Danıştay 6. Dairesi, Akbelen’deki 7 köyün sınırları içinde yer alan zeytinlik ve tarım alanlarının “acele kamulaştırmasını” içeren Cumhurbaşkanlığı Kararı’nın iptal istemini duruşmalı ele alacak.
Akbelen köylüleri, duruşma öncesi Danıştay önünde açıklama yaptı.
‘ASIL AMAÇ ANADOLU’YU TÜRKSÜZLEŞTİRMEK’
Cumhuriyetçi Vatanseverler Partisi (CVP) Genel Başkan Yardımcısı, avukat İsmail Hakkı Atal bir habere göre Türkiye’de lenf kanseri oranının yüzde 25 arttığını belirterek, bunun sebebinin hava kirliliği olduğunu belirtti.
Atal, şunları söyledi:
“AKP iktidara geldikten sonraki 14 yılda kanser vakaları erkeklerde 12 kat, kadınlarda ise 8 kat artmıştır. İkizköylülerden Melahat Çulla’nın eşi Süleyman Çulla’yı 31 Temmuz 2026’da akciğer kanseri nedeniyle toprağa verdik. Avrupa Sağlık ve Çevre Birliği’nin çalışmasına göre Yeniköy ve Kemerköy Termik Santrallerinin her yıl hasta ettiği, kanser yaptığı ve ölümüne yol açtığı insanlar sebebiyle Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı yılda 80 milyar lira harcamaktadır. Öldürülen, ocağı sönenlerin, psikolojisi bozulanların; anasını, babasını kaybeden çocukların durumunu hesaba katmıyorum bile… Sadece bu kapitalist canavarların bakış açısıyla, yani ‘para gözlüğüyle’ baktığımızda bile yapılanlar son derece mantıksızdır. 200 bin dönümlük ruhsat sahası ve kamulaştırma alanı içerisinde on binlerce dönüm parsel bulunmaktadır. Bu termik santralin asıl amacı elektrik üretmek veya para kazanmak değildir. Maden ve enerji paravanı altında asıl amaç Türk halkını mülksüzleştirmek, Anadolu’yu Türksüzleştirmektir.”
‘BİZLER ZEYTİNİMİZİ, TOPRAĞIMIZI GEÇMİŞİMİZİ VE GELECEĞİMİZİ KORUMAK İÇİN BURADAYIZ’
İkizköy Mahalle Muhtarı Nejla Işık ise sadece İkizköy veya Akbelen olarak Danıştay önünde toplanmadıklarını belirterek, şunları kaydetti:
“Buraya Milas’ın İkizköy, Karacahisar, Çamköy, Yeniköy, Karacaağaç, Çukurören, Alatepe, Balcılar, Söğütçük, Dereköy, Hasanlar ve Güllük köylüleri olarak geldik. Buradaki dava sadece İkizköy Akbelen’in sonucunu belirlemeyecek. Güzel yurdumun her köşesinde toprağı, havası, suyu, zeytini, çayı, fındığı ve emeği için mücadele eden bütün köylülerimize emsal bir karar olacak. Çünkü her yerde MAPEG tarafından ‘enerji politikaları’ ve ‘kamu yararı’ adı altında topraklarımıza her geçen gün el konuluyor. Bizler zeytinimiz, toprağımız, geçmişimiz ve geleceğimizi yaşatmak için bugün buradayız. Türkiye’nin farklı yerlerinden de yola çıkan köylülerimiz var. Yatağan Turgut’tan, Denizli Avdan’dan, Ordu Perşembe Yaylası’ndan, Fatsa, Ünye, Üçpınar, Giresun, Bulancak, Tirebolu, Sekü, Çatalağaç, Artvin, Cerattepe, Cankurtaran, Muş Varto, Çanakkale Kaz Dağları, Eskişehir, Tokat, Rize ve Sivas köylülerimiz yolda. Bugün burada sadece bize destek olmak için değil, aynı zamanda kendi mücadelelerini haykırmak, ne yaşadığımızı, ne çileler çektiğimizi ve bir avuç toprağımız için ne bedeller ödediğimizi Ankara’da, bu yağmurun altında bir kez daha anlatmak için bizimle olacaklar.
‘BİZLER BU İŞTEN ASLA VAZGEÇMEYECEĞİZ’
Her zaman ‘Köylü milletin efendisidir’ diyoruz. Mustafa Kemal Atatürk köylüyü yüceltmişti ancak şu anda köylü yerin dibine sokuluyor. Topraklarımız dinamitlerle patlatılıyor; elimizden alınmaya, çalınmaya çalışılıyor. Mezarlarımıza dahi ne ölümüze ne dirimize huzur bırakmadılar. Ama bizler bu mücadeleden asla vazgeçmeyeceğiz. Bugün burada verilecek emsal karar herkese umut olacak. Haklıyız, bu davada sonuna kadar haklıyız ve birlikteyiz. Burada sadece birler, onlar, yüzler değil; aslında yüz binleriz. Cesuruz çünkü kaybedecek bir canımızdan başka bir şeyimiz kalmadı, canımızı da bu yola feda ettik. 80-90 yaşındaki ninelerimiz, dedelerimiz ve gencecik çocuklarımız bugün burada bizimle. Söylenecek çok söz var… Bizi bugün burada yine yalnız bırakmadığınız için herkese tekrar çok teşekkür ediyoruz. Bugün bütün derdimizi, meramımızı tekrar tekrar anlatacağız. Memleketimiz kazanacak, bizler kazanacağız. Ya hep beraber ya hiçbirimiz.!”
‘BİZ BURAYA ADALET ARAMAYA GELDİK’
Yatağan Turgut’tan gelen Tayibe Demirel, burada yaptığı açıklamada, adalet istediklerini belirterek, şunları söyledi:
“Bundan 15 sene önce Termik Santrali’nin başındaki kişi, ‘Elinizde ne varsa, tarlalarınızı alacağız’ dedi. Ben kanser hastasıyım, astım ve bronşit hastasıyım. Kısmi felç geçirdim, aniden gelen rahatsızlık nedeniyle bu tarafım tutmuyor, zor yürüyorum. Şu anda köyümüzde gencecik insanlar kanserden ölüyor. Evimin önündeki 15 ağacım kurudu. Termik Santrali’nin dumanından dolayı köyde erik bile kalmadı. Ayvalarımız, ağaçlarımız, her şey kuruyor. İnsanları da böyle kurutuyorlar, üzerimize o zehri döküyorlar. Muğla Valiliği’ne şikâyet ediyorum, ‘Hiçbir şey yok efendim, biz denetim yapıyoruz’ diyorlar. Maalesef benim boğazım, sanki tuz ruhu içmişim gibi astım ve bronşitten tıkanıyor.
Ankara’da, Meclis’te güzel evlerin içinde otururken Milas ve Muğla yöresini neden haritadan silmek istiyorlar? Türkiye’nin her yerinden, Ankara’dan, İstanbul’dan bütün turistler oralara geliyor. Köyümüzde Osman Hamdi Bey’in izleri var, kaç bin yıllık Lagina Antik Kenti var. Onları değerlendirsinler, dünyadan turistler yağsın. Köylerimizi neden böyle yok ediyorlar? Hiçbir yatırım yapmıyorlar, adeta haritadan silecekler. Büyük bir adaletsizlik var, biz buraya adalet aramaya geldik. Köyümüzü, toprağımızı, zeytinlerimizi vermeyeceğiz. Bizi topraklarımızdan sürüp atamayacaklar. Danıştay ve sonraki mahkemeler kararlarını buna göre versin. Bu dava herkes için bir emsal dava olsun.”
‘BİZE BU YAPILANLAR REVA MI?’
Şerifan Yücel ise şunları söyledi:
“Ben de Yatağan Turgutluyum ve ben de kanser hastasıyım; 21 senedir bu hastalığı çekiyorum. Termik Santrali’nin dumanı eşimin akciğerlerini kapladı. Doktorlar, ‘Eşin maden ocağında mı çalıştı’ diye sorduğunda, ‘Hayır, eşim sigara dahi içmiyordu’ dedim. Termiğin zehrinden hepimiz kanser hastası olduk. Şimdi rahat da uyuyamıyoruz; evlerimizin, mezarlarımızın altına girdiler. Her gün stres içinde yaşıyoruz. Bize yapılan bu şeyler reva mıdır? Allah aşkına söyleyin. Sayın Cumhurbaşkanım bizi duysun, Akbelen’i duysun, bu köylüleri duysun. Herkes köyü için, meyvesi için, zeytini için mücadele ediyor. Zeytinsiz, yağsız, meyvesiz ülke olur mu? Biz ne yiyeceğiz, ne içeceğiz? Sizler ne yiyeceksiniz? Bu vatandaş ne yiyecek, söyler misiniz? Biz artık mücadele etmekten bıktık, yorulduk. Her gün yüreğimiz kan ağlıyor.”
