AKP’li Çelik, ‘boru’dan neden rahatsız? O günlerde neler yaşandı? Karargahtaki toplantıda Başbuğ neler söyledi?

FETÖ'nün siyasi ayağı konusunda AKP'yi işaret eden eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ'a AKP Sözcüsü Ömer Çelik, 2009 yılındaki meşhur toplantıyı hatırlatarak yanıt vermişti. Üzerinden 11 yıl geçmesine rağmen rahatsızlığını gizlemeyen Çelik'in FETÖ'nün kumpaslarının anlatıldığı toplantıdan neden rahatsız olduğu anlaşılamadı.

AKP’li Çelik, ‘boru’dan neden rahatsız? O günlerde neler yaşandı? Karargahtaki toplantıda Başbuğ neler söyledi?

Eski Genelkurmay Başkanı Org. İlker Başbuğ, katıldığı bir televizyon programında, FETÖ’nün siyasi ayağına işaret eden açıklamalarda bulunmuş ve kamuoyunda ‘geceyarısı operasyonu’ olarak bilinen 26 Haziran 2009’daki kanun teklifini hatırlatmıştı. AKP tarafından verilen teklifle ilgili Başbuğ, “Bu teklifi kim getirdi? Altındaki imzalara baksanız FETÖ’nün siyasi ayağını da bulursunuz. Tamamen FETÖ ile ilgili” dedi.

Başbuğ’un açıklamalarına AKP Sözcüsü Ömer Çelik’ten sert tepki geldi. Çelik, “Biz de siyasetçi olarak çıksak ‘Bu arkadaş görev döneminde şu işleri yanlış yapmıştır, eline boru alıp çıktığı basın toplantılarında şöyle bir manzara ortaya koymuştur’ gibisinde bir yaklaşım ortaya koysak olur mu?” dedi.

Çelik’in 11 yıl önceki söz konusu toplantıyı neden tekrar gündeme getirdiği anlaşılamadı.

Peki o dönem neler yaşandı? O toplantıda neler konuşuldu?

Türk Silahlı Kuvvetleri’ne yönelik FETÖ’nün büyük kumpas dalgasının en şiddetli devam ettiği 2009 yılında Türkiye, FETÖ’cü savcı ve polis şeflerinin marifetiyle toprak altında “bulunan” silah ve mühimmatları konuşuyordu. FETÖ medyasıyla birlikte hükümet medyası el ele verip, “Kazılan yerden Ergenekon Terör Örgütü”nün silahları fışkırıyor propagandası yürütüyordu. Bir yandan da TSK’nın en iyi yetişmiş vatansever subaylarına yönelik tutuklama dalgası devam ediyordu.

KARARGAHTA TOPLANTI

21 Nisan 2009’da, FETÖ’nün en önemli kumpaslarından biri İstanbul Poyrazköy’de yaşandı. Yapılan kazılarda toprak altından bir miktar silah ve mühimmat çıkartıldığı duyuruldu. Bu kazılar üzerine başlatılan soruşturmada onlarca asker tutuklandı.

Bunun üzerine kameralar karşısına geçen Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ, Genelkurmay Başkanlığı Karargahı’ndaki İnönü Toplantı Salonu’nda yaklaşık 2.5 saat süren bir basın toplantısı düzenledi. Toplantıda, Genelkurmay 2. Başkanı Orgeneral Hasan Iğsız, Genelkurmay İstihbarat Başkanı Korgeneral İsmail Hakkı Pekin, Genelkurmay Genel Sekreteri Tümgeneral Ferit Güler, İletişim Daire Başkanı Tuğgeneral Metin Gürak da hazır bulundu.

POYRAZKÖY KAZILARI

Başbuğ, bu toplantıda TSK’ya yönelik kumpası ortaya koymak için açıklamalarda bulundu. Toplantıda, toprak altından çıkartılan ve “mühimmat” olarak kamuoyuna duyurulan boş lav silahını eline alan Başbuğ, “Şimdi Beykoz Poyrazköy’de kazılar yapıldı. Beykoz Payrozköy’de yapılan kazıların bir tanesinde beş tane boş lav paketlenmiş olarak kazıda bulundu, gömülmüş. Şimdi yani bu boş lavın kullanma olanağı yok, kullanamazsınız. Ben de bu soruyu soruyorum; Acaba bunu yapanlar, gömenler kim?” demişti.

Askerler boş, kullanılmış lavların bir daha kullanılmayacağını bilir. Başbuğ, işe yaramayacak boş lavları toprak altına gömmenin anlamsızlığını anlatarak kumpası açıklamaya çalışmıştı.

‘BORU’ SÖZÜNÜ KULLANMADI

FETÖ’nün TSK’ya yönelik kumpaslarının şifrelerini vermek için düzenlenen bu toplantı tarihe “Başbuğ’un borulu toplantısı” olarak geçti. Ancak söz konusu toplantıda Başbuğ, “boru” sözünü hiç kullanmamıştı.

Toplantının ardından Başbuğ’a ve kurmay heyetine yönelik FETÖ saldırısı artarak devam etti ve devam eden yıllar için basın toplantısındaki tüm askeri yetkili FETÖ kumpaslarıyla tutuklandı.

BAŞBUĞ O TOPLANTIDA NELER SÖYLEDİ

Başbuğ o toplantıda özetle şunları söyledi:

“İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının bugüne kadar yürütmüş olduğu soruşturma kapsamında bulunan silahlar nelerdir? Bunun içine tabanca, tüfek ve av tüfeği giriyor, silah kavramının, 45 adet. 45 adet şu anda bu soruşturma kapsamında bulunan silah var.

Silah kavramını ortaya koyduktan sonra birinci önemli olan noktaya açıklıyorum; Bu bizim için çok önemli; Soruşturma kapsamında bugüne kadar bulunan 45 adet silahın hiçbirisi TSK’daki envantere dahil değildir, ait değildir. Bu bizim için çok önemli. Elbette kamuoyumuz, medyamız bu kavramları bilmediği için… Silahlar bulundu, doğru, 45 silah bulundu, ancak bu silahların üzerinde numarası var, yakalanan silahların hiçbirisi TSK’ya ait, envanterinde bulunan silah değildir. Bunu özellikle net olarak açıklıyoruz ve bunun doğru anlaşılmasını özellikle istirham ediyorum. Kime aittir? Ayrı bir konu. TSK’ya ait değil.

Bazıları, ki bir subayımızın üzerinde bulunan silahlar, kendi şahsi silahları, yani kayıtlı silahlar. Ha diğer silahlar nerelerden gelmiştir? Onu bütün konu yargıya intikal ettiği için tabi ki bunu kaynağı nereden gelmiştir, nereden satın alınmıştır yargı sonucunda çıkacak ama bizim konumuz değil o, elbette bizi de bir parça ilgilendiriyor. Bizim için önemli olan; bu silahların TSK’nın malı olup olmadığı, benim envanterimde olup olmadığı. Çünkü bunun bir noktada kendi envanterinizde, kendi malınız olması demek TSK’den çalınma anlamına gelir ki hanımefendiler de var burada onları ayrı tutarsak, hepiniz silahlı kuvvetlerde görev yaptınız. Silah, ordunun namusudur. Silah, bizim için çok önemlidir. Bunu bir kere net olarak sizlere ifade etmek isterim.”

MÜHİMMAT, BİR KERE KULLANILIR

Yorumlarda özellikle silah kavramıyla, silahlı kuvvetler arasında bağlantı kurulmaya çalışıldığını, bunun kesinlikle doğru olmadığını belirten Orgeneral Başbuğ, ikinci konunun mühimmat olduğunu ifade etti.
Çok çeşitli mühimmat olduğunu belirten Orgeneral Başbuğ, ”Özellikle bulunan mühimmatlarda önem arz eden lav, önemlidir, mühimmattır. Bulunan mühimmat kapsamında el bombası var, mühimmattır. Tüfek bombaları ve diğerleri. Mühimmat ne demektir? Önce onu anlamamız lazım. Mühimmat, bir kere kullanılır, ikinci kullanma olanağınız yok. Mühimmatı bir sefer kullanırsınız, biter. Dolasıyla mühimmat sarf malzemesidir” dedi.

NİÇİN ÖNEMLİ?

Orgeneral Başbuğ, sözlerini şöyle sürdürdü:

”Belki işin en zor noktalarından bir tanesi bu; Her mühimmatın üzerinde sadece kafile numarası var. Her mühimmatın, silahlarda olduğu gibi özel numarası yok, kafile numarası var. Kafile numarası demek, örnek; Silahlı Kuvvetler diyor ki ‘6 bin tane bana lav üret Makine Kimya Endüstrisi’. 6 bin lavı üretiyor ve ürettiği 6 bin lava aynı numarayı vuruyor. Bu önemli. Niçin önemli? Çünkü bulunan mühimmatın nereden çıktığını bulabilmemiz bizim için hayati öneme haiz. Ama mevcut sistemde kafile numarası sistemi olduğu için şu an bazı zorluklarımız var. Elbette bunlarla ilgili tedbirler aldık.”

Basın mensuplarına boş bir lav mühimmatı gösteren Orgeneral Başbuğ, ”Önemli olan bu, lavı mühimmat olarak kabul ediyoruz. Kavram önemli bizim için. Bu bir kere kullanılır, ikinci kullanma olanağınız yok. İki, sarf belgesini yazdığınız, imzaladığınız zaman bu kayıttan düşer. Bir de adetler tabi binlerce ve üzerinde sadece kafile numarası var” dedi.

‘KORKMAYIN BU BOŞ LAV’

Orgeneral Başbuğ’un basın mensuplarına ”korkmayın, bu boş lav” demesi salonda gülüşmelere yol açtı. Orgeneral Başbuğ, şunları söyledi:

”Kullanılmış lav, boş lav. Yani bu içindeki roket ateşlenmiş ve geride kalan alüminyum parça. Ha bu ne işe yarar? Belki eğitimlerde birliklerde kullanırsınız, onun dışında hiç bir işe yaramaz, çöpe atılır. Buna bir roket koyarak bunu ikinci defa kullanma olanağınız yok. Etkili mi? Etkili. Bu mühimmatı 200 metre mesafede kullanırsanız yaklaşık 30 santim zırhı deler. Etkili. Şimdi bu boş lav. Şimdi yeri gelmişken bir şeyi sizlerle paylaşmak isterim. Boş lavı ne yaparsınız? Ya eğitimde kullarsınız veya atılır imha edilir, yakılır genellikle. Şimdi Beykoz Poyrazköy’de kazılar yapıldı. Beykoz Payrozköy’de yapılan kazıların bir tanesinde beş tane boş lav paketlenmiş olarak kazıda bulundu, gömülmüş. Şimdi yani bu boş lavın kullanma olanağı yok, kullanamazsınız. Ben de bu soruyu soruyorum; Acaba bunu yapanlar, gömenler kim? İddiaları bilemiyorum, elbette yargıya gitmiş bir olaydır. Bu beş tane boş lavı niye gömdüler? Ben bunu anlamakta zorluk çekiyorum. Raporda da beş tane lavın boş olduğu belli, kullanılmış. Şimdi benim bunu sormaya hakkım var mı? Var. Ben soruyorum ama kesinlikle herhangi bir şeyim yok, ben sadece merak için soruyorum; Beş tane boş lav hiç bir işe yaramaz, niçin paketlenip, kim yaptı onu da bilemem, yargı çıkartacak, istiyoruz ki çıkartsın, onda hiç tereddütümüz yok. Peki nasıl oldu bu iş?”

ERGENEKON DAVASINI DEĞERLENDİRDİ

Orgeneral Başbuğ, Türk Silahlı Kuvvetlerinin ”Ergenekon” davasına ”genel bakışının nasıl olduğunun” sorulması üzerine de davanın özel isimle anılmasının yanlış olduğunu ve ilgili mahkemenin ”davanın özel izinle anılmaması yönünde kararı” bulunduğunu söyledi. Başbuğ, ”Hukuk devleti miyiz? Saygı göstereceğiz. İşimize geldiği zaman evet, işimize gelmediği zaman hayır. Bu noktanın altını çizmek isterim. Özel isimle bir davanın anılması doğru değil. Mahkeme kararı da olduğuna göre, buna hepimizin saygı göstermesi lazım” diye konuştu.

Orgeneral Başbuğ, 14 Nisan 2009’ta Harp Akademilerinde yaptığı konuşmada, ”Türk Silahlı Kuvvetleri olarak demokratik rejime bağlıyız ve saygılıyız. Bunda en ufak tereddüt olmamalı. Demokrasinin elbete en vazgeçilmez temel noktalarından bir tanesi yargı bağımsızlığı ve hukukun üstünlüğüdür” ifadesini kullandığını anımsatarak, anayasal düzen ve hukuk düzenini her ülke için çok önemli olduğunu vurguladı.

Bir ülkede anayasal ve hukuk düzeninde zafiyet varsa o ülkenin zor bir noktada bulunduğunu ifade eden Orgeneral Başbuğ, herkesin mevcut yargı sistemine ve hukuk düzenine zarar verecek davranışlardan kesinlikle kaçınması gerektiğini kaydetti.

MEDYA OLARAK KENDİNİZİ LÜTFEN SORGULAYIN

Türk Silahlı Kuvvetleri olarak yargıya ve hukuk sürecine dikkatli olmaya, dikkatli hareket etmeye azami şekilde dikkat ediyoruz” diyen Orgeneral Başbuğ, şunları kaydetti:
”Bu kapsamda Türk Silahlı Kuvvetleri olarak her zaman hukuka sonuna kadar güvenilmesi düşüncesindeyiz. Hukuka, hukuk sistemimize, yargıya sonuna kadar güvenmek zorundayız. Başka alternatifi yok. Bu herkes için geçerli.

Bazı konularla ilgili bu konulardaki düşüncelerimizi paylaşmak isterim. Sizlerle paylaşacağım düşünceler tamamen bu süreçte Silahlı Kuvvetleri kurum olarak ilgilendiren konular. Bazı konularda emekli ve muvazzaf personelimizi kişisel bazda ilgilendiriyor. Söyleyeceklerim yeni bir şey değil. Biz, ‘mahkemeler kesin karar verinceye kadar herkes suçsuzdur.’ Bu uluslararası bir hukuk kuralıdır. Bunu da ilk defa biz gündeme getirdik. Bu yürütülen soruşturma kapsamında, masumiyet karinesine tam uyuluyor mu? Cevap vermeyeceğim. Temel prensip, siz kesin karara ulaşmadan, iddialar üzerine. Yargı süreci devam ediyor, bekleyeceğiz, sabredeceğiz. Baştan itibaren kişileri suçlu ilan etmeye kimsenin hakkı yok. Kişilerin kişisel haklarını da zedeliyoruz. Yarın o kişiler, temenni ederiz beraat ederlerse bu kişilere verilen kişisel zararları kim kapatacak. Burada medyaya çok önemli görev düştüğü ortada. Medya bu konuda sağlıklı hareket etse, bu sorun ortada olmaz. Medya olarak siz de kendinizi lütfen sorgulayın.”

BİR TV KANALINDA 50 DAKİKA GÖSTERİLDİ

Orgeneral Başbuğ, ”soruşturmanın gizliliği” ilkesinin Türkiye’de gerçekten var olup olmadığının diğer bir tartışma konusu olduğunu, soruşturma ve yargılama yapılırken kurumların saygınlığına ve güvenliğine de zarar verilmemesi gerektiğini söyledi.

Poyrazköy’de bulunan mühimmat ve silahların bir televizyon kanalında 50 dakika gösterildiğini, 6-7 dakikalık aynı görüntü bandının 10 sefer gösterildiğini belirten Orgeneral Başbuğ, ”Haberle bir SAT ilişkisi ve bir kişiyle ilişki kuruluyor. Bu bir haber midir? Haberdir, kamuoyuna verilmelidir. Ama bunun 50 dakika, defalarca verilmesinin amacı nedir? Bu kurumlara zarar vermiyor mu? 50 dakika bu kazıların gösterilmesi acaba gerçekten bir habercilik midir? Yoksa kamuoyuna korku, karamsarlık vermek midir? Medyamızın haber vermekle bir taraftan kamuoyuna karamsarlık veriyor muyuz? Sorgulanmalı” diye konuştu.

Orgeneral Başbuğ, bir gazetenin, bir itirafçının konuşmalarını 5 gün yayımladığını da anımsatarak bunun da gerçekten habercilik olup olmadığını sordu. Haberlerle kurumsal bağ ilişkisi kurulmaya çalışıldığını ve bunun da Türk Silahlı Kuvvetlerini rahatsız ettiğini ifade eden Orgeneral Başbuğ, haberlerin veriliş şekli, süresi ve kamuoyunda yaratacağı etkinin de göz önüne alınması gerektiğini söyledi.

KİMİN SES BANDIYLA KARŞILAŞACAĞIZ DEDİĞİMİZ ORTAMA GELDİK

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Başbuğ, konuşmasını şöyle sürdürdü:
”Türkiye artık her sabah kalktığı zaman, acaba kimin ses bandıyla karşılaşacağız dediği bir ortama geldi. Ses bantları legal, kanuni yollarla mı olmuş? Hayır. O ses bantları gerçekten doğru mu? Hayır, bir kısmı belki doğru, bir kısmı belki ilave edilmiş. Bununla nereye gideceğiz. Bu da bizi çok rahatsız ediyor. İddianamelere bakıyoruz. İddianamede yer alan öyle konular var ki. Ben bir tanesini örnek vereceğim. Silahlı Kuvvetleri ilgilendirdiği için. İkinci iddianamede 1993 yılında Bingöl’de meydana gelen olayla ilgili bir gizli tanığın ifadesi var. Gizli tanık kimdir, ne kadar güvenilir. Bunun beyanı iddianamede yer almış. Alabilir. Ama şunu sormak bizim hakkımız, bu gizli tanığın vermiş olduğu ifadeyi siz o iddianamede geçen kişilerle bağ kurmanız lazım. Olay var, iddianamede suçlanan kişilerle olayın organik ilişkisi yok. O zaman niçin koydunuz? Sormaya hakkımız yok mu? Sadece gizli tanık, onu destekleyen delil de yok. Neticede bir şey konmuşsa iddianameye, o iddianame kapasında ismi geçen kişilerle, olaylarla onların bir ilişkisi olmalı ki bir anlam ifade etsin. Bu çok sık karşılaştığımız durum.

İddianamelere baktığımız zaman, bazı olayların sadece gizli tanık ve itirafçılara dayandığını görüyoruz. Gizli tanık artı itirafçılar. Bütün yan dosyaları incelemedik. Ama sadece, özellikle bazı konuların gizli tanık ve itirafçılara dayanmış olması da insanı bir noktada düşünme noktasına sürüklüyor. Bu hukuki süreç içerisinde genel olarak ifade edeceklerim bunlar. Yargı süreci devam etmektedir. Silahlı Kuvvetler olarak bizlerde bu süreci sabırla takip edeceğiz, yargı sürecine saygılıyız. Elbette sonuçlarını hep beraber yaşayacağız.’