz verdi diye bakmıyorum. mecbur kaldı diye bakmak daha uygun. Tabii Türkiye’de maalesef dış politika, iç politikaya çok fazla alet edildiği, ikisi beraber adeta bir tiyatro gibi oynandığı için zararlı sonuçlar doğuruyor. Çünkü halk bir şeye hazırlanıyor, bir süre sonra devlet bunun olmayacağını görüyor. Bu sefer halkın beklentileriyle devletin tutumu arasında bir uyumsuzluk ortaya çıkıyor. Tabii siyasi iktidarın ne dese kabul eden bir kitlesi var. Yoksa bunların her biri çelişki. Ben ülkenin çıkarına mı. değil mi diye bakarım. İktidara zarar vermiş, muhalefete fayda getirmiş diye bakmam. Benim derdim Türkiye. Bu atılan adım; büyük bir kaosun engellenmesi ve işin doğru bir rotaya sokulması açısından önemli. Her şeyin düzlüğe çıkacağı anlamına gelmez, ama bu arkasında sabırlı ve dirayetli bir şekilde durulursa yan etkileri azaltabilir.

• İdlib’in provokasyona açık bir bölge olduğunu biliyoruz. Ateşkesin sürekliliği konusunda endişe duyuyor musunuz?

Dünyadaki bütün ateşkeslerle ilgili endişeler vardır. Ateşkesi tanımadığına dair bir takım haberlerin geliyor. Ancak HTŞ bizim kucağımızda kaldı. Eylemlerini engellemek durumundayız. Yoksa devreye Rusya girecektir. Zira Soçi mutabakatının ruhuyla bu mutabakatın ruhu farklılaştı.

• Arada nasıl bir fark var?

Bir anlamda Suriye ile Türkiye arasında şimdi yeni bir sınır hattı belirdi. Sınır hattının içinde kalanlar bizim sorumluluğumuzda. Daha sahiplenilmesi gereken bir durum ortaya çıktı. Çünkü eskiden terör örgütlerini Rusya ve Türkiye birlikte temizleyecekti, şimdi Rusya “Ben terör örgütüne karşı mücadelemi sürdürürüm” diyor ama sorumluluk Türkiye’nin kontrol ettiği alanda. Belki de sorumlulukların ortada kalmaması iyidir. Çünkü HTŞ’nin faaliyetleri Türkiye’ye zarar verme noktasına gelince Türkiye hayır diyecektir, demek zorundadır. Demezse bu mutabakat yürümez.

• HTŞ ile orada mücadele ederken, buradaki hücreleri harekete geçer mi?

HTŞ’nin içinde farklı gruplar var. O gruplardan bir kısmı nötralize edilecektir, saf değişikliğine zorlanacaktır, bir kısmı da imha edilecektir. Devlet, “Bunların içeride hücresi var, şöyle olur, böyle olur” diye düşünmez. “Bu benim için tehlikedir. Suriye politikama zarar vermektedir. Ortadan kaldırmam lazım” der. Demesi lazım. PKK/PYD’yi de Irak’ta, Suriye’de vuruyoruz, onun da içeride hücreleri var. Bundan vazgeçmiyoruz, vazgeçmememiz lazım. Çünkü onun varlığıyla senin varlığın birbiriyle çelişen şeylerdir. Tamamen temizlenmesi yönünde kararlı adım atmak Türkiye’nin politikası olmak durumundadır.

• Bu noktada ABD’ye bakmalıyız. HTŞ’yi terör listesinden çıkarıp tıpkı PKK/PYD’yi desteklediği gibi bir yola girmesi olası mı?

ABD, bunu yapmak ister ama PYD’ye verdiği desteği HTŞ’ye aynıyla veremez. Çünkü genel politikaları içerisinde HTŞ müstakil bir coğrafyada bulunmuyor. İdlib’de bulunuyor ama İdlib büyük ölçüde Türk askeri tarafından kontrol ediliyor. Ayrıca rejim muhalifleri tarafından da HTŞ’ye karşı tavır var. Dolayısıyla HTŞ, PYD gibi üstlendiği bir coğrafyada ellerinde ABD’nin silahlarıyla bulunmuyor, nüfuz alanlarını başkalarıyla paylaşıyor.